Geçen hafta okullar yaz tatiline girdi ve milyonlarca sevgilimiz, umudumuz çocuklar sevinç içinde karnelerini aldılar. Beni en çok ilgilendiren, Antalya Filarmoni Derneğinin Silob (Sanat ilkokulda başlar) programı içinde organize ettiği beş ilkokulun koro konseri oldu. Dernek başkanı Prof. Abdullah Uz olmak üzere tüm yönetim kurulunu ve koroları çalıştıran fedakâr müzik öğretmenlerini yürekten kutlarım. Derneğin bu faaliyeti büyük zorluklarla üç-dört senedir sürüyor.
Aslında, Milli Eğitim Bakanlığının yapması gereken bu faaliyeti bir dernek çıkıp yapabiliyor. Öğrencilerin yetenekleri uzmanlar tarafından ölçülüyor. Koro öğretmenleri bulunuyor. Okullara birer piyano temin ediliyor ve piyanist bulunuyor. Konser verilecek salon tutuluyor. Öğretmenlerin ücretleri dahil tüm masraflar dernek tarafından ödeniyor. Hemen şunu da söylemeliyim ki Çocuklarımız müziğe çok yetenekli (başarı oranı %80 e yakın). Eğer duyarlı bir valiye veya bakanlık personeline rastlamasak izinleri alamayacağız, protokolleri imzalayamayacağız. Dernek bu işleri engeller nedeniyle hep gecikerek başarabiliyor. Milli Eğitimin umurunda değil.
Tabii şu hususu da hatırlatmak isterim: Türkiye beş okuldan ibaret değil. 25 bine yakın ilkokulumuz var. Derneklerle bu işi çözmek mümkün değil. Türkiye'de ise kâğıt üzerinde müzik dersi var. Fakat uygulamada çoğu ilkokulda branş müzik öğretmeni bulunmadığından dersler sınıf öğretmenleri tarafından yürütülmekte; yoğun müfredat içinde bu ders çoğu zaman ya başka derslere ayrılmakta ya da yalnızca birkaç şarkı söylemekten ibaret kalmaktadır. Bunun sonucunda milyonlarca çocuk, müzik eğitiminin sağlayacağı zihinsel, duygusal ve sosyal gelişim fırsatından yeterince yararlanamamaktadır. Bu durum yalnızca bir sanat eğitimi eksikliği değil, aynı zamanda eğitim sistemimizin önemli bir kaybıdır. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde müzik, ilkokul eğitiminin vazgeçilmez derslerinden biridir. Çocuklar yalnızca şarkı söylemeyi değil; dinlemeyi, ritim duygusunu, estetik anlayışı, birlikte üretmeyi ve disiplinli çalışmayı öğrenirler. Müfredatta görünen bir dersin sınıfta fiilen yaşanmaması, o dersin var olduğu anlamına gelmez. Bir ülke çocuklarına müzik eğitimi vermiyorsa, geleceğin sanatçılarından önce duyarlılığını, estetik anlayışını ve ortak kültürünü kaybetmeye başlar.
Başlıca gerekçeler şunlardır: Beyin gelişimini destekler. Müzik eğitimi, beynin iki yarım küresini birlikte çalıştırır. Hafıza, dikkat, planlama ve problem çözme becerilerini geliştirir. Müzik eğitimi alan çocukların matematik ve dil becerilerinde de olumlu gelişmeler görüldüğünü gösteren çok sayıda araştırma vardır. Dil gelişimini güçlendirir. Ritim, vurgu ve ses ayrımını öğrenen çocuklar okuma ve telaffuz konusunda daha başarılı olurlar. Özellikle yabancı dil öğreniminde önemli katkı sağlar. Disiplin ve sabır kazandırır. Bir ezgiyi doğru söylemek ya da bir çalgıyı çalabilmek sürekli tekrar gerektirir. Çocuk, emek vermeden başarıya ulaşılamayacağını öğrenir. Sosyal becerileri geliştirir. Koroda söylemek veya birlikte müzik yapmak dinlemeyi, sırayı beklemeyi, uyum içinde çalışmayı ve karşılıklı saygıyı öğretir. Duygusal gelişime katkı sağlar. Müzik, çocukların duygularını sağlıklı biçimde ifade etmelerine yardımcı olur. Kaygıyı azaltır, özgüveni artırır. Kültürel kimliği korur. Her millet türkülerini, marşlarını ve ezgilerini çocuklarına öğreterek kültürünü gelecek kuşaklara aktarır. Müzik, ortak hafızanın önemli bir taşıyıcısıdır. Estetik duyguyu geliştirir. Güzeli ayırt edebilen bireyler yetiştirmek yalnızca resim ve edebiyatla değil, müzikle de mümkündür. Estetik eğitim, yaşamın her alanına olumlu yansır. Toplumsal uyumu güçlendirir. Birlikte müzik yapan çocuklar farklılıklara daha açık olur, empati kurmayı öğrenir. Bu da daha hoşgörülü bir toplumun temelini oluşturur.
"Çocuklarımızın sesi var; onlara müzik öğretecek öğretmenleri yok. İlkokullara branş müzik öğretmenleri atanmalıdır. Sayın Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e saygıyla arz olunur."
