Tam bir yıl önce İzmir Balçova'daki Salih İşgören Polis Merkezi'ne yönelik silahlı saldırı, hepimizi derinden sarstı. Şehitler verdik.
O gün acıyla birlikte önemli sorular da gündeme geldi.
Bugün, aradan bir yıl geçtikten sonra aynı soruyu sormanın zamanı:
Ne değişti?
Bu soruyu sorarken amacımız herhangi bir kişi ya da kurumu peşinen sorumlu tutmak değil. Aksine, hukuk devleti anlayışı içerisinde olayın yalnızca adli yönünün değil, idari ve güvenlik boyutunun da değerlendirilip değerlendirilmediğini bilmek istiyoruz.
Öncelikle karakolların fiziki güvenliği…
Salih İşgören Polis Merkezi'nin bulunduğu yer, binanın fiziki yapısı, çevre güvenliği, giriş-çıkış sistemi ve polis araçlarının konuşlandırılması saldırı sonrasında yeniden değerlendirildi mi?
Türkiye genelinde benzer özellik taşıyan polis merkezleri için bir risk analizi yapıldı mı? Karakolların güvenliğine ilişkin ortak standartlar belirlendi mi?
İkinci önemli başlık ise personel yetersizliği ve çalışma şartları.
Saldırının gerçekleştiği sırada vardiyada kaç polis görev yapıyordu? Bugün durum değişti mi?
Türkiye'nin birçok yerinde polis merkezlerinin sınırlı sayıda personelle hizmet verdiği, buna karşılık turizm, fuar, spor müsabakaları ve çeşitli etkinlikler nedeniyle mevcut personelin yoğun biçimde görevlendirildiği biliniyor.
Peki bu yoğunluğun personel yorgunluğu ve güvenlik hizmetinin etkinliği üzerindeki etkileri hiç değerlendirildi mi?
Bir diğer önemli konu ise denetim ve teftiş.
Saldırının ardından mülkiye ve polis müfettişleri tarafından olayın idari yönüne ilişkin inceleme sonucunda ortaya ne çıktı?
Daha önce gündeme gelen Türkiye genelinde ki İstanbul'la başlayan karakol denetimleri tamamlandı mı?
Eksiklikler tespit edildiyse bunların giderilmesi için bir aksiyon planı hazırlandı mı?
Hazırlandıysa, bir yıl içerisinde hangi tedbirler hayata geçirildi?
Bunlar, suçlayıcı sorular değil.
Bunlar, kamu yönetiminde hesap verebilirlik ve şeffaflık açısından sorulması gereken sorular.
Bir başka mesele de şehitlerimizin ardından devletin kurumsal yaklaşımıdır.
Tekrar sormakta fayda var. Cenaze merasiminin niçin havalimanı yolunda bir arada ki camiide ve hangi kriterlerle gerçekleştirildiği, ilgili kurumlar arasındaki koordinasyonun sağlanıp, sağlanmadığı ve saldırıya uğrayan karakolda görevine devam eden personele yönelik moral ve motivasyon çalışmalarının yapılıp yapılmadığı da bilinmelidir.
Çünkü devlet, yalnızca şehidini uğurlamakla değil, geride kalan personelinin güvenliğini ve moralini sağlamakla da yükümlüdür.
Ve bugün…
11 Eylül 2026.
Saldırının üzerinden tam bir yıl geçti.
Bir yıl, kamu kurumlarının gerekli incelemeleri yapması, riskleri belirlemesi ve mümkün olan tedbirleri hayata geçirmesi açısından az bir süre değildir.
O halde artık kamuoyunun önüne net bir tablo konulmalıdır:
Karakollarımız bugün bir yıl öncesine göre daha güvenli mi?
Polisimizin görev yaptığı yerlerin fiziki güvenliği yeniden değerlendirildi mi?
Personel ve teçhizat eksiklikleri giderildi mi?
Teftişler yapıldı mı, raporlar hazırlandı mı?
Tespit edilen eksiklikler için somut adımlar atıldı mı?
Ve en önemlisi:
Bir yıl önce Balçova'da yaşanan acının bir başka karakolda tekrar etmemesi için ne yapıldı?
Hukuk devletinde kamu makamlarından hesap sormak suçlamak değildir.
Tam tersine, kamu güvenliğini ilgilendiren konularda açıklama istemek vatandaşın meşru hakkıdır.
Çünkü görev başındaki polisin güvenliği, yalnızca Emniyet Teşkilatı'nın değil, doğrudan doğruya devletin ve toplumun güvenliği meselesidir.
Bir yıl geçti.
Şimdi hep birlikte soruyoruz:
Balçova saldırısından sonra gerçekten bir şey değişti mi?
Yoksa sadece takvim mi değişti?