Yine bir siyasetçi TV’ de “neden İstanbul’u Dubai, gibi yapmıyoruz?” diye sordu. Birkaç yıldır Antalya’da da böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Bir çevre mühendisi olan Cem Arüv kardeşimiz Antalya’yı da Dübai gibi yapmayı arzuluyor. Kentsel dönüşüm le başlayan çalışma bir Dübai olma projesine dönüşmüş. Bir hayli de çalışmalar yapmış. Projeler, sunumlar hazırlamış. ANSİAD üyesi de olan Arüv, Bu derneği de arkasına alarak Antalya’yı böyle bir maceraya sürüklemek istiyor. Bu çalışmalar halen sürüyor. Ben de bir mimar olarak bu konuyla senelerdir uğraşıyorum. Benim istediğim Antalya’da kendisine özgü, ekonomik, ekolojik, enerji üreten mahalleler yapmak. Dönüşümden doğacak maliyeti; mal sahiplerini zarar uğratmadan, çözümleyecek bir örnek yaratmak. Ama ben derdimi bir türlü anlatamıyorum. Onlar da havanda su öğütmeye devam ediyorlar. Mimarlar ve şehirciler odaları ise konulardan bigâne seyirci kalmayı tercih ediyor.
Bu yazımda Dubai aşkının nedenlerini ve getireceği sonuçları anlatmaya çalışacağım:
Dubai son 30–40 yılda çöl ortasında, yüksek gelirli, küresel vitrine oynayan bir kent olarak hızla büyüdü. Bu nedenle:
- Hızlı dönüşümün sembolü olarak görülüyor
- Yüksek katlı, ikonik mimari ile dikkat çekiyor
- Sermaye çekme başarısı (gayrimenkul, turizm, finans) örnek alınıyor
- “Modernlik = cam kuleler” gibi yüzeysel bir algıyı besliyor
Bu yüzden bazı yerel yöneticiler ve yatırımcılar için Dubai, “kısa sürede zenginleşen şehir” modelidir.
Ancak, Bu modelin arka planı çoğu zaman göz ardı ediliyor
Dubai’nin başarısı yalnızca mimariyle açıklanamaz:
- Vergi politikaları ve serbest bölgeler
- Ucuz ve esnek iş gücü (çoğunlukla göçmen)
- Merkezi ve hızlı karar alma sistemi
- Petrol sonrası finans ve turizm stratejisi
- Coğrafi konum (lojistik ve havacılık merkezi)
Bunlar olmadan yalnızca “yüksek bina yapmak” Dubai modeli yaratmaz. Bir şeyin oluşmasına neden onun özellikleri olduğunu unutmayalım.
Dubai Antalya ve İstanbul için uygun mu?
Antalya açısından
- Antalya’nın gücü: iklim, doğa, turizm çeşitliliği
- Dubai tipi yoğunlaşma:
- Doğal peyzajı zedeler
- Yazlık kent kimliğini bozar
- Enerji ve su tüketimini artırır
İstanbul açısından
İstanbul ise zaten:
- 2000 yıllık tarih katmanına sahip
- Yoğunluk sınırına yaklaşmış
- Deprem riski olan bir metropol
Dubai tipi bir yaklaşım:
- tarihî silueti zedeler
- altyapı yükünü artırır
- deprem riskini daha kritik hale getirir
Acaba bir fayda sağlar mı?
Kısa vadede:
- İnşaat sektörü canlanır
- Gayrimenkul değerleri artar
Ancak uzun vadede:
- Yerel halk için yaşam maliyeti yükselir
- kent kimliği kaybolur
- sosyal eşitsizlik artar
- iklim ve çevre sorunları büyür
Yani bu model genellikle yatırımcıya fayda sağlar, ama halk için sürdürülebilir değildir.
Asıl mesele: Taklit mi, özgün model mi?
Türkiye’nin özellikle Antalya gibi kentlerde ihtiyacı olan:
- İklime duyarlı mimari
- Düşük katlı, insan ölçekli yerleşimler
- Enerji verimli yapılar
- Yerel malzeme ve kültürle uyum
Kısacası:
Dubai bir sonuçtur; bir “biçim” değil, bir “sistem” ürünüdür.
O sistemi kurmadan sadece biçimi kopyalamak, şehirleri kimliksizleştirir.
Dubai hayranlığı aslında:
- hızlı zenginleşme arzusu
- gösterişli modernlik algısı
- küresel rekabet baskısının bir yansımasıdır
Ancak Antalya’yı ya da İstanbul’u “Dubai yapmak”:
- ne gerçekçi
- ne de uzun vadede toplum yararınadır.
Bu arada TOKİ hiçbir özelliği olmayan, hiçbir yenilik getirmeyen yapılarını hızla yapmaya devam ediyor. Bir deprem bölgesi olan Türkiye’de bu yeterli mi? Hiç zannetmiyorum. Aslında kentsel dönüşümle; ileri bir vizyonla, ne muhteşem taklit olmayan, çağdaş ve özgün çözümler üretilebilirdi.