Yazıma başlamadan önce şu hususu açıkça belirtmek isterim: Ben bir tarihçi değilim. Olaylara mimarlık disiplininden gelen, sorgulayıcı ve eleştirel bir okur olarak yaklaşan bir yazarım. Bu nedenle yazdıklarım mutlak hükümler değil; tarihsel verilerden hareketle yapılmış yorumlardır. Yanlışım varsa affola.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207–1273), 13. yüzyıl Anadolu’sunda yaşamış büyük bir mutasavvıf, şair ve düşünürdür. Mevlevîliğin kurucu figürü olarak, düşünce dünyasının merkezine Tanrı’yı koyması doğaldır. Ona atfedilen ve geniş kitlelerce benimsenen “Kim olursan ol, yine gel…” sözü, kapsayıcı düşünce yapısını yansıtır. Ancak aynı dönemde Anadolu’yu işgal eden Moğollara karşı açık bir siyasal veya fiilî direniş göstermediği de tarihsel bir gerçektir. Bu yönden onları kurtuluş savaşındaki “mandacılara” benzetebiliriz.
Bu durum bazı tarihçiler tarafından tasavvufî mesafe, bazıları tarafından ise işgal gücüyle uyum olarak yorumlanmıştır. Moğol yönetimi altında görev yapan kimi Türk kökenli yöneticilerin Mevlânâ çevresine yakın olduğu bilinmektedir. Caca Bey de bu isimlerden biridir.
13.yüzyılda Moğolların işgal ettikleri coğrafyalarda son derece yıkıcı bir güç olarak hareket ettikleri, şehirleri yakıp yıktıkları ve Bağdat’taki Beytülhikme gibi insanlık mirası merkezlerini tahrip ettikleri tarihsel kayıtlarda açıkça görülmektedir.
Buna karşılık Ahi Evren, Ahî teşkilatının kurucu lideri olarak, düşüncesini doğrudan insan ve toplum merkezli bir ahlak anlayışı üzerine inşa etmiştir. Esnafı yalnızca ekonomik bir aktör olarak değil; dürüst, sorumlu ve dayanışmacı bireyler olarak yetiştirmeyi amaçlamıştır. Ahi Evren’in Bektaşi çevreleriyle yakın ilişkide olduğu; Hacı Bektaş Veli geleneğiyle aynı toplumsal damardan beslendiği genel kabul görür. Hayatının büyük bölümünü Moğol tahakkümüne karşı mücadeleyle geçirmiş, ileri yaşında da bu çatışmaların birinde hayatını kaybetmiştir. Bu yönüyle Ahileri de kurtuluş savaşındaki “Kuvâ-yi Milliyecilere” benzetebiliriz
Caca Bey ise Türk kökenli olmakla birlikte Moğol yönetimi adına görev yapmış bir yöneticidir. Kırşehir’de yaptırdığı ve astronomi ilmine hizmet ettiği kabul edilen camisiyle anılır. Ancak Ahîler ve Türkmenler üzerinde baskı kurduğu da kaynaklarda yer alır.
Sonuç olarak; Mevlânâ ve Caca Bey, Moğol hâkimiyetiyle çatışmayan bir çizgide dururken, Ahi Evren işgale karşı toplumsal ve ahlaki bir direnç hattı oluşturmuştur.
Tarih, yalnızca büyük sözleri değil; zor zamanlarda kimin nerede durduğunu da kaydeder.