Zargovit Tepesi yakınlarında, yüzyıllardır anlatılan kadim bir rivayet vardır…
Derler ki Şah Haydar, kışın hayvanlarını otlatan genç bir çobandır. Karla örtülü dağlarda elindeki asasını kuru dallara dokundurduğunda, dallar bir anda yeşerir, toprak yeniden can bulurmuş. Keçiler ise kışın en sert günlerinde bile karınlarını doyurur, tok şekilde eve dönerlermiş.
Babası Seyit Mahmut Hayrani keçilerin bu duruma şaşırmış.
“Kışın ortasında bu hayvanlar nasıl doyuyor?” diye merak etmiş ve bir gün oğlu Şah Haydar’ı gizlice takip etmeye karar vermiş.
Seyyid Mahmud-i Hayrani, sessizce oğlunun arkasından yürürken gördüğü manzara karşısında hayrete düşmüş…
Bir de bakar ki Şah Haydar’ın elindeki asasını dokundurduğu kuru dalları yeşertiyor, doğayı yeniden canlandırıyormuş. Şah Haydar elindeki asayı hangi meşe ağacına değdiriyorsa o ağaç hemen yeşeriyor. Taze filizlerle süsleniyor, keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyorlarmış.
Tam o sırada keçilerden biri hapşırmaya başlamış…
Şah Haydar dönüp yumuşak bir sesle hapşıran keçiye:
“Babam Derviş Mahmut’u mu gördün?” demiş.
Seyyid Mahmud-i Hayrani bu durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar ne oldu babam Derviş Mahmud’umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.
Şah Haydar, babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için mahcup olur. Mahcubiyetinden kaçıp halen Düzgün Baba Dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekân tutar. İki gün boyunca geri dönmemiş…
Bunun üzerine müritleri 2500 metrelik dağa çıkmış. Babasına yalnızca şu sözü söylemişler:
“İşi düzgündür…”
O günden sonra o kutsal dağın adı Düzgün Baba olarak anılmış.
Bugün hâlâ binlerce insan bu dağı ziyaret ediyor.
Kimi dua etmek, kimi huzur bulmak, kimi ise içindeki yükleri bırakmak için geliyor. İnanca göre bu dağ, insanların niyetine ve kalbine dokunan manevi bir güce sahip…
Dağdaki kutsal suyun ise kötü niyetli insanlardan çekildiğine inanılıyor.
Ben de Düzgün Baba Dağı’na ilk gittiğimde hissettiğim şeyi tarif etmekte zorlandım. Sanki insanın içindeki bütün manevi ağırlık sessizce hafifliyordu…
Burası yalnızca bir dağ değil…
İnsanın ruhuna dokunan, kalbini yumuşatan, sessizliğiyle bile huzur veren manevi bir makam gibi…
Bugün dünyanın birçok yerinden insanlar yalnızca inanç için değil; o derin huzuru hissedebilmek için de geliyor. Yoga ve meditasyonla ilgilenen insanların bile bu dağın enerjisine hayran kaldığı söylenmektedir.
Seyyid Mahmud-i Hayrani’nin, diğer adıyla Hacı Kureyş’in soyunun Ehlibeyte dayandığına inanılmaktadır.
Mucizelere olan inancın giderek azaldığı bu çağda, bazen yalnızca böyle manevi bir yere gidip içten bir dua etmek bile insanın ruhunu hafifletmeye yetiyor.
Dilerim bir gün yolunuz Düzgün Baba Dağı’na düşer…
Ve siz de o sessiz huzuru, o tarifsiz manevi hissi kalbinizde hissedersiniz.
Yazan: Bilge Kaya