Dünyada birbiriyle konuşabilen tek yaratık insandır. Bazı hayvanlar da çeşitli yollarla haberleşebilir; ancak buna gerçek anlamda konuşma diyemeyiz. İnsanların toplu halde yaşama zorunluluğu, konuşma ve anlaşma ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Belki de medeniyet dediğimiz şey, insanların birbirlerini anlayabilme çabasının bir sonucudur.
Konuşmadan hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Aile içinde, iş hayatında, komşuluk ilişkilerinde ve devlet yönetiminde anlaşmazlıkların çözümü ancak iletişimle mümkündür. Buna rağmen bazı insanlar susmayı, saklamayı veya olaylara karşı ilgisiz kalmayı bir marifet sayarlar. Oysa sorunları konuşmamak çoğu zaman onları ortadan kaldırmaz; aksine büyütür.
Elbette her şeyin söylenmesi gerektiğini savunmuyoruz. Dost sırrını korumak, aile mahremiyetine saygı göstermek veya devletin güvenliğiyle ilgili bilgileri saklamak ayrı bir konudur. Burada sözünü ettiğimiz ketumluk, çözüm bekleyen meseleleri görmezden gelmek veya gerçekleri gizleyerek sorumluluktan kaçmaya çalışmaktır.
Konuşmanın da bir adabı vardır. Karagöz-Hacivat atışmalarını andıran boş sohbetler, mantıksız yorumlar, uzun ve sıkıcı nutuklar, hayali sözler ve dedikodular kimseye fayda sağlamaz. Tersine, ortalığı daha da karıştırır. Fakat bütün bunların içinde en zararlısı yalandır.
Bazı yalanlar ilk bakışta masum görünebilir. Hastayken “Ben gayet iyiyim” demek veya insanın önemli bir sıkıntısını uzun süre yakınlarından saklaması kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de çoğu zaman uzun vadede daha büyük problemlere yol açar. Gerçek bazen can sıkabilir; ancak gizlenen gerçeklerin bedeli genellikle daha ağır olur.
Bir apartmanda meydana gelen küçük bir su kaçağını düşünelim. Eğer kimse durumu dile getirmez ve sorumluluk almak istemezse, küçük bir arıza zamanla büyük bir hasara dönüşebilir. İnsan ilişkilerinde de durum bundan farklı değildir. Konuşulmayan meseleler çözülmez; yalnızca ertelenir.
Bu nedenle konuşurken ölçülü, dikkatli ve dürüst olmak gerekir. Toplumları ayakta tutan şey yalnızca konuşmak değil, doğruyu konuşabilmektir. Güvenin temeli de burada yatar.
Yazımızı Fransız düşünür Rabelais'nin şu güzel dizeleriyle bitirelim:
Gerçekten başka hiçbir şey güzel değildir ve yalnızca gerçek sevilebilir.
Her yerde, hatta masallarda bile hüküm sürmelidir.
(Rien beau que le vrai, le vrai seul est aimable;
Il doit régner partout, même dans les fables.)