Bizim yaşımızda olanlar hatırlar. Usta sanatçı Celal Şahin, sazıyla:
“Ne olacak halimiz, mini mini valimiz?”
diye söyler; aynı zamanda bir ruh doktoru olan, ufak tefek İstanbul Valisi Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’dan medet umardı.
Televizyonda fındık üreticilerinin feryadını dinleyince o günler aklıma geldi.
İktidar, mahsulün bol olmasından çok memnun. Ancak üretici pek memnun değil. Çünkü kilosu en az 250 TL’ye mal olan fındık, 180 TL’ye ancak alıcı buluyor.
Suçlu kim?
Tabii ki hain İtalyanlar!
Fındığımızı ucuza kapatmak istiyorlar. Bizim tüccar da İtalyanlarla iş birliği yapıyor. Kooperatifleşme yok, Fiskobirlik eski gücünde değil. Devlet parmağını kıpırdatmıyor. Planlama yok. Muhalefetin de elinden bir şey gelmiyor.
Sonuç?
Kimi üretici baltayı alıp fındık ağaçlarını kesiyor, kimi de fındığı toplamaktan vazgeçiyor.
Varlık içinde yokluk diye işte buna denir.
Dünyanın en iyi fındığını üreteceksin, sonra da perişanlık içinde kıvranacaksın. İnsan inanamıyor.
Ama nedense ekonomideki “temel nedenle” pek kimse ilgilenmiyor.
Sadece fındık üreticileri mi?
İhracat yapan sanayiciler, turizmciler, ihracatçılar… Hepsi aynı dertten yakınıyor. Maliyetler içeride hızla artarken döviz kuru aynı hızla artmayınca, dışarıya mal ve hizmet satmak giderek zorlaşıyor.
Bu durumu Özal döneminde de yaşamıştık. O yıllarda otel işlettiğimiz için konuyu çok iyi biliyorum.
Dostlarımız sorardı:
“Otel dolu, paranızı döviz olarak peşin alıyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz?”
Mesele tam da buydu.
Döviz kuru yerinde sayarken yüksek enflasyon nedeniyle giderlerimiz sürekli artıyordu. Ama yabancı müşteriye fiyatımızı aynı ölçüde artıramıyorduk. Adam haklı olarak:
“Geçen yıl şu fiyata almıştım. ”diyordu.
Bugünkü durumu yine fındık üzerinden anlatalım.
Zavallı İtalyanların hainliği falan yok.
Fındığın dünya fiyatının yaklaşık 3,75 dolar olduğunu kabul edelim.
Dolar 48 TL ise:
3,75 × 48 = 180 TL.
İtalyan niçin 300 TL versin?
Ama ENAG enflasyonunu esas alan hesaba göre doların bugün yaklaşık en az 80 TL olması gerektiğini kabul edersek, aynı fındığın karşılığı:
3,75 × 80 = 300 TL.
İşte mesele burada.
Üreticinin maliyeti 250 TL ise, kilosunda yaklaşık 50 TL kazanabilecekti.
Yöneticiler dövizi baskılayarak Türk parasının değerini koruduklarını düşünüyor olabilirler.
Oysa bir şeyin fiyatını yüksek göstermek, onun değerini gerçekten yükseltmez.
Termometrenin üzerindeki rakamı değiştirerek ateşi düşüremezsiniz.
Dövizi olduğundan ucuz tutarsanız ithalatçı sevinir, yüksek faizden para kazanan sevinir; ama ihracatçı, turizmci, sanayici ve üretici ne yapacak?
Onlar da eski şarkıyı söylemeye başlar:
“Ne olacak halimiz, mini mini valimiz?”
Bu düzenden faiz geliri elde edenler ve ithalatçılar memnun olabilir.
Ama üreticinin zarar ettiği, ülkenin üretim gücünün zayıfladığı bir düzene “başarı” demek biraz zor.
Üreticiye de, ülkeye de çok yazık oluyor.