GERONTOLOJİK BAKIŞ

“Longevity”: O Çavuş Aramızda Dolaşıyor.

Kitaplar benim için saat gibidir. Zamanın akışını kitaplardan da görebilirsiniz. Şu anda elimdeki kitap 1983’te basılmış. Kitap kapağının – genellikle yaptığım gibi – arkasına satın aldığım tarihi de not etmişim.

Kitaplar benim için saat gibidir. Zamanın akışını kitaplardan da görebilirsiniz. Şu anda elimdeki kitap 1983’te basılmış. Kitap kapağının – genellikle yaptığım gibi – arkasına satın aldığım tarihi de not etmişim: 14.1.1990. O gün dünyaya gelenler şimdi evli barklı veya bekâr birer yetişkin oldular. 36 yıl geçmiş bu kitabı ilk defa elime alalı.

Kapağı biraz yıpranmış ama hâlâ işe yarıyor; biraz da kendime benzettim bu ağır, kalın, 756 sayfalık kitabı. Sanki yaşlandıkça değeri artmış gibi geliyor bana. Tabii bu kendi kendimi avutmak olabilir. Muhtemelen de öyle. Kitaplar şarap gibidir, eskidikçe değerlenirler ama ben ne şarabım, ne de kitap. İnsanlar eskidikçe ne yazık ki bugünün toplumunda değeri artmıyor.

Bu koskoca kitapta aklımda kalan tek şey, ufak bir hikâyedir ve kitabın 44. sayfasında yer alıyor:

“Birinci Dünya Savaşı sırasında, Lille asker gazetesi en iyi kısa öykü için ödül vereceğini ilan etti. Öykü 300 kelimeyi geçmemeliydi. Yarışmayı kazanan öykü şöyleydi:

Tuvalet olarak kullandığımız büyük bir çukurumuz var. Kenarına, toprağa iki direk çakılmış ve bunlar bir çapraz çubukla birbirine bağlanmıştır. Bir akşam direkleri testereyle kestik. Buraya kadar 28 kelimedir. Geriye kalan 272 kelimeyi çavuş çukura düştüğünde söyledi.” (Schumann 198, s.44).

Güzel bir şey yazmak için çok şey söylemek gerekmiyor. Okunacak şeyler yazmak gerekiyor. Kelimeleri birbirine bağlayarak cümle sayısını çoğaltmak her zaman mümkündür, ama “Yazmak”, yani “Yazar olmak”, cümlelerinizin bolluğuyla alakalı değildir. Bu yüzden kendimi hiçbir zaman bir yazar olarak tanımlamadım. Kitaplarım var ama yazar değilim. Ben sadece bir bilim insanıyım. Yazarlık başka bir şey.

Bizim entelektüel geçinenlerimizin ağızlarına doladığı şu cümleye gençliğimden beri sinirlenirim: “Bizim milletimiz okumuyor” derler. Bunu derken aslında şunu demeye çalışırlar: “Ben okuyorum ama diğerleri, hiç sorma, onlar çok cahil; milletimiz maalesef benim gibilerden oluşmuyor.” Bunu söyleyen bir adam veya kadın, kendini yüceltmeye çalışırken, yukarıda hikâyesini okuduğunuz çavuşun düştüğü çukura düşmüştür. İşte böyle adamlarla veya kadınlarla konuşurken etrafa yayılan o kokunun sebebi budur. Milletimiz bu “Kokuşmuşlardan” çok çekti, ama bundan sonra çekmek istemiyor.

Elektronik çağda kitapların yok olacağını iddia edenler de yanıldılar; elektronik kitaplara da ilgi var, bu inkâr edilemez, ama klasik kitap hâlâ pozisyonunu koruyor. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanın gerçek kitapla kurduğu bağ kopmuyor. Elektronik çağ, kitabı yok etmek bir yana, baskı kalitesinin (cilt, kâğıt kalitesi, kapak tasarımı) artmasına, kitabın bir “Sanat nesnesi” olarak yeniden konumlanmasına bile neden olmuştur. 

Şimdi son günlerde birileri yine dilimizi bozmak için devreye girmiş galiba. Hani “Okumuyor” dedikleri milletimize şimdilerde “İngilizce” okutmaya çalışıyorlar. Mesele beni de mesleki açıdan ilgilendirdiği için sinirlerim daha da bozuluyor. “Longevity” kelimesinin bir gazetede, sanki Türkçe kelimeymiş ve herkes anlıyormuş gibi kullanılmasının manası nedir? Kültürel hafızamızla niçin oynuyorsun?

Maalesef ülkemizde bir kavramı İngilizce etiketiyle sunmak, o konuya “Bilimsel” bir imaj katıyormuş gibi algılanıyor. “Uzun ve sağlıklı yaşam” demek yerine “longevity” demek, konuyu daha özel bir ambalaj ile satma gayretinden başka bir şey değildir. Batı dünyasında “Longevity” üzerine devasa bir endüstri oluştu. Bizdeki sözde entelektüel yayıncılar bu akımı yerelleştirmek yerine, kopyalayıp önümüze koyuyorlar. Bu da ne yazık ki dil tembelliğine yol açıyor. Oysa bizim dilimiz bu kavramı karşılayacak kadar zengin. “Uzun ömürlülük”, hatta “Sağlıklı yaş alma” bile desen olur ama “Longevity” dersen, benim nazarımda yerin o “Çavuşun” yanıdır. 

Bir gazetecinin, yazarın veya bilim insanının görevi, karmaşık olanı daha da karmaşık hale getirmek değildir. Aksine en basit şekilde anlatmaktır. Yabancı kelimelerle “Hava basmak” yerine, okuyucuyu “Okumaktan soğutmak” yerine, bizim “Sinirlerimizi bozmak” yerine, biraz “Adam ol” da karşımıza çık. Hekim olabilirsin, avukat olabilirsin, daha aklına ne geliyorsa olabilirsin; ama “İnsan olmak” daha önemli. “Seni gidi longevity seni” (!)

Böyle düşünüyor Gerontoloji, bizden söylemesi...

Yayın Tarihi
03.06.2026
Bu makale 64 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!