DUAYEN

Füze Çağında Hurafe Siyaseti (İran Savaşı Üzerine)

Tüm dünyanın merak ve kaygıyla izlediği bu savaş ne yazık ki hâlâ sürüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, modern çağda böylesine ilkel reflekslerle yürütülen bir kavganın hâlâ mümkün olabilmesini anlamakta zorlanıyorum. Bu yüzden, bu savaş vesilesiyle aklıma takılan bazı hususları paylaşmak istedim.

Bizlere hep anlatılır: Rönesans ile Orta Çağ sona erdi. Reform ile din anlayışı daha esnek bir çizgiye kavuştu. Aydınlanma ile insan aklı özgürleşti. Ardından bilim ve teknoloji geldi; insanlığın daha olgun, daha akılcı ve daha medeni bir seviyeye ulaştığı söylendi.

Ama bugün dünyaya baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyoruz: Gerçekten öyle mi?

Kadim bir Fars medeniyetinin mirasçısı olan İran bugün mollaların belirleyici olduğu teokratik bir düzen içinde yönetiliyor. Öte yandan dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olan Amerika’da da dinî motivasyonların siyaset üzerindeki etkisi küçümsenecek gibi değildir. Özellikle Evanjelik çevrelerin politik kararlar üzerindeki etkisi uzun süredir tartışılıyor. Hemen şunu da söylemek gerekiyor: Pek çok hiristiyan ülkeleri tarfından dışlanan yahudiler, Siyanistlerin evanjelizm buluşuyla bir barışa dönüşmüş gözüküyor.

Bir tarafta dini hakikat adına konuştuğunu iddia eden mollalar, diğer tarafta kutsal metinlerden siyasal sonuçlar çıkaran çevreler… Görünüşte farklı dünyalar. Ama yöntemleri şaşırtıcı derecede benzer.

İnsanlık bilim çağında yaşıyor deniyor; fakat kitleler hâlâ akıldan çok inançla, sorgulamadan çok aidiyetle, gerçeklerden çok sembollerle hareket ediyor. Ritüeller, sloganlar, kutsal vaatler ve tarihsel rövanş duyguları çoğu zaman sağduyunun önüne geçiyor.

Üstelik bu yalnızca Ortadoğu’ya özgü bir mesele de değildir. Avrupa’nın ortasında hâlâ görkemli bir din devleti (Vatikan) yaşıyor. Demokrasiyle yönetilen ama monarşi alışkanlıklarını bırakamayan ülkelerde krallar, kraliçeler, saraylar ve bitmek bilmeyen törenler büyük bir hayranlıkla izleniyor. Ortaçağı hatırlatan kıyafetler, merasimler ve unvanlar modern dünyanın ortasında yaşamaya devam ediyor.

İnsan şu soruyu sormadan edemiyor: Milyonlarca insan açlık, savaş ve yoksullukla mücadele ederken; sarayların, tahtların, dinsel gösterilerin ve ideolojik nümayişlerin bu kadar yüceltilmesi ne kadar ahlakidir?

Asıl acı olan ise şudur: İnsanlık Mars’a araç gönderiyor ama hâlâ gökyüzünden bir kurtarıcı inmesini bekleyen kalabalıkların siyasetini yaşıyor. Yapay zekâ geliştiriyoruz ama toplumsal hayatımızı hâlâ hurafeler, mezhep tutkuları, dogmalar ve tarihsel kinler yönlendirebiliyor.

Demek ki teknik ilerleme zihinsel ilerleme anlamına gelmiyor. Demek ki modern binalar yapmak, modern toplumlar kurmaya yetmiyor. Demek ki çağdaş görünmekle çağdaş olmak arasında hâlâ büyük bir fark var.

Sorun artık yalnızca savaşın kendisi değildir. Sorun, savaşları mümkün kılan zihniyetin hâlâ bu kadar güçlü olmasıdır.

Yayın Tarihi
14.03.2026
Bu makale 63 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!