SUÇUN İZİ

İki Ölümün Ardından: TAG Neden Hala Çalışıyor?

Bir polis şehit oldu. Bir emekli polis hayatını kaybetti. İki aile yıkıldı. Peki biz şimdi sadece “kim suçlu?” sorusuna mı odaklanacağız? İstanbul Esenyurt’ta yaşanan olay, sıradan bir trafik denetiminin çok ötesine geçen ağır bir toplumsal tabloyu önümüze koydu.
İki Ölümün Ardından: TAG Neden Hala Çalışıyor?

Bir polis şehit oldu. Bir emekli polis hayatını kaybetti. İki aile yıkıldı. Peki biz şimdi sadece “kim suçlu?” sorusuna mı odaklanacağız?

İstanbul Esenyurt’ta yaşanan olay, sıradan bir trafik denetiminin çok ötesine geçen ağır bir toplumsal tabloyu önümüze koydu.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre trafik polisleri, uygulama üzerinden yolcu taşımacılığı yaptığı belirtilen emekli bir polis memurunu durdurdu. Araç hakkında idari işlem ve trafikten men süreci gündeme geldi. Ardından yaşananlar ise hepimizi sarsan bir trajediye dönüştü.

Emekli polis memurunun silahını çıkararak görevini yapan polis memuruna ateş ettiği ve ardından kendi yaşamına son verdiği belirtiliyor.

Eğer soruşturma sonucunda olayın bu şekilde gerçekleştiği kesinleşirse, burada tartışmaya açık hiçbir nokta yoktur:

Görevini yapan polise silah doğrultulamaz.

Hiçbir ekonomik sıkıntı, hiçbir geçim derdi, hiçbir adaletsizlik duygusu ve hiçbir kişisel gerekçe bir polis memurunun hedef alınmasını haklı çıkaramaz.

Fakat mesele tam da burada bitmiyor.

Hatta belki de asıl sorgulama bundan sonra başlamalı.

BİR POLİS NEDEN VATANDAŞLA KARŞI KARŞIYA BIRAKILIYOR?

Trafik polisi kanun koyucu değildir.

Taşımacılık sistemini kuran değildir.

Plaka ve ruhsat politikalarını belirleyen değildir.

Uygulama tabanlı taşımacılık modellerini geliştiren değildir.

Polis, önüne konulan mevzuatı uygulamakla yükümlüdür.

Ancak yıllardır çözülemeyen taşımacılık tartışmalarının bütün yükü sahada polisin omuzlarına biniyor.

Vatandaşın karşısında çoğu zaman mevzuatın kendisi değil, üniformalı polis var.

İşte bu nedenle hukuki belirsizlikler sadece vatandaş açısından değil, polis açısından da ciddi bir güvenlik problemine dönüşüyor.

Bir tarafta görevini yapmak zorunda olan polis…

Diğer tarafta geçinebilmek için direksiyon başına geçen vatandaş…

Ve yukarıda yıllardır çözülemeyen ulaşım politikaları…

Bu tablo sürdürülebilir değildir.

O ZAMAN SORUYORUM: TAG NEDEN HÂLÂ ÇALIŞIYOR?

Martı TAG meselesi yıllardır kamuoyunun gündeminde.

Hukuki statüsü konusunda davalar açıldı, mahkeme kararları verildi, itiraz süreçleri yaşandı ve tartışma bitmedi.

Tam da bu nedenle bugün vatandaşın sorduğu soru son derece meşrudur:

Eğer bu faaliyet hukuka aykırıysa, neden sistem hâlâ çalışıyor?

Eğer hukuka aykırı değilse:

Neden bu sistemi kullanan vatandaşlar hakkında idari yaptırım uygulanıyor?

Eğer hukuki süreçler devam ettiği için durum karmaşıksa:

Neden devlet bu alanı yıllardır kesin ve açık bir hukuki zemine oturtamıyor?

Bir uygulama milyonlarca insanın telefonunda olacak…

İnsanlar o uygulama üzerinden yolculuk yapacak…

Sürücüler sisteme dahil olacak…

Ama aynı faaliyetin hukuki niteliği konusunda vatandaşın kafasında hâlâ soru işaretleri bulunacak.

Bu, hukuk devleti açısından ciddi bir sorun değil midir?

“POLİS UYGULASIN” DEMEK YETERLİ DEĞİL

Bir faaliyetin yasak olduğunu düşünüyorsanız yasaklarsınız.

Hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız gerekli hukuki ve idari süreçleri işletirsiniz.

Yasal olduğunu düşünüyorsanız da kurallarını belirlersiniz.

Ama bir sistemi yıllarca tartışmalı bir alanda bırakıp, sonra sahadaki polis memurundan bütün sorunu çözmesini bekleyemezsiniz.

Çünkü polis mahkeme değildir.

Polis yasa koyucu değildir.

Polis ulaşım politikası belirleyicisi değildir.

Polis kendisine verilen görev çerçevesinde denetim yapar.

Sistemin çelişkilerinin bedelini polise ve vatandaşa ödetmek ise kabul edilebilir değildir.

BİR EMEKLİ NEDEN YENİDEN DİREKSİYONA GEÇİYOR?

Şimdi olayın bir başka boyutuna bakalım.

Yıllarca devlete hizmet etmiş bir insan, emekli olduktan sonra neden yeniden çalışmak zorunda kalıyor?

Neden emeklilik birçok insan için huzurlu bir dönem değil de ikinci bir çalışma hayatı anlamına geliyor?

Kira…

Elektrik…

Doğalgaz…

Gıda…

Sağlık…

Eğitim…

Hayatın bütün maliyetleri yükselirken emekli maaşıyla geçinmeye çalışan milyonlarca insan, ek gelir aramak zorunda kalıyor.

Bu gerçek, yaşanan şiddeti kesinlikle mazur göstermez.

Ama şiddetin gerekçesi ile toplumsal nedenleri birbirinden ayırmak zorundayız.

Bir insanın ekonomik çaresizliğini anlamak, yaptığı yanlışı savunmak değildir.

Tam tersine, aynı olayların tekrar yaşanmaması için toplumsal zemini anlamaktır.

ULAŞIM SEKTÖRÜNDEKİ DÜĞÜM ÇÖZÜLMELİ

Türkiye’de taşımacılık sektörü uzun yıllardır plaka, ruhsat, lisans, kota, güzergâh ve ekonomik çıkar tartışmalarının merkezinde.

Teknoloji ise bütün bu dengeleri değiştirdi.

Uygulamalar ortaya çıktı.

Paylaşımlı yolculuk modelleri gelişti.

Vatandaşın ulaşım alışkanlıkları değişti.

Ancak teknoloji değişirken mevzuatın ve uygulamanın aynı hızda değişmemesi yeni çatışmalar doğurdu.

Burada yapılması gereken bellidir:

Kurallar netleşmeli.

Kim yolcu taşıyabilir?

Hangi şartlarda taşıyabilir?

Hangi araç hangi belgeye sahip olmalı?

Vergisini nasıl ödeyecek?

Sigortası nasıl olacak?

Denetimi kim yapacak?

Ve en önemlisi:

Aynı faaliyeti yapan herkese aynı hukuk uygulanacak mı?

Bunların tamamı açık biçimde ortaya konulmalıdır.

POLİSİ DE VATANDAŞI DA KORUYACAK SİSTEM LAZIM

Esenyurt’taki olaydan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri de budur.

Polis ile vatandaş birbirinin düşmanı değildir.

Taksici ile uygulama sürücüsü de birbirinin düşmanı değildir.

Emekli ile çalışan genç polis de birbirinin düşmanı değildir.

Sorunları çözmesi gereken devlet mekanizmasıdır.

Devletin görevi insanları karşı karşıya getirmek değil, kuralları belirleyip herkes için eşit şekilde uygulamaktır.

Eğer ortada hukuksuz bir taşımacılık faaliyeti varsa gereği yapılmalıdır.

Eğer yasal bir model varsa bunun hukuki zemini açıkça ortaya konulmalıdır.

Eğer mevzuat yetersizse değiştirilmelidir.

Ama yıllarca süren belirsizlik, sahada görev yapan polisin önüne bırakılmamalıdır.

BUGÜN İKİ HAYAT YOK

Esenyurt’ta bugün iki hayat yok.

Bir polis şehit.

Bir emekli polis hayatını kaybetti.

İki aile yıkıldı.

İki hayatın arkasında çocuklar, eşler, anne babalar ve yakınlar kaldı.

Bundan sonra yapılması gereken sadece suç varsa suçluyu belirlemek değildir.

Elbette soruşturma bütün yönleriyle yürütülmeli ve hukuki sorumluluklar ortaya çıkarılmalıdır.

Ama aynı zamanda bu olayın bize gösterdiği yapısal sorunlar da konuşulmalıdır.

Çünkü aynı ekonomik baskılar, aynı hukuki belirsizlikler ve aynı toplumsal gerilimler devam ederse, başka bir yerde başka bir polisle başka bir vatandaş yine karşı karşıya gelebilir.

Ve biz yine olaydan sonra konuşmaya başlayabiliriz.

ARTIK CEVAP VERİLMELİ

Martı TAG’nin hukuki statüsü nedir?

Hangi şartlarda faaliyet gösterebilir?

Hangi durumda sürücüye yaptırım uygulanır?

Uygulama üzerinden taşımacılık yapanların hangi hak ve yükümlülükleri vardır?

Mahkeme kararlarının bugün itibarıyla doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?

Ve en önemlisi:

Eğer sistem hukuka aykırıysa, neden hâlâ çalışıyor?

Yok eğer hukuka uygunsa:

Vatandaşa uygulanan yaptırımların hukuki dayanağı nedir?

Bu soruların cevabını trafik polisi veremez.

Direksiyon başındaki vatandaş da veremez.

Cevabı vermesi gerekenler, bu sistemi düzenleyen ve denetleyen kamu makamlarıdır.

Çünkü hukuk devleti, sadece kanunların bulunduğu devlet değildir.

Hukuk devleti, vatandaşın hangi davranışının suç, hangi davranışının serbest olduğunu önceden bilebildiği devlettir.

Esenyurt’taki iki ölüm bize bunu bir kez daha hatırlatıyor.

Bir polis görevini yaptığı için hayatını kaybetmemeli.

Bir emekli, geçinebilmek için kendisini çaresiz hissetmemeli.

Vatandaş, hukukun ne olduğunu öğrenmek için mahkeme kararlarını takip etmek zorunda kalmamalı.

Ve polis, yıllardır çözülemeyen sistem sorunlarının sahadaki hedefi hâline getirilmemeli.

Artık topyekûn bir düzenleme zamanı.

Kuralları açık koyun.

Herkese eşit uygulayın.

Hukuki belirsizliği ortadan kaldırın.

Polisi vatandaşla karşı karşıya bırakmayın.

Çünkü bugün Esenyurt’ta iki insan hayatını kaybetti.

Yarın aynı soruyu başka bir şehirde sormak zorunda kalmayalım:

“Bu olay neden önlenemedi?”

Ve belki de en ağır soru şu:

İnsanları birbirine düşüren bu düzeni değiştirmek için daha kaç hayatın kaybedilmesini bekleyeceğiz?

Yayın Tarihi
05.09.2026
Bu makale 1690 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!