Türk siyasal hayatı, yalnızca seçim sonuçlarıyla değil; hukuk, meşruiyet ve demokrasi tartışmalarıyla da yeniden şekillenmektedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin CHP’nin üç yıl önceki Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan (yok hükmünde)” kararı; ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısı üzerinde deprem etkisi yaratacak kadar şiddetli olacaktır.
Türkiye, yaşadığı onca sorun yetmezmiş gibi hukuk devleti, siyasal güven ve toplumsal istikrar bakımından hem Türk hem de dünya kamuoyunda yeniden tartışılır hale gelecektir.
Mutlak butlan kararı konusunda üç farklı görüş ortaya çıkmıştır. Birincisi: “Eğer bir hukuksuzluk ve suç var ki, mahkeme böyle bir karar vermiştir. Hukuk devleti ilke ve uygulaması kişilere ve partilere göre değişmez. CHP, kararın gereğini hemen yapmalıdır.” İktidar cephesi bu görüşte olsa bile hukukçular bu kararı “demokrasiye kurulmuş bir pusu” olarak nitelendiriyor.
İkincisi: “Bu karar, Saray rejimi ve yargısı tarafından alınmış bir karardır. Bu siyasal müdahale ile siyaset; yeniden tasarlanmak istenmektedir.” Bu konuda en sert tepkiyi İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu gösterdi. Dedi ki: "Benim de milletvekili arkadaşlarımın da safı bellidir. Safımız demokrasiden, millet iradesinden ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’ten yanadır." Bu açıklamanın ardından toplum mühendisleri harekete geçti: “İYİ Parti’de 9 milletvekili MHP’ye geçecek!” Burada amaç; İYİ Parti'nin içini karıştırmak ve MERKEZ siyasetin önüne geçmektir.
Üçüncüsü: “Türkiye’deki kronik kurumsal güven krizinin yeni bir örneğidir. Çünkü toplumun önemli bir bölümü artık sadece siyasi aktörleri değil; kurumların tarafsızlığını da sorgulamaktadır. Bu durum, demokratik sistemlerde en tehlikeli aşamalardan biridir. Zira kurumlara olan güven azaldığında, toplumsal kutuplaşma daha da derinleşir.”
Son yerel seçimlerde birinci parti olan ve iktidara yürüdüğünü her fırsatta ifade eden CHP, mutlak butlan kararı ile yeniden iç mücadele sürecine girecektir. Onlar kendi iç mücadelesini yaparken, toplumsal yapı da olumsuz etkilenecektir. Zira vatandaş, ekonomik sorunlardan, adalet tartışmalarından ve siyasal gerilimlerden bıkmıştır. Özellikle genç kuşaklar, siyaseti çözüm üreten bir alan olmaktan çok çatışma alanı olarak görmeye başlamıştır. Ne olursa olsun kapağı yurtdışına atma derdine düşmüşlerdir.
Mutlak Butlan kararıyla YSK yetkisiz hâle gelince herhangi bir istinaf yahut Asliye Hukuk Mahkemesi, başkanlık dahil seçimlerle ilgili iptal kararı verirse nasıl engellenecek, seçim güvenliğini kim sağlayacaktır?
Bu soruya en güzel cevabı rahmetli Demirel vermiştir! "Siyasette hata yapabilirsiniz. Yalnız yaptığınız hatanın karşılığı mahkeme değildir. Siyasi hatanın karşılığı seçmenin sizi seçmemesidir. Siyasette hesaplaşma mahkemede olmaz, ne zaman siyaseti mahkemeye götürürsünüz, o zaman memleketin siyasetini öldürürsünüz."
Hukuk, insanlık için ortak bir paydadır. Hukuk ve demokrasisi olmayan bir toplum, kişiliğinden yoksun kaldığı gibi toplum olma özelliğini de yitirir. Zira hukukun olmadığı yerde kaos vardır, başıboşluk vardır, şiddet vardır, mafya vardır. Kısacası, “bir toplumun kalitesini, hukukunun kalitesi gösterir.”
Çektiğimiz tüm bu sıkıntılar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kaynaklanmaktadır. “Yasama, Yürütme ve Yargı” erkinin tek bir elde toplanması, yani “Kuvvetler Birliği” ilkesi demokrasilerde kabul görmeyen bir ilkedir. Esas olan “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesidir.
Hukuk ile siyaset arasındaki denge büyük önem taşır. Hukukun siyasallaşması ne kadar tehlikeliyse, siyasetin hukuku baskılaması da aynı derecede risklidir. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey; kişilere göre değişmeyen hukuk, yani hukukun üstünlüğü, kurallara bağlı siyaset ve toplumsal güvenin yeniden inşasıdır. Zira devletin kurumları ve yargı halka güven verdiği ölçüde ayakta kalabilir. Aksi halde mutlak butlan kararında olduğu gibi yeni krizler, yeni kutuplaşmalar ve yeni toplumsal kırılmalar kapımızda bekliyor olacaktır.
Sonuç olarak: Türkiye’de demokratik değerler ve hukuk ile ahlak da erozyona uğramıştır. Çare yeni kurtarıcılar aramak yerine demokrasiyi ve hukuku esas kılmaktır. Bir ülkede güçlü demokrasi, güçlü kurumlar ve tartışmasız hukuk düzeni olmadan toplumsal huzurun kalıcı hale gelmesi mümkün değildir.
CHP artık fiilen bölünmüştür. CHP’de hesaplaşmalar, “hain” tartışmaları ve disiplin süreçleri başlayacaktır. Zira kılıçlar ölümüne çekilmiştir. Aslında tek çıkış yolu Kemal Kılıçdaroğlu’nun 45 gün zarfında Kurultayı toplaması ve iki kesimin de çıkan sonucu içine sindirmesidir. Zira Demokrasilerde milletin iradesi üstünde bir güç yoktur.
GÜNÜN SÖZÜ: “Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP hakkında verdiği butlan kararı, adeta Kadastro Mahkemesi’nin cinayet dosyasında ağırlaştırılmış müebbet cezası vermesine benziyor. Ört ki ölem…”
Av. Osman Kaçmaz Em. Hâkim