Canım, biraz yüksek sesten ne çıkar komşu hatırı için katlanıver gitsin deriz. Zengin komşuların iki sene süren tadilatlarına rastladım. Hiltilerle kırılan betonlar, balyozlarla yıkılan duvarlar…. Sormayın gitsin. Sabahlara kadar yapılan yüksek sesli müzik yayımları, düğünler, toplantılar ise olağan adi olaylar.
Dr. Çiğdem Güner gürültünün ziyanlarını şöyle sıralamış:
-
İşitme duyusu ve yollarında zararlara yol açar.
- Gürültünün kişilerde huzursuzluk, uykusuzluk, sinirlilik konsantrasyon bozukluğu gibi etkileri vardır.
- Çalışma etkinliğini azaltır, düşünmeyi engelleyebilir. Bellekle ilgili çalışmalar, sözcük öğrenme amacıyla yapılan çalışmalar gürültüden etkilenmektedir. Öğrenme yaşantılarının olumsuz etkilenmesi özellikle okullarda belirgindir. Gürültü bölgelere yakın olan okullarda öğrenme etkinliğini azaltıcı etki yapmaktadır. Okuma, anlama, öğrenme düzeyini azalttığından okul sağlığı açısından da önemli olabilir.
- Karakter değişikliklerine neden olabilir. Eğilimi olanlarda sorunların ve bunaltıların ağırlaşmasına yol açar. Çabuk sinirlenme ve kızgınlığa yol açar.
- Aralıklı ve ani gürültü kişide ani adrenalin deşarjı yaratarak kalp atış oranını, solunum sayısını, kan basıncını arttırmakta, dikkat azalması, uyku düzeninde bozulmalara neden olabilmektedir. Ani gürültüde kalp hızı artmakta, gözbebeklerinde dilatasyon olmaktadır.
Bunları size sadece bilgi olsun diye yazmıyorum. Bizzat yaşadım. Tadilatı yapan sitede oturmadığı için gürültüden pek haberi olmuyor. Biz şikâyet edince de bozuluyorlar. Çok kibar gözüken bir komşum özür dileyeceğine;
“bizimle uğraşma yoksa kan akacak” diye beni tehdit etti. Mal onun değil mi? isterse yıkar da yakar da. Üç şikâyet mercii var: Belediye, polis ve mahkeme. Belediye memurları ve polisler biraz gürültü yapanlar gibi düşündükleri ve olayı çok umursamadıkları için ilgilenmiyorlar. Belediye Başkanları ile bir yönetmelik çıkarmaları için çok uğraştım, ama başarılı olamadım. Mahkeme ise maalesef uzun ve meşakkatli bir iş.
Söylemekten hoşlanmıyorum ama “
Avrupa’da evde bir çivi dahi çakamazsınız”.
Yazımızı Kant’ın bir deyişiyle bitirelim:
“Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayınız.”