Homo sapiens "Bilge insan" anlamına gelir. Bizim türümüz, evrenin kökenini tarihlendirdi, doğanın ve enerjinin doğasını araştırdı, yaşamın sırlarını çözdü, bilincin devrelerini ortaya çıkardı, tarihimizi ve çeşitliliğimizi kaydetti. Bu bilgiyi kendi refahımızı artırmak ve atalarımızın insanlık tarihinin neredeyse tamamı boyunca musallat olduğu felâketlerin dehşetini ortadan kaldırmak için kullandık. Ortalama yaşam süresini 30 yıldan 70 yılı aşkın bir süreye çıkardık; aşırı yoksulluktan etkilenen insan sayısı %90'dan %9'a düştü; savaşlarda ölenlerin sayısı 20 kat, açlıktan ölenlerin sayısı ise 100 kat azaldı.
Bilim insanlarının evrenin kökenini açıklayan ve aynı zamanda tüm yaşam için birleşik bir formül sağlayan tek bir teori aradığı bir dönemde, bilinebilecek her şeyi potansiyel olarak bilebileceğimize dair yaygın bir inanç var. Bilgi ve anlayış, ikisi de “Akıl” ile ilişkili şeylerdir. Dolayısıyla bilgimizin ve anlayışımızın sınırları olup olmadığı, aklımızın sınırlı olup olmadığı sorusuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu konu hakkında 20. Yüzyılın en etkili Britanyalı filozofları arasında gösterilen Bertrand Russel’in bir de cevabı var: “Bana anlatılan ve öğretilen her şeye dayanarak, insanın akılla donatıldığını düşünüyorum. Hayatım boyunca bu tezin doğruluğunu teyit etmek için büyük çaba sarf ettim, ne yazık ki en ufak bir başarı elde edemedim.” (akt. Pinker 2026, s. 17).
Fizikçi Stephen Hawking, "Zamanın Kısa Tarihi" adlı ünlü eserinde, amacımızın, içinde yaşadığımız evrenin eksiksiz bir tanımını yapmak olduğunu belirtiyor. Ancak şu anda bu sorun, “Görelilik Teorisi” ve “Kuantum Mekaniği” gibi kısmi teorilerde ayrı ayrı ele alınıyor. Bunların ileride birleşik bir teoriye dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği ancak bu şekilde anlaşılabilir.
Çoğumuz muhtemelen bu tür nihai soruları kozmologlara ve astrofizikçilere bırakmaktan daha memnundur. Tembellik de insana mahsustur. Şurası kesin: Bugün insanlık her zamankinden daha fazla bilgi biriktirdi, ancak bu bilgi edinimi kolektif bir süreçle elde edilen bir başarıdır. Her çağdan ve her kültürden sayısız insan, güncel bilgi birikimimizin toplamına katkıda bulunmuştur. Carl Gustav Jung'u tiye alacak olursak, edindiğimiz bilginin muazzam kapsamına ve derinliğine rağmen, her şeyi bilme yeteneğinden çok uzak kalan bir “Kolektif bilinç” ile kazandık.
Eğer bilebileceğimiz şeylerin potansiyel olarak hiçbir sınırı olmadığını varsayarsak, kişisel deneyimimiz muhtemelen bize tersini söyleyecektir. Ya da başka bir deyişle, her şeyi bilme ve anlama olasılığının önünde başka faktörler engel teşkil edecektir: Zaman, işlevsellik ve beyin kapasitemizin sınırlılıkları gibi faktörlerin yanı sıra, hâlihazırda edindiğimiz bilgilerin sürekli güncellenmesi ve yeni anlama düzeylerine uyarlanması gerekliliği de söz konusudur.
Bilgi edinmek için kullandığımız tek işlevsel araç, düşünme mekanizmamızdır veya diğer adıyla beynimizdir. Son zamanlarda kimilerimiz “Yapay zekâ” ile bilgi üretebileceğine inanıyor. Elbette yapay zekâ, birçoğumuzdan daha zekidir, ama yapay zekâ yeni bir bilgi üretmiyor. Sadece insanların şimdiye dek ürettiği bilgileri internet ortamında bir insandan milyonlarca kat daha hızlı bir şekilde, ama yalnızca bir kısmını “Gözden geçiriyor” ve bunları bir algoritma ile birbiriyle kombine ederek, görünüşte “Kendi” bilgisi gibi “Satıyor”.
Milyonlarca beyin birlikte çalışsa bile, performansları her zaman çeşitli alanlarda elde edebileceğimiz içgörüleri belirler. Tüm canlı organlar gibi beyin de bozulmaya karşı hassastır; düzgün çalışması için enerjiye ihtiyaç duyar ve vücudun geri kalanının, özellikle de işlenmesi için bilgi sağlayan duyu organlarının ne kadar iyi çalıştığına bağlıdır. Bu nedenle, gözleri veya kulakları etkileyen küçük sorunlar bile, beynimizin aldığı sinyallerin kalitesini bozar.
Elbette, herhangi bir anda bilebileceğimiz ve anlayabileceğimiz şeylerin bir sınırı vardır. Evrenin kökeni gibi bir alanda kapsamlı bilgiye ulaşmamız mümkün olsa bile, bunun gerçekleşmesi için muhtemelen epey zaman geçmesi gerekecektir. Ben burada “Epey” derken, birkaç bin ile birkaç milyon yıl arasında bir zaman diliminden hareket ediyorum. Nihai bilgiye gerçekten ulaşılmış olsaydı, neler olacağını hayal etmek de zor, çünkü bilgi arayışı her zaman medeniyetlerin gelişimini yönlendirmiştir. Bu çaba o kadar temeldir ki, insan evriminin itici gücü olduğunu bile iddia edebiliriz. Antik kültürlerin yükselişi ve düşüşüyle birlikte kaybolan bilgiden bahsetmeden tartışma eksik kalır. Her şeyi bilmek isteseydik, bilginin bu kısmını da ortaya çıkarmamız gerekirdi. Her şeyi bilme yeteneği, en azından şimdilik, Tanrı'ya bırakılması gereken bir niteliktir.
Bilgi edinmek bizden alçakgönüllülük gerektirir. Evrenin büyüklüğünü ve kökenini anlamaya ve kavramaya çalışırsak, muhtemelen Sokrates'le aynı fikirde olmalıyız: "Biliyorum ki, hiçbir şey bilmiyorum." (Benedict 2015).
Dünyayı anlamamızı ve onu kendi avantajımıza şekillendirmemizi sağlayan bilişsel araçlar, Batı uygarlığının bir zaferi değil; türümüzün mirasıdır. Güney Afrika'daki Kalahari’de yaşayan San halkı, yeryüzündeki en eski halklardan biridir ve yakın zamana kadar sürdürebildikleri avcı-toplayıcı yaşam biçimleri, bu insanların varoluşlarının büyük bir bölümünde nasıl bir hayat sürdüklerine dair bize fikir vermektedir. Avcı ve toplayıcılar sadece oradan geçen hayvanlara mızrak fırlatmaz veya çevrelerinde yetişen meyve ve kuruyemişleri aramazlar. Onlarca yılını San halkı arasında araştırmalar yaparak geçiren izci Louis Liebenberg, onların bilimsel düşünme biçimleri sayesinde nasıl hayatta kalabildiklerini anlatıyor. Bazen hayvanı alışılagelmiş rotaları boyunca takip ederler, bazen de izi kaybolduğunda son bulunan ayak izlerinin etrafında giderek daha geniş bir daire çizerek onu ararlar. Ancak çoğu zaman çıkarımlar yaparak, yani mantık yürütme yoluyla hayvanların izini sürerler. San halkı, avlanırken üç olağanüstü özelliğimizden faydalanır: verimli koşmamızı sağlayan iki ayak üzerinde yürümemiz; sıcak iklimlerde ısıyı buharlaştırmamızı sağlayan tüysüzlüğümüz ve rasyonel düşünmemize yol açan büyük kafalarımız.
Böyle düşünüyor Gerontoloji, bizden söylemesi…
Kaynakça
Benedict, G. (2015). Der Fünf-Minuten-Philosoph - 80 gute Antworten auf 80 ewige Fragen, 2.Aufl. München: dtv.
Pinker, S. (2025). Mehr Rationalität: Eine Anleitung zum besseren Gebrauch des Verstandes. Frankfurt am Main: Fischer Verlag.