DUAYEN

Üç Yıl Sonra: Barınma Sorunu ve Gerçek Çözüm

6 Şubat depreminin üzerinden üç yıl geçti. Zaman hızla akıyor. Basında, deprem bölgesinde yaklaşık 448 bin konutun tamamlandığını okuyoruz. Ancak en az 225 bin konutun daha yapılmayı beklediği belirtiliyor. Konteynerlerde yaşayan vatandaşların sabrı ise giderek tükeniyor.

448 bin konut elbette küçümsenecek bir rakam değildir. Bununla övünmek de mümkündür. Ancak mesele sadece yapılan konut sayısı değildir. 225 bin ailenin en az bir buçuk yıl daha geçici koşullarda yaşayacak olması, sorunun hâlâ ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

İyi hizmet, yalnızca üretmek değil; ihtiyacı en kısa sürede ve en sağlıklı şekilde karşılayabilmektir. Bu da daha iyi organizasyon, araştırma ve yenilik gerektirir.

Konut üretimi büyük ölçüde yükleniciler aracılığıyla yürütülüyor. Yüklenici sayısını artırmak bir çözüm gibi görünse de, asıl sorun nitelikli iş gücüdür. İnşaat, sanıldığı kadar basit bir iş değildir. Özellikle beton ve demir uygulamaları bilgi, deneyim ve titizlik ister. Ülkemizde bu alanlarda yeterli mesleki eğitim altyapısının bulunmaması önemli bir eksikliktir.

Bugün yaşadığımız acı tecrübeler, niteliksiz üretimin bedelini hepimize göstermiştir.

Öte yandan yapılan yeni yerleşim alanlarına baktığımızda, mimari ve mahalle tasarımı açısından ciddi bir gelişme görmek zor. Oysa bu ölçekte bir yeniden yapılanma, aynı zamanda bir fırsat olabilirdi.

Türkiye’nin önünde çok daha büyük bir konut ihtiyacı bulunmaktadır. 2000 yılı öncesi yapılmış riskli yapı stoğu da düşünüldüğünde, uzun yıllar konut üretmeye devam edeceğimiz açıktır.

Bu nedenle artık klasik yöntemlerle ilerlemek yeterli değildir.

Bana göre çözümün en önemli ayağı, endüstriyel ve prefabrike yapı üretimidir. Fabrika ortamında, standart ve kontrollü üretim; hem hız hem kalite sağlar.

Ancak mesele sadece konut üretmek değildir.

Bu süreçte;
- Enerjisini güneşten üreten,
- Yağmur ve gri suyu değerlendiren,
- Okul, sağlık birimi ve sosyal alanları bulunan,
- Yeşil alanları, çocuk oyun ve spor alanlarıyla desteklenen

ekolojik ve yaşanabilir mahalleler kurmak zorundayız.

Ayrıca binaların doğru yönlendirilmesi, iyi yalıtılması ve enerji verimliliği artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Sonuç olarak, afet sonrası yeniden yapılanma yalnızca bir inşaat faaliyeti değildir. Bu süreç, aynı zamanda geleceğin şehirlerini kurma fırsatıdır.

Depremler kader olabilir; ama sağlıksız kentler asla kader değildir.

Yayın Tarihi
14.02.2026
Bu makale 34 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!