
Bazı fotoğraflar vardır; sadece bir anı değil, bir dönemin ruhunu anlatır.
Tek bir kareye bakarsınız ama aslında toplumun vicdanını, siyasal atmosferini ve insanların iç dünyasında büyüyen duyguları görürsünüz.
Ankara koridorlarında yankılanan "mutlak butlan" tartışmalarının, parti genel merkezine dayanan polis barikatlarının ve biber gazı dumanlarının hemen ardından, sağanak ve dolu altında sırılsıklam olmuş o beyaz gömlek de işte böyle bir fotoğraf…
İlk bakışta aniden bastıran Ankara sağanağına yakalanmış sıradan bir kare gibi görülebilir. Oysa orada yalnızca ıslanmış bir insan değil; iradesine ipotek konulmak istenen bir partinin seçilmiş lideri, korumaların uzattığı şemsiyeyi elinin tersiyle iten bir kararlılık ve halkıyla yan yana barikatları aşan bir duruş vardır. CHP Genel Merkezi’nden çıkıp kilometrelerce ötedeki TBMM’ye doğru yürüyen Özgür Özel ve arkasında çığ gibi büyüyen kalabalığın o sırılsıklam hali, siyaset tarihine kazınacak türden.
Çünkü o gün Ankara’da yağmur bazen sadece yağmur değildi.
Bazen hukukun siyasallaşmasıyla kurulan bir baskıydı.
Bazen kurumların güvenirliğinin aşındığı, meşruiyet krizinin derinleştiği bir iklimdi.
Bazen yalnız bırakılmak, kuşatılmak istenmekti.
Bazen de sınanmak, direnmek ve her şeye rağmen meşruiyetin kalesi olan Meclis’e yürümeye devam etmekti.
O ıslanan gömlek, bütün bu zorlukların altında geri çekilmeyen bir tavrı temsil ediyor. Korunaklı makam odalarına sığınmadan, biber gazının kokusunu soluyarak ve omuzlarına düşen yağmur damlalarını silmeden sokağın gerçeğinde kalabilmeyi anlatıyor. Bu fotoğraf, sadece bir liderin veya bir partinin hikâyesi değildir. Türkiye’de yıllardır yaşanan kurumsal güven erozyonunun, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesinin ve siyasete hukukun üstünlüğü yerine güç üstünlüğünün hâkim kılınma çabasının ortak hikâyesidir.
Bu sorun tek bir tarafın sorunu değildir. Hepimizin sorunudur. Yargı kararlarının tartışmalı hale gelmesi, barikatların siyasetin normal mecrası haline dönüşmesi, kurumların taraflı algılanması… Bunlar uzun vadede hepimizi zayıflatır. Demokrasimizin kalitesini düşürür, toplumsal barışı zedeler ve gelecek kuşaklara daha güvensiz bir siyasi zemin bırakır.
Bugünün siyasetinde en büyük sorunlardan biri de tam burada başlıyor: Toplumun karşısına sürekli kusursuz, ütülü, steril görüntüler çıkarılıyor. Kontrollü salonlar, önceden tasarlanmış meydanlar, ezber cümleler… Fakat toplum artık bu soğuk ve yapay tasarımlara değil, samimiyete, dirence ve zor anlarda ortaya konan duruşa bakıyor.
Halk, kendi kaderiyle paralellik gösteren bir siyaset istiyor. Adaletsizliğe karşı yürürken yüzüne çarpan yağmuru ve doluyu saklamayan, fırtına koptuğu anda güvenli limanlara kaçmayan bir duruş arıyor. İktidarın da, muhalefetin de zaman zaman düştüğü bu “steril siyaset” tuzağından kurtulmamız gerekiyor. Gerçek samimiyet, sadece ıslanmayı göze almakla değil, ıslanırken de ilkeli ve tutarlı kalmakla ölçülür.
Belki de bu yüzden bu yürüyüşün fotoğrafları kolay unutulmayacak.
Çünkü o fotoğraf yalnızca bir lideri veya bir partiyi değil; adaleti, milli iradeyi ve dayatmalara karşı toplumsal güveni arkasına alarak hakkını arayan bir anlayışı sembolize ediyor. Gücünü mahkeme salonlarındaki teknik oyunlardan değil, sokağın ve halkın haklılığından alan bir iradenin resmidir bu.
Kimi gömlekler tertemizdir, kusursuzdur, her daim ütülüdür ama hiçbir hikâye anlatmaz.
Kimi gömlekler ise genel merkezden Meclis’e uzanan o zorlu yolda, barikatların önünde ve yağmurun altında ıslanır… Ve bir halkın hafızasında silinmeyecek bir iz bırakır.
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır ve biz onlardan olmayacağız.Vatan bizim savunmaya ve konuşmaya devam edeceğiz.