GERONTOLOJİK BAKIŞ

Yaşlılık, Dindarlık ve Kuran’da Bilimsel Ayetler

İnsanların yaşlandıkça dine yöneldikleri görüşü doğru değildir; ülkemizdeki “Şöhretlerin rezalet geçidi”ni andıran olayları gördükçe, yaş ile inanç arasında doğal bir ilişki kurmanın anlamsızlığı bir kere daha ortaya çıkıyor.

İnsanların yaşlandıkça dine yöneldikleri görüşü doğru değildir; ülkemizdeki “Şöhretlerin rezalet geçidi”ni andıran olayları gördükçe, yaş ile inanç arasında doğal bir ilişki kurmanın anlamsızlığı bir kere daha ortaya çıkıyor.

Dinsel inanç, önce kişinin ailesinde başlar; aile eğitimi dine yönelimin temel kaynaklarından biridir. “İdrarını içmekle” övünen, her fırsatta dinle alay eden bir bilim adamımızın aile ortamında yetişecek bir çocuğun veya bugün artık torununun, ondan alacağı “ilham” kesinlikle dine yönelim şeklinde olmayacaktır. Dindarlık, insanın yaşıyla değil, biyografisiyle alakalıdır.

İnsan, dini duygularını içinde yaşar; hiç kimse gerçek imanın kimde olduğunu bilemez. Dini ritüelleri harfiyen yerine getirmek, dindarlığın göstergesi olabilir, ama kanıtı değildir. Kuran’da “münafıklara” karşı pek çok ikazlara rastlıyoruz. “Şimdi (ey müminler) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz?” (Bakara, 74. Ayet) ve  “İnananlarla karşılaştıklarında ‘iman ettik’ derler: Birbirleriyle baş başa kaldıkları vakit ise:…”  (Bakara, 75. Ayet).

Kuran sadece insanı doğruya, güzele, ahlaka yönlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda bugünkü bilimsel bulgularla uyumlu olan bilgileri de içeriyor. Fakat bunları görebilmek kolay değildir. Bunları görebilmek için ön bilgi olmalıdır. Birkaç örnek ile ne demek istediğimi anlatayım:   

“Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.” Kur'an'da El-Kıyame suresinin (75. sure) 4 ayetinde geçen bu ifade iki türlü yorumlanabilir. Birincisini, fiziksel yeniden inşa ve kudret boyutu olarak tanımlayabiliriz; ayetin geçtiği bağlam öldükten sonra dirilmeyi imkânsız görenlere bir cevaptır. “İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toparlayamayacağımızı mı sanır?” ayetinin hemen ardından gelir; bu Ayet ile Allah, sadece büyük kemikleri değil, vücudun en ince, en küçük ve en karmaşık yapısı olan “parmak uçlarını” bile eski haline getirebileceğini vurgular ve sınırsız bir yaratma gücünü simgeler.

Bence çok daha ilginci ikinci yorumdur; ayette özellikle “parmak uçları” kelimesinin seçilmesi dikkat çekicidir; henüz 19. Yüzyılın sonlarında keşfedilen ve her bireyde eşsiz olan parmak izi gerçeğiyle bu ayet arasında kesinlikle bir bağ mevcuttur. Ayet, insanın en detaylı “kimlik özelliği” olan parmak uçlarının bile yeniden yaratılacağını belirterek, her bir bireyin şahsına özgü özellikleri ile diriltileceğine işaret etmektedir. Kur'an'da “parmak uçlarına” yapılan bu özel vurgu, 19. Yüzyılın sonlarından itibaren bilim dünyasında parmak izinin benzersizliği ve kalıcılığının keşfedildiği göz önüne alındığında, bu ayette bilimsel bir işaret veya mucize yok mudur? 

Ayet, insanın diriltilmesini tartışırken, neden “beyin” veya “kalp” gibi hayati organlar yerine “parmak uçlarını” örnek vermektedir? Modern bilim her insanın parmak izinin, tek yumurta ikizlerinde bile farklı olduğunu ve bir “kimlik kartı” işlevi gördüğünü ortaya koymuştur. Bu durum ayetin sadece genel bir dirilmeden değil, kişinin en ince bireysel detaylarına kadar aynen tekrar iadesinden bahsediyor.

Parmak izinin kişiye özel bir kimlik belirleyici olduğu gerçeği 7. Yüzyılda bilinmiyordu. Ayetin, vücudumuzun bu spesifik bölgesine dikkat çekmesi, Kuran’ın insanüstü bir kaynağa dayandığını ve zamanın ötesinde bilgiler içerdiğini kanıtlamıyor mu?

Kur'an'ın sadece inanç esaslarını değil, evrenin ve insanın biyolojik yapısındaki sırları da içeren bir kitap, daha pek çok ayette de bu dikkat çekmektedir. Örneğin El-Kıyame suresinin 7, 8 ve 9. ayetlerine bakalım: “İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” Bu ayetler parmak uçlarının yeniden inşasından bahseden bağlamın devamı niteliğindedir. Anlamı ve ifade ettiği temel noktalar şöyle özetlenebilir: “Göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman” ifadesi, bugünkü kozmik dengenin bozulacağı bir anı işaret etmektedir. Bilimsel olarak bu, yerkürenin çekim gücünün yok olması ve gök cisimlerinin yörüngelerinden çıkması olarak yorumlanabilir.

Kimilerine göre bu ayet, her iki gök cisminin (Güneş ve Ay) ışığının sönmesi veya fiziksel olarak içine çekip yutması ihtimalinden söz edebilir, fakat bu ayetler “parmak izi” gibi sadece biyolojik bir detayı vermekle kalmıyor, aynı zamanda tüm makro evrenin de bir sonu olduğunu ve o gün geldiğinde insanın kaçacak bir sığınağının olmayacağını belirtiyor.

Modern fizikçiler de astronomik yorumlarında güneşin ömrünün sonuna doğru bir “kırmızı dev” haline geleceğini, genişleyeceğini ve gezegenlerle birlikte (Dünya dâhil) Ay’ı da içine çekip yutması ihtimalinden bahsetmektedir. İnsan, gördüğü bu manzara karşısında dehşet ve hayretle baka kalacaktır (“O gün insan, ‘Kaçacak yer neresi! diyecektir’ ” ).

Böyle düşünüyor Gerontoloji, bizden söylemesi...

Yayın Tarihi
16.09.2026
Bu makale 108 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!