GERONTOLOJİK BAKIŞ

Bugünün “Katil” Çocuğu, Yarının “Katil” Yaşlısı Olabilir mi?

Sabah programında günün gazetelerinden haberleri okuyan bayan sunucu, geçen gün bir çocuğun başka bir çocuğu öldürmesiyle sonuçlanan haberi okurken, önce sesi titredi, sonra gözleri doldu. Olay, ne ilk defa oluyordu ve herhalde ne de son defa. Toplumumuzda çocuklarımız git gide şiddete eğilim kazanıyorlar. Ve bu çocuklar hep çocuk olarak kalmayacaklar.

Türkiye'de çocukların fail olduğu cinayet vakaları, toplumsal yapıda derin yaralar açıyor ve çok boyutlu incelenmesi gereken trajik bir olgu olarak karşımıza çıkıyorlar. Güncel sosyal psikolojik araştırmalara ve adli verilere dayanarak, çocuğun çocuğu öldürmesi durumu farklı üst başlıklar altında mutlaka analiz edilmelidir.

Çocukları şiddete ve cinayete iten faktörler tek bir nedene indirgenemezler. Genellikle birden fazla etkenin birleşimi ile ortaya çıkmaktadırlar. Dijital şiddet ve oyunlar, denetimsiz internet kullanımı, çocukların şiddeti bir sorun çözme aracı olarak görmesine yol açmaktadır.

Özellikle şiddet içerikli oyunlar ve sosyal medya akımları, çocuğun empati duygusunu yok etmektedir. Silaha kolay erişim, evlerde bulunan ruhsatsız veya korunmasız ateşli silahlar, çocukların anlık öfkesiyle birleşince telafisi imkânsız sonuçlara dönüşmektedir. Parçalanmış aile yapısı ve ihmal, sevgi eksikliği, aile içi şiddete tanıklık etme veya ebeveyn denetiminden yoksun büyüme, çocuğun suça eğilimini arttırmaktadır. Uzun süre akran zorbalığına maruz kalan çocukların biriktirdikleri öfkeyi kontrol edemeyerek, şiddetli patlamalar yaşaması sık rastlanılan bir durumdur.

Bir çocuğun başka bir çocuğu öldürmesi, her iki tarafın ailesi ve toplum için yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye'de 12-18 yaş arası çocuklar “Suça sürüklenen çocuk” statüsünde yargılanmaktadır. Ceza indirimleri uygulansa da, bir çocuğun hapis hayatıyla tanışması rehabilitasyon sürecini zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan bu çocukların sırf çocuk oldukları için ceza indiriminden yararlanmalarına karşı çıkan büyük bir kitle de oluşmuştur. Bu kitle, fail çocukların çocuk statüsüyle değil, yetişkin statüsüyle yargılanmalarını talep etmektedir.

Bu tür olaylar mahallelerde ve okullarda derin bir güvensizlik ortamı yaratmaktadır; diğer çocukların psikolojik gelişimini olumsuz etkilemektedir. Hem hayatını kaybeden çocuk, hem de hapse giren fail çocuk, toplum için “Kayıp bir nesil” anlamına gelmektedir.

Bu trajedilerin önüne geçmek için devlet, okul ve aile arasında daha güçlü bir işbirliği şarttır. Okulların psikolojik danışmanlık ve rehberlik kapasitesi arttırılmalı, şiddet eğilimi taramaları veya testleri düzenli olarak yapılmalıdır. Medyada şiddet sınırlandırılması gerçekleştirilmelidir, dizilerde ve haberlerde şiddetin estetize edilmesinin önüne geçilmelidir. Erken müdahale programları ile risk altındaki çocuklar, parçalanmış aile çocukları, okulu terk riski olanlar erkenden tespit edilerek, sosyal hizmetler tarafından takibe alınmalıdırlar.

Çocuk cinayetlerini önlemek sadece polisiye tedbirlerle değil, merhamet ve empati odaklı bir eğitim sistemi ve sağlıklı bir aile yapısıyla mümkündür. Çocuğun eline silah veya nefret değil, kitap ve sevgi verilmelidir.

Bu “Katil çocuklar” da bir gün yaşlanacak. Meselenin en can yakıcı ve üzerinde en az durulan boyutlarından biri budur. Bugün “Suça sürüklenen çocuk” olarak adlandırılan bu bireylerin yaşlanma sürecine girmesi, hem bireysel vicdanlar, hem de toplumsal rehabilitasyon açısından düşünülmelidir. Çocukken bir akranının canını alan bir çocuğun “yaşlanma” sürecinde karşılaşacağı sorunları önceden kestirmek zordur, ama herhalde yaşı ilerledikçe, işlediği cinayetin hem kendisi, hem de karşı taraf açısından doğurduğu sonuçların muhakemesini şu veya bu şekilde yapacağını tahmin edebiliriz.

Ömür boyu süren vicdan azabı ve hiçbir zaman üzerinden atamayacağı “fail” veya “katil” kimliği, onun karakterinde belirleyici olacaktır. Bir çocuk, yetişkin bir suçlunun aksine, kişiliği henüz tam oturmamışken bu suçu işlemiştir. Yaşı ilerledikçe, bilişsel gelişimi tamamlandığında, yaptığı eylemin (cinayet) ağırlığını çok daha derin ve şiddetli bir şekilde hissedecektir. Bir gün yaşlandığında sadece “katil” damgasıyla değil, aynı zamanda kendi çocukluğunu da mahvetmiş, deyim yerindeyse kendi çocukluğunu da “katletmiş” olduğu gerçeğiyle yüzleşecektir.

Bu durum, onun ileri yaşlarda sadece ağır depresyona sürüklenmesine ve psikolojik çöküntüye yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda belki de yaşlılık döneminde de, bu ağır yükün altında ezilmenin getirdiği duygularla yeniden yeni suçlara yönelecektir.

Eğer bu çocuklar cezaevi sürecinde veya sonrasında yeterli rehabilitasyon almazlarsa, yaşlandıkça şiddeti bir yaşam biçimi olarak kanıksayabilirler. Şu anda şüphesiz toplumda ufak bir azınlığı teşkil eden “Katil Çocuklar”, yarının yaşlı nüfustaki azınlığı teşkil edecek olan “Katil Yaşlıları” olacaktır. Bugünün katil çocukları, yarının katil babalarını ve katil dedelerini meydana getirebilirler.

Böyle düşünüyor Gerontoloji, bizden söylemesi...

Yayın Tarihi
11.02.2026
Bu makale 53 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!