Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2010 yılında “Her gün” tütün mamulü kullanan erkeklerin oranı % 39, kadınların ise % 12,3 idi. 2025 yılı sonunda erkeklerin
% 43,9’u ve kadınların % 17,5’i her gün tütün mamulü kullanmaktadır.
2010-2025 döneminde tütün mamulü kullanımındaki artış, kadınlarda % 5,2; erkeklerde ise % 4,9 olmuştur. Nispi artış 2010 yılına göre kadınlarda % 42,3 ve erkeklerde ise % 12,6’dır.
Tütün mamulü kullanım oranı erkeklerde hâlâ çok daha yüksektir. Ancak kadınlar arasındaki tütün mamulü kullanım hızı, erkeklere kıyasla yaklaşık 3 misli daha hızlı (oransal olarak %42,3’e karşı %12,6) artış göstermiştir.
Kadınlar arasındaki bu hızlı artışın çok farklı nedenleri olabilir. Akla uygun tahminlerden hareket edecek olursak, ekonomik özgürlük, pazarlama stratejileri, sosyal kabul, stres ve rol çatışması olabilir.
Kadınların iş hayatına katılım oranının ve ekonomik bağımsızlığının artması, tütün ürünlerine erişimlerini ve bütçe ayırma özgürlüklerini artırmıştır. Tütün şirketleri uzun süredir kadın tüketicileri hedef alan “İnce (slim)”, aromalı veya şık tasarımlı ürünleri “Modernlik, bağımsızlık ve zayıf kalma aracı” olarak pazarlamaktadır.
Geçmiş yıllarda kadınların tütün mamulleri/sigara içmesine yönelik var olan toplumsal baskı veya muhafazakâr bariyerler, kentleşmeyle birlikte büyük ölçüde kırılmıştır. Hem iş hayatında var olma, hem de aile sorumluluklarını yürütme yükü, kadınlarda stres faktörünü ve dolayısıyla tütün tabanlı “Başa çıkma mekanizmalarını” tetiklemektedir.
Erkeklerde ise oran zaten çok yüksek bir tabandan (%39) başladığı için oransal artış daha düşük kalmıştır. Erkek nüfusu Türkiye’de tütün pazarı açısından zaten “Doyma noktasına” çok yakındır. Kapalı alan yasakları, yüksek vergiler ve Yeşilay gibi kurumların profesyonel bırakma destekleri erkek popülasyonda bırakma eğilimini biraz daha fazla tetiklemektedir. Ancak yine de her iki erkekten birinin sigara içtiği gerçeği Türkiye’yi dünya sıralamasında üst sıralarda tutmaktadır.
En yoğun tütün tüketimi 25-44 yaş grubunda olmaktadır. Bu yaş grubu iş hayatının da en aktif ve stresli dönemi olarak kabul edilir. Daha da endişe verici olan “Elektronik sigara” ve “Isıtılmış tütün ürünlerinin” gençler arasında hızla yayılmasıdır. Bu durum, gelecekte kadın-erkek oranlarının birbirine daha da yaklaşacağına işaret etmektedir.
Tütün kullanımının yaşlılık dönemi üzerindeki dinamikleri, genç ve orta yaş gruplarındakinden çok daha farklıdır. Ağır sigara kullanıcılarının önemli bir kısmı 65 yaşını göremeden tütün kaynaklı kronik hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Yaşlı popülasyonda kalanlar, biyolojik olarak daha dirençli olanlar ya da sigarayı erken bırakanlardır. KOAH, kalp krizi, felç veya kanser gibi ciddi teşhis konulan yaşlılar, doktor baskısı ve ölüm korkusuyla sigarayı orta yaş grubuna göre çok daha yüksek bir oranla kalıcı olarak bırakmaktadır.
Genç nesilde kadın ve erkek sigara içme oranları – yukarıda belirtilen eğilim devam edecek olursa – birbirine yaklaşacaktır. Bugün ise yaşlı nüfusta geleneksel kadın-erkek tütün tüketici makası hâlâ açıktır.
Türkiye’nin 70-80 yıl öncesinin toplumsal yapısında yetişen bu kuşakta, kadınların sigaraya başlama oranı çok düşüktür. Dolayısıyla yaşlı kadın popülasyonunda tütün kullanımı neredeyse yok denecek kadar azdır.
Yaşlılıkta sigara içmeye devam eden veya geçmişte uzun yıllar içip bırakmış olan kitle, sağlık sistemi üzerinde en büyük maliyeti oluşturan gruptur. Yaşlı bir tütün ürünü kullanıcısı sadece sigaranın etkileriyle değil, yaşlılığın getirdiği doğal kayıplar, yüksek tansiyon ve diyabet gibi hastalıklarla eş zamanlı mücadele eder. Bu durum tedavi süreçlerini çok daha karmaşık hale getirir. Yaşlılar zamanlarının çoğunu evde geçirdikleri için, evdeki diğer bireylerin sigara dumanına maruz kalarak (pasif içicilik) kronik solunum yolu hastalıklarını hızlandırırlar.
Devletlerin tütün gibi ölümcül zararları kanıtlanmış bir ürünün üretimine ve satışına izin vermesi, ekonomik, sosyal ve yasal dengelerin bir arada yönetilmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Tamamen yasaklamak ilk bakışta en doğru çözüm gibi görünse de, pratikte çok daha büyük krizlere yol açmaktadır.
Sigara tamamen yasaklandığında, üretim ve dağıtım tamamen mafya, karteller ve terör örgütlerinin eline geçer. Kaçak üretilen sigaraların içinde kimyasal atıklar, fare zehiri ve ağır metaller gibi denetlenmeyen çok daha tehlikeli maddeler yer alır. Devlet, yasaklayarak halkı korumaya çalışırken, aslında daha kalitesiz ve zehirli ürünlere mahkûm etmiş olur. ABD’de 1920’lerdeki “Alkol yasağı” döneminde tüketim durmamış, aksine organize suç liderleri devasa güç kazanmış ve devlet otoritesi sarsılmıştır.
Türkiye dâhil birçok ülkede, bir paket sigara fiyatının yaklaşık %80-85’i vergilerden oluşur. Bu vergilerden elde edilen milyarlarca lira; eğitim, altyapı, savunma ve hatta tütünün yol açtığı hastalıkların tedavi edildiği sağlık sistemi için kaynak olarak kullanılır. Aniden kesilecek böyle bir gelir, kamu maliyesinde büyük bir sorun yaratır.
Tütün tarımı yapan yüzbinlerce çiftçi, tütün kurutma tesisleri, lojistik firmaları, paketleme fabrikaları ve en önemlisi bu ürünleri satan milyonlarca bakkal ve bayi mevcuttur. Sektörün kapatılması, zincirleme bir ekonomik krize ve çok ciddi bir istihdam sorununa yol açar.
Devlete düşen görev bireyin yerine karar vermek değildir. Onu bilgilendirmek, uyarmak ve reşit olmayanları korumaktır. Tamamen yasaklama modeli totaliter bir yaklaşım olarak görüldüğünden, devletler bunun yerine tüketimi sınırlandırma stratejisini (fiyatları artırma, reklam yasağı, kapalı alan yasağı) seçerler.
Böyle düşünüyor Gerontoloji. Bizden söylemesi...