CESUR KALEM

Yangın Çıkmasını Bekleyen Devlet Olmaz!

Her yıl aynı görüntü, aynı açıklamalar, aynı vaatler… Peki değişen ne? Antalya yanıyor! Ormanlarımız yanıyor, doğamız yanıyor, geleceğimiz yanıyor. Ve biz yine aynı filmi seyrediyoruz. Gökyüzünü kaplayan duman… Alevlerin içinde kalan ormanlar… Evlerini terk etmek zorunda kalan vatandaşlar…

Her yıl aynı görüntü, aynı açıklamalar, aynı vaatler… Peki değişen ne?

Antalya yanıyor! Ormanlarımız yanıyor, doğamız yanıyor, geleceğimiz yanıyor.

Ve biz yine aynı filmi seyrediyoruz. Gökyüzünü kaplayan duman… Alevlerin içinde kalan ormanlar… Evlerini terk etmek zorunda kalan vatandaşlar…Ve can havliyle oradan oraya koşan hayvanlar… Canını dişine takarak mücadele eden orman işçileri, itfaiyeciler, gönüllüler…

Sonra kameralar…Toplantılar…Açıklamalar… “Gerekli müdahale yapılıyor.” “Yangın kontrol altına alınmaya çalışılıyor.” “Ekiplerimiz teyakkuz halinde.”

Ve birkaç gün sonra…Unutuyoruz! Hayatın olağan akışı içerisinde sorumlular; bir sonraki yangına kadar normal hayatlarına dönüyor!

Şimdi soruyorum: Her yıl aynı felaketi yaşıyorsak, neden hâlâ aynı yöntemlerle mücadele ediyoruz?

Yangın çıkmasını bekleyen devlet olmaz. Devletin asıl görevi yangını çıkmadan önce önlemektir. Risk bölgelerini bilmek… Riskli alanları sürekli denetlemek…Elektrik hatlarını kontrol etmek… Orman yollarını açık tutmak… Yangın emniyet şeritlerini zamanında hazırlamak… Kırsal yerleşimleri yangına karşı hazırlamak…Erken uyarı ve gözetleme sistemlerini güçlendirmek…Yerel yönetimlerle koordinasyonu sağlamak… Ve yangının ilk dakikalarında müdahale edebilecek kapasiteyi hazır tutmak…Bunların hepsi devletin yani Valilik makamının görevidir. Yangın başladıktan sonra “müdahale ediyoruz” demek yetmez. Önemli olan neden önleyemediniz sorusuna cevap verebilmektir.

Antalya her yaz neden aynı kâbusu yaşıyor? Antalya'nın iklimi, coğrafyası ve orman yapısı dikkate alındığında yangın riskinin yüksek olduğu biliniyor. Tıpkı Ege ve Akdeniz’in diğer illeri gibi.  O halde yetkililere soralım: Neden risk haritaları kamuoyuyla yeterince paylaşılmıyor? Neden yangın riski taşıyan bölgelerde altyapı sürekli denetlenmiyor? Neden ormanla yerleşim alanlarının iç içe geçtiği bölgelerde daha güçlü önlemler alınmıyor? Neden vatandaşların yangın konusunda sürekli ve sistematik biçimde bilinçlendirilmesi sağlanmıyor? Neden yangın sonrasında değil, yangın öncesinde gündem oluşturulmuyor? Bunlar siyasi polemik soruları değildir. Bunlar kamu yönetiminin temel sorularıdır.

Antalya Valiliği'nin sorumluluğunu da konuşmak zorundayız. Valilik elbette yangın söndürme makamı değildir ama Antalya'da devletin yerel koordinasyon makamıdır. Bir vatandaş olarak sormak ve öğrenmek durumundayım: Antalya'nın yangın eylem planı nedir? Hangi ilçeler yüksek risk altında? Hangi yerleşimlerde tahliye planı hazır? Hangi bölgelerde altyapı kaynaklı yangın riski bulunuyor? Kurumlar arasında koordinasyon nasıl sağlanıyor? Yangın sonrası yapılan değerlendirmeler kamuoyuna ne ölçüde açıklanıyor? Valilik makamı yalnızca yangın çıktığında sahaya çıkıp fotoğraf vermek için değildir. Kriz çıkmadan önce krizi yönetmek için vardır.

Orman teşkilatımızın yangınlarla mücadelede büyük bir yük taşıdığı açıktır. Yangınlarla mücadele eden personelin hakkını teslim etmek gerekir. Ancak kurumları eleştirmek, sahada mücadele eden emekçileri suçlamak anlamına gelmez. Tam tersine… Yangınla mücadele eden insanlara daha güçlü bir sistem sağlanmasını istemektir.

Orman yolları…Su kaynakları…Gözetleme sistemleri…Hava araçları…İlk müdahale ekipleri… Personel… Teknoloji… Bütün bunların yeterliliği her yıl yeniden değerlendirilmelidir. Yangın bir kader değil; ihmalin, yetersiz planlamanın ve en önemlisi ORMAN KÖYLÜSÜNÜ, yerel halkı yangın yönetiminin asli parçası yapmayan anlayışın sonucudur.

Büyükşehir ve ilçe belediyeleri de sorumluluktan kaçamaz. Bu meselede merkezi hükümeti eleştirmek kadar yerel yönetimleri de sorgulamak gerekir. Çünkü yangın yalnızca ormanın içinde kalmıyor. Kırsal yerleşimler, tarım alanları, yollar, enerji altyapısı ve kent çeperleri de yangın tehdidi altında. Bu durumda Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri; “Bu bizim görevimiz değil” diyerek kenara çekilemez.

Ortak afet planları…İtfaiye kapasitesi… Kırsal mahallelerde müdahale araçları…

Su depoları… Tahliye güzergâhları… Gönüllü ekipler… Yerel erken uyarı sistemleri… Bunların tamamı merkezi hükümetin temsilcisi valilik makamı ile planlanmalıdır. Antalya'nın yangın meselesi kurumlar arası görev kavgasıyla çözülemez.

Yangınlarda iktidarın daha büyük bir sorumluluğu bulunmaktadır. Çünkü devletin bütçesini, yatırım önceliklerini ve ulusal politikaları belirleyen siyasi iktidardır. Eğer Antalya her yıl yangın tehdidiyle karşı karşıyaysa, mesele yalnızca birkaç kurumun operasyonel başarısı veya başarısızlığı değildir. Bu aynı zamanda bir devlet politikası meselesidir.

Bir de siyasilerin; kameralar eşliğinde yangın yerinde boy göstermesi, sağa sola talimat vermesi, bunu da fotoğraf vererek sosyal medyada paylaşması tepki ile karşılanıyor. Eğer onlar olmasa görevliler daha rahat çalışacak, işlerini daha iyi yapacaklar. Önce hesap verin! Ne yaptınız? Ne yapmadınız? Neden yapmadınız? Gelecek yıl neyi değiştireceksiniz?

Vatandaşın merak ettiği konulardan birisi de Yanan ormanın yerine ne geleceğidir. Yanan alanlar nasıl korunacak? Nasıl rehabilite edilecek? Kim tarafından denetlenecek? Bu alanların geleceği konusunda hangi kararlar alınacak? Çünkü Antalya'nın doğal zenginlikleri yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de hakkıdır. Yanan alanların ranta kurban gitmemesi ve betona dönüşmemesi için toplumun şeffaflık ve denetlenebilir uygulamalar talep etmesi en doğal hakkıdır.

Artık vatandaşa “geçmiş olsun” demek yetmiyor. Yangınlarla ilgili çözüm istiyor. Sistem istiyor. Şeffaflık istiyor. Hesap verebilirlik istiyor. Bilimsel yönetim istiyor. Koordinasyon istiyor. Ve en önemlisi; aynı acıyı her yıl yeniden yaşamak istemiyor.

Yangınların çıkış nedenlerini konuşurken bütün sorumluluğu devlete yüklemek de doğru değildir. Vatandaşın da sorumluluğu vardır. Ormana atılan bir izmarit…Kontrolsüz yakılan ateş…Tarım faaliyetlerindeki dikkatsizlik… Anız yangınları… Cam ve yanıcı maddeler… Bilinçsiz insan davranışları… Bunların her biri felaketin başlangıcı olabilir. Lakin vatandaşın sorumluluğu olması devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Son söz; Devletin görevi, vatandaşın hatasının veya yangını bilinçli çıkaran hainlerin eylemlerinin felakete dönüşmesini engelleyecek sistemleri kurmaktır. Gerisi boş laftır.

Yayın Tarihi
13.09.2026
Bu makale 148 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!