Bir insan, eğer çeşitli araçları ve yolları, kendi yaşamındaki baskıların üstesinden gelmede uygun şekilde kullanabilirse yaşam memnuniyetini arttırabilir; bunu başaranların yeterlik sahibi olduklarını söylüyoruz.
Pek çok bilimsel araştırmaların ardından ulaşılan bu sonucu göz önüne alınca, acaba kaçımız kendisini yeterlikli görüyor, bunu bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: herkesin şu veya bu alanda yeterliksiz olduğu gerçektir. Amerikalı dostlarımızın dediği gibi “No body is perfect”.
İnsanın mantıklı ve akıllı olduğu varsayımı kanıtlanmamıştır. Kendi beklentilerine uyan, beklediği gibi düşünen, konuşan, davrananları mantıklı, akıllı gibi sıfatlarla donatan insanın, eğer kendisi akıl ve mantık dolu değilse, bu tür tanımlamaların bir anlamı yoktur.
“Zehir gibi bir beyin” lafı ne demek istiyor? Akıllı mı öldürücü bir beyinden mi söz ediyor? Herhalde bu sözü icat eden kişi, insanın aklına pek güvenmiyordu, ama onun ne kadar gururlu olduğunu bildiği için böyle sözle ona bir ayna tutmaya çalıştı. İnsanın bunu görememesi ise akıllı olabileceği varsayımını da bir hayli zayıflatıyor. Nitekim bana göre insan yaşlandıkça bu “Zehir gibi” beyinden kurtulup anormalleşiyor. Anormallere şans tanınmalı ki, normallerin bizi sürükledikleri yönlerin tehlikelerinden kurtulabilelim.
Normallerin dünyasında yaşlılara yeterliksiz veya en azından gençler kadar yeterlikli olmayan kişiler gözüyle bakılmaktadır. Bedeni zayıfladıkça beyninin de buna uyarak zayıfladığı düşünülür. Bu bakış açısında yaşlılar sosyal yetileri azalan, toplum yaşamına katılamayanlar olarak görülürler.
Yaşlanmanın biliminde, yani Gerontolojide, yeterlik modeli olarak adlandırılan teoriye göre bir insan, iç ve dış birikimlerini seferber edebilir ve yardım arzlarından yararlanabilirse, o kişide yeterlik var demektir (Marwedel 2005, 137)#. Demek ki insanın yeterlik sahibi olup olmadığı, sadece kendisine bağlı bir şey değil. Birikimlerin yanı sıra bunları kullanabileceği tarz ve biçimlerde ona yardım edilmesi şartına da bağlıdır. Yüzme bilmeyen bir adama can yeleği vermeden denize atıp boğulmasını seyrederseniz, yüzme bilmediği için boğulduğunu iddia edemezsiniz.
Demek ki insanın yeterlikleri, başka insanlardaki yeterliklerle de bağlantılıdır. Bu yüzden normaller anormallere bir takım olumsuz etiketler yapıştırmak yerine, kendilerini bir gözden geçirmek zorunluluğunu da hissetmelidirler.
Gerontolojinin yeterlik-modellerinin en iyi yanı bakış açımızı değiştirmeleridir: Bireydeki eksikliklere gözümüzü dikmek yerine, ondaki birikimleri algılamamızı sağlamaya çalışırlar. Yaşlılara yardımcı olmaya çalışırken, onlardaki zayıf yönleri vurgulamak yerine, güçlü yanları nerededir diye sormak aynı şey değildir (Marwedel 2005, 138).
Bu sorunun Türkiye açısından önemi artacaktır. Sebebi ise yaşlanan bir topluma sahip oluşumuzdur. Sanırım ilk önce bunu idrak etmemiz gerekiyor. Bugünkü düşünce toplumumuz sanki hiç yaşlanmıyor, hiç yaşlanmayacak gibi bir atmosfer yaratıyor. Madalyonun öbür yüzüne bakma cesareti gösterebilirsek, toplumsal simamızın ilk kırışıklıklarına çoktan yenilerinin eklendiğini de görebiliriz. Bu cesurluk, toplumsal yeterlilik gerektirmektedir.
Yeterlik-teorisini bir daha anımsayalım: Birikimlerin seferberliğinden, yardımların mevcudiyetinden söz ediyordu. Şimdiye kadar toplumsal birikimleri yaşlılar için seferber etmedik, onlara yeterlik kazandıracak yardımları da sunmadık. O zaman yaşlılarda yeterlik var mı yok mu diye sormaya gerek yok, bizde bir eksiklik var mı bunu sormak gerekiyor.
Yaşlıların yeterliksizliği toplumun yeterliksizlikleriyle birlikte düşünüldüğünde, toplumu nasıl yeterlik sahibi yapabiliriz sorusu belirgin hale geliyor. Şu andaki durum dikkate alındığında bu soruya verilen cevapların ekonomik alanla sınırlı kaldığı görülmektedir. Borsa odaklı ekonomiyle yaşlanan topluma yeterlik kazandırmak mümkün değildir. Ekonomi, eğer iyi gidiyorsa bir birikim yaratır, ama bunun yaşlanan toplum için seferber edilip edilmediği, işte asıl problem buradadır.
Ekonominin sosyal anlayışın kaynağı değil sadece aracı olduğunu idrak edemeyen toplumlarda, 21. Yüzyılda da yaşlıların durumu iyi olmayacak, tam tersine giderek kötüleşecektir. Yaşlanma olgusunu kavramak, sosyal sistemin çökmesini önlemek istiyorsak, tedbirlerimizi zamanında almak için kebap kokusuna kitap kokusunu da katmamız gerekiyor.
Böyle düşünüyor Gerontoloji, bizden söylemesi...
Marwedel, U. 2005. Gerontologie und Gerontopsychiatrie, 2.Aufl. Europa Lehrnittel: Haan-Gruiten.