GERONTOLOJİK BAKIŞ

Genel Gerontoloji

Gerontolojik araştırmaların amacı, sağlıklı ve ağrısız yaşlanmayı mümkün kılmaktır. Yaşlanma süreci farklı hızlarda ilerler. Önce kas gücünde azalma, daha sonra endokrin bezlerinin fonksiyonlarında bozulma, ardından duyu organlarının performansında azalma ve son olarak hafıza veya konsantrasyon gibi zihinsel fonksiyonlarda bozulma görülür. Bireysel açıdan yaşa bağlı olarak çok çeşitli performans olanakları mevcuttur. Bilgi ve yaşam tecrübesi, olgun bir insanın sahip olduğu ve fiziksel performanstaki kaybı telafi eden psikolojik üstünlüğü yaratır. Hastalıklar yaşlanmayı hızlandırır; klinik gerontolojik araştırmalar, diğer desteklerin yanı sıra, yaşlanma süreçlerinin doğasını anlamayı ve sağlığı korumak için, buna uygun pratik uygulamalar bulmayı amaçlamaktadır. Geriatri, yaşlanan insanların tıbbi bakımını ifade eder. Gerontoloji ise yaşlanma bilimidir.
Büyük Britanya'da, pratisyen hekimlerin yaptığı 4 ev ziyaretlerinin 3’ü ve hemşirelerin yaptığı 9 ev ziyaretlerinin 8’i 65 yaş üstü kişilere yapılmaktadır. ABD'de, 65 ila 74 yaş arası yaşlıların hastalık oranları yıllardır düzenli olarak izlenmektedir. Diğerlerinin yanı sıra, %43'ünde kardiyovasküler hasar, %22'sinde eklem hastalıkları ve romatizmal hastalıklar, %16'sında hareket kısıtlılığı veya felç, %10'unda ise görme bozukluğu görülmektedir. Kronik hastalığı olmayanların %43'ü 45-54 yaş grubunda, %36'sı 55-64 yaş grubunda, %26'sı 65-74 yaş grubunda ve sadece %17'si 75 yaş ve üzeri grupta bulunmaktadır. Hollanda'da yapılan bir araştırmaya göre, 55 yaş üstü kadınların %55'i düzenli olarak doktora gidiyor ve %65'i düzenli olarak ilaç kullanıyor. Erkekler için bu oran %15 daha düşüktür. Önleme çalışmalarının temeli, bu hastalık ve ölüm verilerinden kaynaklanmaktadır.
Birincil korunma/önleme, genellikle yaşlılıkta çok geç kalır. Bununla birlikte, ikincil korunma/önleme, kontroller sırasında, önceden var olan anormalliklerin tespit edilmesini ve erken tedavi ile yönetilmesini gerektirir. Örnekler arasında:

  • Yüksek tansiyon ve kolesterol seviyeleri (kalp krizi riski),
  • Patolojik idrar bulguları (şeker, tümör hücreleri, kan izleri),
  • Kanser öncesi lezyonlar (cilt, ağız, genital bölge veya rahim ağzı, tiroid bezi, meme lenf düğümleri, polipler, örneğin gırtlakta),
  • Artmış göz içi basıncı (katarakt),
  • Balgam ve dışkıda değişiklikler (akciğer, mide ve rektum kanseri, bağırsak polipleri),
  • Dolaşım bozuklukları, ayak bileği ve kaval kemiği önünde ödem (kalp kası bozuklukları),
  • Yükleme ile ortaya çıkan uyuşukluk ve siyanoz (dolaşım veya akciğer yetmezliği),
  • Ciltte renk değişikliği (karaciğer hasarı) ve denge bozuklukları yer almaktadır.

20. Yüzyılın başından bu yana, Türkiye’de de gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi, nüfusun yaş dağılımında tipik değişiklikler yaşanmıştır: 15 yaşına kadar olan gençlerin oranı 1900'de yaklaşık üçte bir seviyesinden, bugün yaklaşık beşte birine düşerken, 65 yaş üstü kişilerin oranı toplam nüfusun %6'sından yaklaşık %12'sine yükselmiştir. Yaşlı insanların sayısı sürekli artıyor; İsveç'te 7 milyonluk nüfusun yaklaşık %10'u 67 yaşın üzerinde; Viyana nüfusunun dörtte biri 60 yaşın üzerinde; %18'i ise 65 yaşın üzerindedir. Almanya'da şu anda 65 yaş ve üzeri kişilerin sayısı, geçen yüzyılın ortalarına kıyasla 4 kat daha fazladır. İsviçre'de ise, her 6 vatandaştan biri 60 yaşın üzerindedir. Henüz geçen yüzyılın sonlarına dek genç nüfusuyla övünen Türkiye’de, bugün 85 milyonluk nüfusun yaklaşık %11’i 65 yaşını aşmıştır. 
Ortalama yaşam süresi şimdilik ülkemizde artmaya devam edecek; modern sanayileşmiş ülkeler arasında giderek sağlam yer edinmeye başlayan Türkiye’nin verimliliğindeki hızlı artış büyük ölçüde bu gerçeğe bağlanabilir. Son 100 yılda, gelişmiş ülkelerin çoğunda ortalama yaşam süresi erkeklerde yaklaşık 30 yıl, kadınlarda ise 30 yıldan fazla artmıştır. İskandinavya ve Hollanda, 1990’lı yılların başında ortalama yaşam süresinin en yüksek olduğu ülkelerdi. Ancak bu “En uzun yaşam süresi” zamanla değişmektedir. Bugün Japonya en uzun ömürlü insanların yaşadığı bir ülkedir. Her halükarda 75 ile 100 yaş arası dönem, yaşamın biyolojik sınırı olarak kabul edilir.
Nüfusun yaşa bağlı değişiminin geniş kapsamlı sosyal sonuçları vardır. Örneğin İsviçre'de, yaşlılık ve dulluk aylığı sigortasından “Temel emekli” maaşı, yasal olarak garanti altına alınmıştır ve kanton düzeyinde ek yaşlılık yardımları sağlanması olasılığı da bulunmaktadır. Sağlık sigortası, hastalık durumunda ilgili tedavi ve ilaç masraflarını karşılar. Almanya ve İskandinav ülkelerinde de kapsamlı “Temel gelir” güvencesini hedefleyen benzer yasal düzenlemeler yürürlüğe girmiştir. İsveç'te, 67 yaşından itibaren tüm nüfusun katkısıyla finanse edilen ulusal emeklilik sistemi bulunmaktadır. Yaşlıların sosyal sorunları, yaşlılara yönelik danışma merkezleri, yaşlı kulüpleri, yaşlılar için vakıflar, iş bulma kurumları, gündüz bakım merkezleri, ısınma merkezleri ve tatil evleri gibi çeşitli yollarla ele alınmıştır. Ulusal ve uluslararası kuruluşlar, yaşlanmayla ilgili sosyal sorunları ele alıyorlar.
Türkiye’de de yaşlanan nüfusa yönelik yeni girişimlere rastlıyoruz. Emekli aylıklarının enflasyona göre ayarlanması, palyatif klinikler, dulluk aylığı, 65-yaş-aylığı, bakım aylığı, bazı illerde Alzheimer gündüz bakım merkezleri ve yaşlılar için eğitim (60+Tazelenme Üniversitesi) gibi hizmetler sunulmaktadır. Ancak hâlâ “bakım sigortası” eksiktir. Sosyal güvenlik sistemimize 2000 yılından beri önerdiğim bakım sigortasının eklenmesi, bakıma muhtaçlık sorunu olan insanların ve ailelerinin üzerindeki yükü büyük ölçüde azaltacaktır ve toplumsal dayanışmayı güçlendirecektir.
Böyle düşünüyor Gerontoloji…Bizden söylemesi...

Yayın Tarihi
14.01.2026
Bu makale 46 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!