Fethiye’de dün bir genç fenalık geçirip bayılıyor. Yoldan geçen 56 yaşındaki bir adam yerde yatan genci görüyor ve yanına yaklaşıyor. Eliyle gence dokunuyor, sallıyor, herhalde ölü mü, baygın mı, bunu bilmek istiyor. Ayağa kalkıyor, etrafa bakınıyor ve tekrar yerdeki gence eğilip, arka cebindeki cüzdandaki parayı çalıp kaçıyor (Sabah Gazetesi, 22.7.2026) .
Hatay’ın Antakya ilçesinde bir şahıs, balta ile genç kadını kovalayıp yaraladı. Genç kadın, kendisini balta ile kovalayan şahıstan kaçmaya çalıştı. Korku ve panik içindeki kadın, bina önünde oturan ve tavla oynayan beş kişiden yardım istedi. Fakat tavla oynayan kişiler kadına yardım etmedi (Hâkimiyet Gazetesi, 9.10.2021) .
Hamburg'da 1997 yılında tramvayda 17 yaşında bir kız tecavüze uğradı. Mağdur yardım istedi, ancak diğer yolculardan hiçbiri müdahale etmedi veya polisi aramadı; oysa bu, birkaç durakta mümkün olabilirdi (Werth ve Mayer 2008).
Bu tür olaylar karşısında, yalnızca suçların acımasızlığı karşısında değil, özellikle de tanıkların, yardım edebilecekken mağdurlara yardım etmemiş olmaları karşısında dehşete düşüyoruz. Bu konuda hayal kırıklığı yaratan en güncel olay Ahbap Derneği’dir. Temmuz 2026’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan ve dernek kurucusu sanatçı Haluk Levent’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin tutuklanmasıyla büyüyen kapsamlı adli soruşturmadır.
Herkes tanıkların müdahale edip mağdura yardım etmesi gerektiği konusunda hemfikirdir, peki neden etmediler? Tanıkların hepsi “Bencil”, “Kötü” insanlar mıydı ve çevrelerini umursamıyorlar mıydı? Görünüşe göre durum böyle değil; aksine, insanların yardım edip etmemesinde durumsal faktörler özellikle önemli rol oynuyor. Yardım eksikliğinden duyduğumuz hayal kırıklığı, insanların ihtiyaç sahiplerine yardım edeceği yönündeki temel beklentimizi yansıtıyor.
Birçok durumda ise insanlar gerçekten de yardım ediyorlar. Türk halkı, tarih boyunca tüm büyük depremlerde ve afetlerde muazzam bir toplumsal dayanışma, hızlı örgütlenme ve fedakârlık göstererek tek yürek olmuştur. Sadece Türkiye’nin sınırları içinde değil, dünyanın dört bir yanındaki Türkler de anında organize olmuştur. Örneğin Almanya’nın başkentindeki sivil toplum kuruluşları aracılığıyla son depremde Türkiye’ye insani yardım ulaştırılmıştır.
Acil durumlarda insanlar, kendi hayatlarını riske atma pahasına bile, hatta tamamen yabancılara bile yardım etmeye isteklidirler. Örneğin, Ocak 2001'de yaklaşık 20 neo-nazi, Münih sokaklarında genç bir Yunanlıyı kovalayıp vahşice dövdü. Beş genç Türk bu olaya tanık oldu ve müdahale etti. Kendi hayatlarını riske atarak, kanlar içinde kalan kurbanı kurtarmayı başardılar (Werth ve Mayer 2008).
Peki, neden genellikle yardım sağlanmasını bekleriz? Prososyal davranış insan doğasında mı var? Prososyal davranışın ardındaki motivasyonlar nelerdir?
Prososyal davranışın belirleyicilerine ve kökenlerine geçmeden önce, terimlerin kısa bir tanımını yapmak yerinde olacaktır: Prososyal davranış, öncelikle başka bir kişi için iyi bir şey yapma niyetinden kaynaklanması ve ikincisi, gönüllü olarak yapılmasıyla karakterize edilir. Bu nedenle, mesleki yükümlülüklerin bir parçası olarak veya mali teşvikler nedeniyle sağlanan yardımlar, prososyal davranış olarak kabul edilmez.
Ancak, prososyal davranış yardım eden kişi için de faydalar içerebilir; örneğin sosyal saygınlık veya karşılık beklentisi gibi ve bu nedenle en azından kısmen bencillikle motive edilmiş olabilir. Örneğin yaşlılara gönüllü hizmet edenlere sağlanan ufak çaplı spesifik imkanlar gibi.
Özgeci (diğerkamlık) davranış olarak adlandırılan davranış, klasik prososyal davranıştan ayırt edilmelidir. Özgeci davranış, bir kişinin hiçbir çıkar, maddi ödül veya karşılık beklemeden, hatta bazen kendi kişisel zararını veya riskini göze alarak başkalarına yardım etmesi ve onların iyiliğini savunması durumudur. Özgeci davranış hayırseverlik ile karıştırılmamalıdır. Bunlar her zaman aynı şey değildir. Özgecilik, kişisel çıkar veya maddi-manevi bir karşılık (ödül, övgü, statü) beklemeden tamamen başkasının iyiliğini gözetmekken, hayırseverlik toplumsal yardım faaliyetlerini, bağışları veya dini-ahlaki görevleri kapsar ve bazen toplumsal onay veya iç huzur gibi örtük beklentiler içerebilir.
Boylamsal araştırmalara göre, kendiliğinden ortaya çıkan yardımsever davranışlardaki bireysel farklılıklar okul öncesi dönemden erken yetişkinliğe kadar nispeten istikrarlı kalmaktadır. Prososyal davranışa yatkın veya özgeci kişiliklere sahip kişilerin genel olarak daha çok sosyal davranış sergileme eğiliminde oldukları gözlemlense de, belirli sosyal davranışları tahmin etmede kişilik testlerinin genel geçerliliğinin oldukça düşük olduğu kanıtlanmıştır.
Başka bir deyişle: kişilik testleri ile bir kişinin prososyal veya özgeci davranışa yatkın olup olmadığı sorusuna cevap vermek mümkün değildir. Örneğin, kişilik testlerinde yüksek özgecilik puanı alan kişilerde kan bağışlama isteğinin, bu testlerde düşük puan alan kişilere göre daha yüksek olmadığı görülmüştür. Bu durum, hem durumun özelliklerinin hem de durum ile kişilik arasındaki etkileşimlerin, prososyal davranışın tahmin edilmesi ve anlaşılması açısından daha önemli olduğunu göstermektedir (Werth ve Mayer 2008).
Bu bulgular, Gerontoloji bağlamında, yaşlıların gönüllü hizmetlere katılımını yönetmek, teşvik etmek ve sürdürülebilir kılmak açısından devrim niteliğinde çıkarımlar sunar. Yaşlı nüfusta prososyal davranışların kalıcılığı ve bunu tetikleyen dinamikler hakkında çok net stratejik ipuçları vermektedir.
Yaşlı gönüllü potansiyeli erken yaşta şekillenir. “Okul öncesinden yetişkinliğe kadar istikrarlılık” bulgusu, yaşlılıkta gönüllü olmaya yatkın kişilerin aslında hayat boyu bu eğilimi taşıdığını göstermektedir.
Gençliğinde aktif, yardımsever ve prososyal olan bireyler, yaşlandıklarında da çok güçlü birer gönüllü adayıdır.
Gönüllü kuruluşlar “Yardımsever yaşlıları” ve “Prososyal yaşlıları” bulmak için kişilik envanterlerine (testlerine) veya anketlere güvenmemelidir. Testlerde çok şefkatli veya özgeci çıkan bir yaşlı bireyin, pratikte bir gönüllülük programına katılması garanti değildir.
Kişilikten ziyade durumun (ortamın, şartların ve imkânların) özellikleri yaşlıların gönüllü hizmete katılımını belirler. Gerontolojik açıdan bu durumsal faktörler şunlardır:
- Erişilebilirlik ve lojistik: Yaşlı bireyin gönüllü faaliyetin yapılacağı yere ulaşımı kolay olmalıdır.
- Fiziksel uygunluk: Faaliyetin yaşlının fiziksel kapasitesine uygun olması gerekir.
- Rol netliği: Yaşlı bireye ne yapacağı (ve ne yapmayacağı) açık ve net bir şekilde anlatılmalıdır.
Gerontologlar, yaşlıları gönüllü hizmetlere yönlendirirken “Bu kişi yardımsever bir kişiliğe sahip mi?” sorusundan ziyade, “Bu yaşlı bireyin yeteneklerine, fiziksel kapasitesine ve geçmiş yaşam tecrübelerine tam uyum sağlayan koşulları (durumu) nasıl yaratabiliriz?” sorusuna odaklanmalıdır.
Böyle düşünüyor Gerontoloji. Bizden söylemesi...