Demokratik ve gelişmiş toplumlarda devlet yönetiminin temel ilkeleri; liyakat, adalet, eşitlik ve kamu yararıdır. Devlet yönetiminde bu ilkeler dikkate alınmaz ise “nepotizm” adı verilen anlayış güç kazanır. Nepotizm; “akrabalık, yakın dostluk, siyasi sadakat veya kişisel bağlılık üzerinden yapılan ayrıcalıklı atama ve kayırmacılığı ifade eder.”
Siyasi iktidarların kendilerine yakın olanları liyakatli olup olmadığına bakmaksızın hassas ve kritik görevlere atamaları kontrolü kendi ellerinde bulundurmak istemelerinden kaynaklanır. Lakin devlet kurumlarına yapılan liyakatsiz atamalar devletin kurumsal yapısını çürütmesi yanında, toplumdaki huzursuzluğu da büyültür.
Günümüzde toplum; sadece iktidarın değil muhalefetin de liyakat konusunda samimi olup olmadığını sorgulamaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca bir partinin veya bir dönemin sorunu değil; siyasal kültür meselesidir.
İktidarda olsun, muhalefette olsun, parti liderleri liyakat yerine parti organlarına tanıdık ve kendi adamlarını yerleştirmektedir. Bu da bir nevi nepotizmdir. Bir dekanın üniversiteye kendi çocuklarını, damadını ataması… Kendi karısını sekreteri yapması bir nepotizm örneğidir. Yine Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in, Cumhurbaşkanı 1. yardımcısı olarak eşini ataması dünyaya gösterilen başka bir örnektir.
Toplumda "dayısı olan kazanır veya “ne bildiğin değil, kimi tanıdığın önemlidir" algısı toplumda yaygınlaşırsa devlete olan güven azalır. Çünkü halk, başarıya değil yakın ilişkilere dayalı yükselişlerin yaygınlaştığını gördüğünde “adalet” duygusunu kaybetmeye başlar.
İyi eğitimli ve yetenekli gençler; ülkelerinde liyakatin işlemediğini, bir kişinin yalnızca siyasi bağlantıları sayesinde önemli görevlere geldiğini, hak-hukuk ve adalet duygusunun kaybolduğunu gördüklerinde; istikballerini başka ülkelerde ararlar. Bu da Türkiye’nin en büyük sermayesi olan "insan kaynağının" erimesine yol açar. Yani beyin göçünü hızlandırır, üretken insan kaynağını ülke dışına iter.
Nepotizm, ekonomik yapıya da zarar verir. Liyakatsiz kadroların yönettiği kurumlarda verimlilik düşer, kamu kaynakları etkin kullanılmaz ve yatırım ortamı zayıflar. Yerli ve yabancı yatırımcı için en önemli unsur güvenilir kurumlar ve öngörülebilir yönetim anlayışıdır.
Bir toplumda insanlar çalışarak, üreterek ve emek vererek değil; güçlü bağlantılar kurarak yükseleceğine inanıyorsa, orada sosyal denge bozulmaya başlar. Üretmeden tüketen bir toplumda işsizlik artar, enflasyon yükselir, gelir dağılımındaki denge bozulur. Ekonomi ile ilgili kurumlarda sıkça yapılan değişiklikler ve liyakatsiz atamalar, yanlış kararlar alınmasına neden olur ve ekonomik sistem çöker.
Bu durum size tanıdık geliyor mu?
Vatandaş, devlet kurumlarının adil davranmadığını, adamı olanın işinin yürüdüğünü düşündüğünde kurumlara olan bağlılık zayıflar. İnsanlar hukuk sistemine, kamu yönetimine ve hatta sosyal düzene karşı güvensizlik geliştirmeye başlar. Güvenin olmadığı toplumlarda ise kutuplaşma, öfke ve sosyal gerilim artar. Böyle bir ortamda iş tatminsizliği, stres ve tükenmişlik sendromu kaçınılmazdır. Bugün yaşadığımız gerçek budur. Vatandaş, devlet kurumlarına çöküldüğüne ve buraların yandaşlara birer rant kapısı olarak görüldüğüne inanmaktadır.
Nepotizm; dürüst çalışmanın değil, güçlü ilişkilere sahip olmanın daha değerli olduğu inancını yaygınlaştırır. Bu anlayış yaygınlaştığında “torpil normalleşir, adaletsizlik sıradanlaşır ve etik değerler zayıflar.” Böyle bir toplumda “ahlaki değerler” yerine “çıkar ilişkileri” öne çıkar. Böylece toplum vicdanı yara alır.
Görüldüğü gibi nepotizm; bir toplumun "bağışıklık sistemini" çökerten bir virüs gibidir. Bu virüsle mücadele; ancak şeffaf, hesap verebilir ve liyakat esaslı bir sistemle mümkündür.
Son yıllarda ülkemizde sistematik bir yozlaşma vardır. Zira devlet mekanizmasında liyakatin yerini akrabalık ve parti bağlarının alması, kamu hizmetlerinin kalitesini düşürdüğü gibi devletin "tarafsızlık" ilkesini de zedelemiştir.
“Aldığımız prensip kararı gereği devlet kurumlarına; “tam referansı olmayan, iyi tanımadığımız kimse giremez. Üst düzey memurlarımızın yarısı kendi akraba ve yakınlarımız olacak, yarısı da partimizin mensupları veya dışardan güvendiğimiz yüksek insanların tavsiyelileri olacaktır. Biline…” diye bir ferman çıkarılsa, daha dürüst davranılmış olurdu.
Kamu yönetiminde temel ilkelerin ihlali, yetkin ve işinin ehli bireyleri kurum dışına itmiş… Sistemin içerisinde bağlantıları olan akrabalar ile iktidara yakın olan yandaşlar söz sahibi haline gelmiştir. Böyle olmasa, MSB’deki genel müdürlük gibi bir önemli ve hassas bir makama tümgeneral rütbesinde birinin atanması gerekirken, soyadı Erdoğan olan, 33 yaşında, bir kaymakamın atanması mümkün olabilir miydi?
Nepotizmin yaygın olduğu kamu idarelerinde rüşvet, zimmet ve kayırmacılık daha fazla zemin bulmaktadır. Zira akrabalık bağı ya da siyasal bağlar iç denetim mekanizmasını işlevsiz bırakmakta, kimse yandaş ya da akraba hakkında soruşturma yapmak istememektedir.
Nepotizmin bir olumsuz yanı da kamu kaynaklarının israfıdır. İhtiyaç dışı kadroların sadece yakınları ve yandaşları istihdam etmek için açılması, kamu bütçesi üzerinde ağır bir yük oluşturmakta, bu yükü de vatandaş çekmektedir.
Nepotizmin kamu yönetiminden temizlenmesi için öncelikle mülakat sistemi kaldırılmalı, şeffaf kariyer planlaması yapılarak, kamu görevlilerinin etik dışı davranışları engellenmelidir.
Toplumların gelişebilmesi için en önemli unsur ise adalet duygusunun korunmasıdır. İnsanlar eşit şartlarda yarışabildiğine ve değer verildiğine inanıyorsa üretir, çalışır ve ülkesine güven duyar. Ancak kayırmacılığın yaygın olduğu toplumlarda umut yerini karamsarlığa bırakır.
GÜNÜN SÖZÜ: “Liyakatin olmadığı yerde sadakat ödüllendirilir; bu da kurumları içeriden çürütür.” Peter DRUCKER