GERONTOLOJİK BAKIŞ

Yaşlanan "Alıntı Aristokratları"

Başkalarının aklıyla parıldamaya çalışan, kendi zihnini ise adeta nadasa bırakmış olan “Alıntı aristokratları”, entelektüel dünyanın en komik figürleridir. Kendi ağızlarından tek bir özgün cümle duyamazsınız; çünkü onlar, ünlü şahsiyetlerin düşünce kırıntılarını toplayan ayaklı bir antolojidir. Kahve sohbetinde sanki dün akşam Einstein ile akşam yemeği yemiş ya da Nietzsche ile dertleşmiş gibi bir edayla havaya girerler. Kendi sığ fikirlerini örtecek bir incir yaprağı bulamadıklarında, hemen heybelerinden bir filozofun veya popüler bir ismin vecizesini çıkarıp ortaya fırlatırlar. Ünlülerin laflarını birer zırh gibi kuşanıp cehaletlerini gizlemeye çalışırken, aslında başkalarının gölgesinde yaşayan birer “Düşünce papağanı” olduklarını ve kendi fikirleri adına bir hiçlik taşıdıklarını asla fark etmezler.

Bu “Çakma filozoflar”, Kant’ın adını doğru dürüst telaffuz edemezken, insanlığa ahlak dersi vermeye kalkan, entelektüel dünyanın en zavallı taklitçileridir. Kitapçıda arka kapak yazısını okuyup masaya geldiklerinde kendilerini Schopenhauer’in varisi sanırlar. Hayatlarında tek bir felsefi metni baştan sona sindirememişlerdir. Buna rağmen, sırf derin görünmek adına her tartışmanın ortasına “Nietzsche der ki…” diye dalarak adeta bir “Alıntı otomatı” gibi çalışırlar. Kendi sığ zihinlerinde üretebildikleri tek bir orijinal fikir bile yoktur.  Ancak başkalarının yüzyıllar önce söylediği lafları cımbızlayıp satarak, entelektüel fiyaka yapmaya bayılırlar. Bu felsefe karikatürleri, antik çağ bilgelerinin gölgesinde cehaletlerini gizlemeye çalışırken, aslında sadece ezberci birer düşünce papağanı olduklarını ve felsefenin o derin dünyasında sadece komik birer dekor olarak kaldıklarını asla fark edemezler. 

Hoimar von Ditfurth (1921–1989), Alman Psikiyatri ve Nöroloji Profesörü ve tanınmış bir bilim gazetecisiydi. Özellikle karmaşık bilimsel ve evrimsel konuları anlaşılır bir şekilde açıklama ve aynı zamanda felsefi bir bakış açısıyla ele alma yeteneğiyle ünlendi. "Mantıksızlık, mantık tarafından hiçbir şekilde sarsılamaz" sözü, ölümünden sonra yayınlanan *Neandertal'in Mirası* adlı eserinden gelmektedir.

Bununla ne demek istiyor? Von Ditfurth bu fikirle, ikna edici, rasyonel kanıtlarla karşı karşıya kaldığında bile, insanların irrasyonel inançlara (batıl inançlar, ideolojiler) bağlı kalma eğilimini eleştiriyor. Başlıca noktaları şunlardır: Mantıksızlığı savunanlar bunu genellikle entelektüel hatadan değil, duygusal nedenlerden (inanç, korku, hayal kurma) dolayı yaparlar.

Ancak duygular, tamamen olgusal argümanlara karşı bağışıklıdır. Dünya görüşü mantıksız olan insanlar, bakış açılarını gerçeklere göre ayarlamazlar. Bunun yerine, gerçekliği inanç sistemlerine uydurmak için bükerler. Mantıklı argümanlar, bir tehdit olarak algılandıkları için etkisizdir. Bir doğa bilimci olarak von Ditfurth, insan düşüncesinin hâlâ evrimsel davranış kalıplarına ("Neandertal" zihniyeti) derinden bağlı olduğu konusunda sık sık uyarıda bulunmuştur. Saf akıl (mantık), derinden yerleşmiş irrasyonel inançları düzeltmek için genellikle yetersizdir.

Gerontoloji ve yaşlılık psikolojisi, gençliğinde başkalarının aforizmalarıyla entelektüel fiyaka yapan bu “Alıntı aristokratlarının”, yaşlandıkça nasıl birer karikatüristik figüre dönüştüğünü bilimsel olarak açıklayabilir. Gençlikte bir “Savunma mekanizması” olan bu durum, yaşlılıkta psikolojik bir zorunluluğa dönüşür. Gençlikte yeni fikirlere açık olmadıkları için ünlülerin laflarını ezberlerler.

Yaşlılıkta ise bu kalıcı hale gelir. Artık yeni hiçbir bilgiyi, felsefi akımı veya toplumsal değişimi algılayamazlar. “Alıntı aristokratları” yaşlandıkça kendi cümleleriyle argüman geliştirmekte, kelime bulmakta ve mantık zinciri oluşturmakta zorlanır.  Yaşlanan “Alıntı aristokratları”, dünyadaki otoritesini ve kontrolünü kaybettikçe dehşete düşer. Kendi sözlerinin toplumda bir ağırlığı kalmadığını hissettiğinde, arkasına tarihsel otoritelerin (Platon, Kant, Marx vs.) gölgesini alır. Kendi yetersizliğini, ölmüş filozofların büyüklüğüyle eşitleyerek narsistik bir tatmin yaşar.

Bu kişiler yaşlandıkça yeni bir şey üretmezler, ama gençlikten beri heybelerinde taşıdıkları o eski alıntıları adeta birer antika eşya gibi parlatıp parlatıp çevrelerine satarlar. Yaşları ilerlediği için toplumun onlara duyduğu doğal saygıyı istismar ederek, bu çakma entelektüelliği “Bilgelik” gibi pazarlamaya çalışırlar.

Aslında bu durumla dalga geçerken, kendi içimdeki o muzip ve öğrenmeye aç “Taklitçiyi” de sevgiyle selamlıyorum. İnsan olarak hepimiz bazen büyük düşünürlerin gölgesine sığınır, onların güçlü kelimeleriyle kendi zihnimizi ısıtırız. Bu durum, ömür boyu öğrenerek gelişme yolculuğumuzun doğal bir parçasıdır. “Kendi sesimizi” bulmaya çalışırken “Başkalarının şarkısını” mırıldanmamız, entelektüel yolculuğumuzun sadece eğlenceli bir başlangıç aşamasıdır. Önemli olan, bu alıntıları birer maske değil, kendi özgün fikirlerimizi inşa edeceğimiz sağlam birer iskele olarak görebilme gücünü kendimizde bulabilmemizdir.

Böyle düşünüyor Gerontoloji. Bizden söylemesi...

Yayın Tarihi
08.07.2026
Bu makale 96 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!