TÜRKOLOG

Gazâlî’den Aydınlatmaya: Nedensellik

İnsan düşüncesinin en eski sorularından biri “Bu olay neden meydana geldi?” sorusudur. Gök gürültüsü, yağmur, hastalık, ölüm, ateş ve deprem ilk dönemlerde tanrıların, ruhların ve görünmeyen güçlerin iradesiyle açıklanmıştır.

Sebebi bilmek, varlığı ve olayı kendi şartları içinde anlayabilmektir.

İnsan düşüncesinin en eski sorularından biri “Bu olay neden meydana geldi?” sorusudur. Gök gürültüsü, yağmur, hastalık, ölüm, ateş ve deprem ilk dönemlerde tanrıların, ruhların ve görünmeyen güçlerin iradesiyle açıklanmıştır. Mitolojiden felsefeye geçiş, tabiat olaylarını görünmeyen varlıkların keyfî müdahaleleriyle değil, tabiatın içinde aranabilecek sebeplerle açıklama çabasıyla başlamıştır (1).

Nedensellik yalnızca felsefenin soyut bir konusu değildir. Bilimin, tıbbın, hukukun ve günlük hayatın temelinde de sebep-sonuç ilişkisi vardır. Hastalığın sebebi bilinmeden ilaç geliştirilemez; depremin oluşumu anlaşılmadan güvenli bina yapılamaz; toplumsal olayların sebepleri araştırılmadan kalıcı çözümler üretilemez.

Aristoteles’e göre;  bir şeyi gerçekten bilmek, onun nedenini bilmektir. O, varlıkların ve olayların maddî, biçimsel, hareket ettirici ve ereksel olmak üzere dört sebep bakımından açıklanabileceğini ileri sürmüştür. Böylece tabiatı anlamanın yolu, olayların ardındaki “niçin” sorusuna cevap aramaktan geçmiştir (2).

İslâm felsefesinde Fârâbî ve özellikle İbn Sînâ, bu düşünceyi geliştirmiştir. İbn Sînâ’ya göre varlıkların kendilerine özgü tabiatları ve etkileri vardır. Ateş yakıcı, su ıslatıcı, keskin bir cisim kesicidir. Ancak bu güçler Tanrı’dan bağımsız değildir. Sebepler zinciri sonunda varlığı kendinden olan Zorunlu Varlık’a dayanır. Bu anlayışta ateş, Tanrı’nın kendisine verdiği özellik nedeniyle pamuğu yakar; tabiat olayları da yaratılmış varlıkların nitelikleri ve karşılıklı etkileriyle araştırılabilir (3).

Gazâlî (1058–1111): Zorunlu Bağın Sorgulanması

Gazâlî’nin felsefe tarihindeki önemi, sebep ile sonuç arasında zorunlu bir bağ bulunduğu kabulünü sorgulamasıdır. Bu görüşe katılmıyor. Tehâfütü’l-Felâsife’nin on yedinci meselesinde verdiği ateş-pamuk örneğinde, gözlediğimiz şeyin ateşten sonra yanmanın meydana gelmesi olduğunu; ateşin içinde yanmayı zorunlu biçimde üreten bağımsız bir gücü doğrudan görmediğimizi söyler (4).

Gazâlî tabiatta düzen bulunmadığını ileri sürmez. Onun reddettiği, yaratılmış varlıkların Tanrı’dan bağımsız ve değiştirilemez bir nedensel güce sahip olduğu düşüncesidir. Tanrı ateşle temasın ardından yanmayı yaratmayı âdet edinmiştir; fakat kendi yarattığı düzene mahkûm değildir. Mucizenin imkânı da bu noktaya bağlanır.

Ateş-pamuk örneği, âdetullah ve mucize meselesi önceki makalelerimizde ayrıntılı biçimde ele alındığı için burada aynı açıklamaları tekrarlamaya gerek yoktur. Gazâlî’nin görüşü şu cümlede toplanabilir. Birlikte gerçekleşmek, zorunlu olarak birbirini meydana getirmek değildir.

Gazâlî’nin felsefî değeri, herkesin kendiliğinden doğru kabul ettiği nedensel zorunluluğu soruşturmasındadır. Ne var ki araştırmanın sonunda bütün sonuçlar doğrudan ilahî iradeye bağlanırsa, tabiatın kendi içindeki ara sebeplerini araştırma isteği zayıflayabilir. Sorun onun soru sorması değil, cevabın sorgulanamaz bir irade alanında sonlandırılmasıdır.İbn-i Rüşr’le anlaşmazlık burada başlar.

İbn Rüşd (1126–1198): Sebepler Reddedilirse Bilgi Kurulamaz

İbn Rüşd, Tutarsızlığın Tutarsızlığı adlı eserinde Gazâlî’ye cevap vermiştir. Ona göre bir şeyi bilmek, yalnızca onun var olduğunu bilmek değildir; neden meydana geldiğini, hangi şartlarda nasıl davrandığını ve hangi sonuçları doğurduğunu da bilmektir (5).

Ateşin neden yaktığı, ilacın bedeni nasıl etkilediği ve tohumun hangi şartlarda filizlendiği araştırılmadan tabiat hakkında bilimsel bilgi kurulamaz. Sebeplerin bilinemez olduğunu söylemek, varlıkların özelliklerinin de bilinemez olduğu sonucuna götürebilir.

İbn Rüşd’e göre doğal sebepleri kabul etmek, Tanrı’ya rakip yaratıcı güçler ortaya çıkarmak anlamına gelmez. Ateşi, pamuğu, bunların tabiatlarını ve aralarındaki düzeni yaratan da Tanrı’dır. Tanrı’nın yaratmış olduğu tabiatın belirli özelliklere göre işlemesi, insanın bu özellikleri araştırmasına engel değildir.

Gazâlî, tabiat kanunlarının Tanrı’ya  bağlayan zorunluluklar hâline getirilmesine karşı çıkarken İbn Rüşd, gerçek sebepler reddedilirse bilginin ve bilimin temelsiz kalacağını savunur. Bu iki yaklaşım, ilahî iradeyi koruma kaygısıyla tabiatı kendi şartları içinde açıklama çabasının ayrıldığı noktayı gösterir.

İbnü’r-Râvendî (ö. 913–914?): Dinî Otoriteye Radikal İtiraz

İslâm düşüncesindeki eleştirel damar yalnız İbn Rüşd’le sınırlı değildir. Gazâlî’den yaklaşık iki asır önce yaşayan İbnü’r-Râvendî, dinî otoriteyi, peygamberliği ve mucizeyi çok daha köklü biçimde sorgulamıştır. Başlangıçta Mu‘tezile çevresinde bulunmuş, daha sonra bu çevreden ayrılmış; İslâm kaynaklarında mülhid ve zındık olarak anılmıştır. Eserlerinin büyük bölümü günümüze ulaşmadığı için düşünceleri çoğunlukla kendisine cevap vermek amacıyla kaleme alınmış reddiyelerden öğrenilmektedir (6).

Ona atfedilen temel itiraz şudur: Peygamberin getirdiği bilgi akla uygunsa insan aklı bu bilgiye peygambersiz de ulaşabilir; akla aykırıysa zaten kabul edilmemelidir. Öyleyse peygamberliğin zorunluluğu ayrıca kanıtlanmalıdır. Aynı şekilde olağanüstü bir olayın gerçekleşmesi ile bu olayı gösteren kişinin Tanrı tarafından gönderilmiş olması arasında zorunlu bir bağ bulunmaz. Olağanüstülük, tek başına doğruluğun kanıtı değildir (7).

Bu yaklaşım nedensellik tartışmasının dinî alandaki sonucunu gösterir. Gazâlî, mucizeyi mümkün kılmak için doğal zorunluluğu sınırlandırırken İbnü’r-Râvendî, mucizenin peygamberliği kanıtlayıp kanıtlamadığını sorar. Birincisi olağanüstü olayı ilahî kudretin işareti sayar; ikincisi olağanüstü olay ile dinî doğruluk arasında zorunlu sebep-sonuç bağı bulunmadığını ileri sürer.

İbnü’r-Râvendî’nin fikirleri İslâm dünyasında devamlı ve kurumsal bir felsefe okuluna dönüşememiştir. Buna rağmen onun sorduğu sorular, aklın dinî otorite karşısındaki bağımsızlığının erken ve radikal örneklerindendir. İslam aleminde bu sorular ve tartışmaların yapıldığı çağda, böyle düşünebilenler odun ateşinde yekılıyorduİslam aydınlanması mum gibi yandı ve söndü..Bana göre her şeyin sebebini tanrıya bağlayan Gazali-eşari algısı islamı dünyasını zehin tembelliğine itti.

David Hume (1711–1776): Zorunluluk Nesnede Değil Zihindedir

Gazâlî’nin sebep ile sonuç arasındaki zorunlu bağa yönelttiği soru, yüzyıllar sonra David Hume tarafından teolojiden bağımsız bir zeminde yeniden ele alınmıştır. Hume, bir bilardo topunun başka bir topa çarpmasını örnek verir: Birinci topun hareketini, çarpışmayı ve ikinci topun hareketini görürüz; fakat birinci toptan ikinci topa geçen “zorunluluk” adlı görünmez bir güç göremeyiz (8).

Deney bize iki olayın art arda geldiğini ve bu birlikteliğin tekrarlandığını gösterir. Benzer olayları sürekli birlikte gördüğümüzde zihnimizde bir beklenti oluşur. Ateşi gördüğümüzde sıcaklığı, kara bulutları gördüğümüzde yağmuru bekleriz. Hume’a göre zorunlu bağlantı düşüncesinin kaynağı, nesnelerin içinde gözlenen metafizik bir güç değil, tekrarların zihnimizde meydana getirdiği alışkanlıktır.

Gazâlî ile Hume arasındaki benzerlik burada ortaya çıkar. İkisi de gözlemin sebep ile sonuç arasındaki zorunlu bağı doğrudan göstermediğini söyler. Fakat sonuçları birbirinden farklıdır. Gazâlî düzeni Tanrı’nın özgür iradesiyle açıklar. Hume ise ilahî bir açıklamaya başvurmadan insan zihninin çalışma biçimini inceler. Gazâlî’nin sorusu teolojik bir sonuca, Hume’un sorusu deneyci ve psikolojik bir sonuca ulaşır.

Jean Meslier (1664–1729): Tabiatı Tabiatla Açıklamak

Jean Meslier, Katolik papazı olarak yaşamasına rağmen ölümünden sonra bulunan metninde dinleri, kiliseyi, ruhban sınıfını ve mutlak yönetimleri sert biçimde eleştirmiştir. Ona göre insanların açıklayamadıkları olayları Tanrı’ya bağlamaları bilgisizliği ortadan kaldırmaz; yalnızca bilinmeyene kutsal bir ad verir. Bir olayın sebebi bilinmiyorsa araştırılması gereken şey, o olayın tabii şartlarıdır (9).

Meslier bu noktada Gazâlî’nin tam karşı yönünde ilerler. Gazâlî ateşle yanma arasındaki bağı zorunlu saymaz ve gerçek fiili Tanrı’yaa bağlar. Meslier ise ateşin yakmasını açıklamak için doğaüstü bir iradeye ihtiyaç bulunmadığını savunur. Ateşin, maddenin ve yanmanın özellikleri araştırılmalıdır. Bilinmeyen yere Tanrı’yı yerleştirmek, olayın nasıl meydana geldiğini açıklamaz.

Meslier’nin eleştirisi yalnız metafizik alanda kalmaz. Ona göre dinî açıklamalar, siyasî ve toplumsal iktidarın korunmasında da kullanılmaktadır. Yoksulluk, adaletsizlik ve baskı ilahî takdirle açıklanınca, insan eliyle kurulmuş düzenin gerçek sorumluları görünmez hâle gelir. Yoksulluğun sebebi kader değil, adaletsiz toplumsal düzen; baskının sebebi Tanrı’nın iradesi değil, yönetenlerin çıkarlarıdır.

Bu yönüyle Meslier, nedensellik sorusunu toplumsal alana taşır. İnsanların kurtuluşu mucize beklemekte değil, kötülüğü doğuran gerçek sebepleri bulup değiştirmektedir. Onun düşüncesi, Aydınlanma’nın maddeci ve toplumcu damarına açılan erken bir kapıdır.Aklın Yolu oşarak Türkçeye çevrilen bu kitabı Fransızca aslından Atatürk Çanakkele cephesinde okumuştur.

Aynı Soru, Ayrı Yollar

Düşünür

Nedensellik Anlayışı

Ulaştığı Sonuç

Aristoteles

Bilmek, nedenleri bilmektir.

Tabiat, kendi sebepleriyle araştırılabilir.

İbn Sînâ

Doğal sebepler gerçektir; zincir Zorunlu Varlık’a dayanır.

Tanrı inancı ile doğal araştırma bağdaşabilir.

Gazâlî

Gözlenen birliktelik mantıksal zorunluluk değildir.

Gerçek fail Allah’tır.

İbn Rüşd

Sebepler reddedilirse bilgi kurulamaz.

Bilim, doğal etkileri araştırmalıdır.

İbnü’r-Râvendî

Mucize ile dinî doğruluk arasında zorunlu bağ yoktur.

Vahiy ve peygamberlik aklın önünde sorgulanabilir.

Hume

Zorunlu bağlantı gözlenmez; alışkanlıkla kurulur.

Nedensellik beklentisi zihnin işleyişiyle açıklanır.

Meslier

Tabiat doğaüstü müdahaleyle açıklanmaz.

Sebep, tabiatta ve toplumun gerçek şartlarında aranır.

Gazâlî’den Aydınlatmaya

Gazâlî nedenselliği sorgulayarak felsefe tarihinde önemli bir soru sormuştur. Fakat tabiattaki her sonucu doğrudan ilahî iradeye bağlayan cevap, aklı yeniden inancın sınırları içine çekmiştir. Bu durumun yaygınlaşması  islam coğrafyasının gerilemesine sebep olmuştur. İbn Rüşd doğal sebepleri savunarak bu sınırı aşmaya çalışmış; İbnü’r-Râvendî dinî otoriteyi aklın önünde sorgulamış; Hume zorunlu bağı insan zihninin alışkanlığıyla açıklamış; Meslier ise tabiatı doğaüstü güçlere başvurmadan açıklama yoluna yönelmiştir.

Buradaki düşünce hareketi yalnız Tanrı’nın varlığı veya yokluğu üzerine bir tartışma değildir. Asıl mesele, bir olay karşısında araştırmanın nerede durdurulduğudur. “Tanrı böyle istedi” denildiği yerde soru sona erer. “Bu olay hangi şartlarda ve hangi sebeplerle meydana geldi?” denildiğinde ise araştırma başlar.

Aydınlatma, bütün cevaplara sahip olmak değil; hiçbir cevabı yalnızca kutsal veya otoriter olduğu için sorgulamanın dışında bırakmamaktır. Gazâlî’nin değeri zorunluluğu sorgulamasında, eksikliği ise ulaştığı cevabı yeniden sorgulanamaz hâle getirmesindedir. Bir öuval inçirin mahfolmasıdır bu.

İnsan düşüncesini ileriye taşıyan çizgi, sebebi bilinmeyen alana havale eden teslimiyet değil; tabiatı, toplumu ve insanı kendi gerçek şartları içinde araştıran özgür akıldır.  

Özgür akıl, Atatürk’ün  milletine bıraktığı mirastır.

KAYNAKÇA

1-Aristoteles. Fizik. Çev. Saffet Babür. 11. bs. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2025.

2-Gazzâlî. Tehâfütü’l-Felâsife: Filozofların Tutarsızlığı. Eleştirmeli metin ve çev. Mahmut Kaya – Hüseyin Sarıoğlu. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2014.

3-Hume, David. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma. Çev. Ferit Burak Aydar. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.

4-İbn Rüşd. Tutarsızlığın Tutarsızlığı (Tehâfütü’t-Tehâfüt). Çev. Kemal Işık – Mehmet Dağ. 2 cilt. İstanbul: Kırkambar Yayınları, 1998.

5-İbn Sînâ. Kitâbu’ş-Şifâ: Metafizik I. Çev. Ekrem Demirli – Ömer Türker. İstanbul: Litera Yayıncılık, 2004.

6-Kutluer, İlhan. “İbnü’r-Râvendî.” TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 21. İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2000.

7-Kutluer, İlhan. “Dehriyye.” TDV İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi.

8-Meslier, Jean. Sağduyu: Tanrısızlığın İlmihali (1928’de Aklı Selim adıyla yayımlanan eser). Çev. Abdullah Cevdet. 13. bs. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2019.

9-Yellice, Muharrem. Mitolojiden Felsefeye: Mitlerin Dine, Felsefeye ve Bilime Evrilmesi. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2024.



Muharrem Yellice, Mitolojiden Felsefeye: Mitlerin Dine, Felsefeye ve Bilime Evrilmesi (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2024), özellikle mitolojik açıklamadan felsefî düşünceye geçiş bölümleri.

Aristoteles, Fizik, çev. Saffet Babür, 11. bs. (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2025), II. Kitap, 3. bölüm.

İbn Sînâ, Kitâbu’ş-Şifâ: Metafizik I, çev. Ekrem Demirli ve Ömer Türker (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2004), illet-malûl ve Zorunlu Varlık bahisleri.

Gazzâlî, Tehâfütü’l-Felâsife: Filozofların Tutarsızlığı, eleştirmeli metin ve çev. Mahmut Kaya-Hüseyin Sarıoğlu (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2014), ‘On Yedinci Mesele’, s. 336-358.

İbn Rüşd, Tutarsızlığın Tutarsızlığı (Tehâfütü’t-Tehâfüt), çev. Kemal Işık-Mehmet Dağ, c. II (İstanbul: Kırkambar Yayınları, 1998), s. 618-658.

İlhan Kutluer, ‘İbnü’r-Râvendî’, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 21 (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2000).

İlhan Kutluer, ‘Dehriyye’, TDV İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi); ayrıca aynı yazarın ‘İbnü’r-Râvendî’ maddesi.

David Hume, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, çev. Ferit Burak Aydar (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017), VII. bölüm, ‘Zorunlu Bağlantı Düşüncesi Üzerine’.

Jean Meslier, Sağduyu: Tanrısızlığın İlmihali (1928’de Aklı Selim adıyla yayımlanan eser), çev. Abdullah Cevdet, 13. bs. (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2019).

Yayın Tarihi
06.08.2026
Bu makale 216 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!