Sayın Cumhurbaşkanımız geçenlerde bir toplantıda yine faizin ne kadar kötü olduğundan söz etti ve onu adeta lanetledi. Bunun yanında adaletin, liyakatin ve dürüstlüğün bir millet için ne kadar önemli olduğunu anlattı; bütün insanlığın bu değerlere uyması gerektiğini yineledi. İnsan Türkiye'de yaşamasa, Erdoğan'ın ülkeyi gerçekten bu ilkeler doğrultusunda yönettiğine inanacak. Heyhat! Görünen o ki en somut gerçekler bile farklı gözlerden farklı anlamlar taşıyabiliyor.
Faize gelirsek; Cumhurbaşkanımızın haklı olduğu bir nokta var. Faiz, tarih boyunca birçok toplumsal ve ekonomik tartışmanın merkezinde yer almıştır. Hatta bütün kötülüklerin temelinde faiz olduğunu söyleyenler de vardır. Ancak devlet yönetiminde faizleri zorla düşürmeye çalıştığımızda ortaya çıkan sonuçları da yaşayarak gördük. Bu konuda ısrar etmenin anlamı var mı? Bir economist! olan Cumhurbaşkanımız bunu görmüyor olabilir mi?
Bu düşünce tarzında dinin büyük etkisi bulunduğu açık. İslam faizi haram sayıyorsa, bu elbette Müslümanlar açısından önemli bir hükümdür. Ancak kimse Peygamberimiz döneminde enflasyon olup olmadığını sormuyor. Günümüz iktisatçıları ise enflasyon arttıkça paranın değer kaybedeceğini ve buna bağlı olarak faizlerin yükseleceğini söylüyor.
Çünkü bugün birinden 100 lira borç alıp bir yıl sonra aynı 100 lirayı geri verirseniz, görünüşte borcunuzu ödemiş olursunuz ama gerçekte aynı değeri iade etmiş olmazsınız. Enflasyon nedeniyle o para artık bir yıl önceki değerinde değildir. Borcun değerini koruyabilmek için 100 liradan daha fazlasını ödemeniz gerekir. Buna da faiz diyoruz.
Demek ki faizin düşmesi, hatta ortadan kalkması için öncelikle enflasyonun ortadan kalkması gerekiyor. İşin özü bu kadar basit.
Altıncı yüzyılın şartlarında ortaya çıkmış bazı ekonomik ve toplumsal kuralları, aradan geçen on dört asrı yok sayarak bugüne aynen uygulamaya kalkarsanız ve bunda ısrar ederseniz, başarısız olmanız kaçınılmaz olur. Buna skolastik düşünce diyoruz. Bir devlet başkanı dindar olabilir; ancak devlet yönetiminde skolastik düşünceye teslim olmamalıdır.
Bu konuda yaşadığım bir olayı hatırlıyorum. Yıllar önce bir cuma hutbesinde imam efendi, Peygamberimizin yemeğini bağdaş kurarak yediğini, sağ elini kullandığını ve yemekten sonra ellerini koltuk altına sürerek temizlediğini anlattı. Hutbenin sonunda da cemaatten Peygamberimizin sünnetine uymasını istedi.
Elbette sünnetin özü, davranışların arkasındaki hikmeti anlamaktır; yedinci yüzyılın günlük alışkanlıklarını birebir tekrar etmek değildir.
Bugün Türk lirası sürekli değer kaybederken onu neden baskı altında tutmaya çalışıyoruz? Neden aldığımız borçlara dünyanın en yüksek faizlerinden birini ödüyoruz? Bunların hepsi ekonomiyle ve faizle ilgili sorular.
Ekonomi düzelmeden faizlerin kalıcı biçimde düşmesi de mümkün görünmüyor. Bunu anlamak için ekonomist olmaya da gerek yok.