DUAYEN

Liyakat

Altı ay kadar önce liyakat üzerine bir yazı yazmıştım. Aradan çok uzun zaman geçmedi ama konu eskimedi. Demek ki bazı meselelerin raf ömrü oldukça uzun. Keşke liyakatsizlik de bu kadar dayanıklı olmasaydı.

Altı ay kadar önce liyakat üzerine bir yazı yazmıştım. Aradan çok uzun zaman geçmedi ama konu eskimedi. Demek ki bazı meselelerin raf ömrü oldukça uzun. Keşke liyakatsizlik de bu kadar dayanıklı olmasaydı.

Liyakat, en basit anlatımıyla, bir işi o işi yapabilecek bilgiye, yeteneğe, deneyime ve karaktere sahip olana vermektir. Sözlüklerde daha uzun tarifleri var; fakat devlet yönetiminde mesele aslında bu kadar basit: işi ehline vereceksiniz. Akrabalık, yakınlık, sadakat veya kıdem; bilgi ve yeteneğin önüne geçmeyecek. Çünkü liyakat yalnızca kişinin hakkını teslim etmek değildir; kurumun ve dolayısıyla toplumun hakkını da korumaktır.

Liyakatin en fazla aranması gereken alanlardan biri kuşkusuz devletin dışarıdaki temsilidir. Büyükelçi, yalnızca güzel bir binada oturan, resepsiyon veren bir görevli değildir. Görev yaptığı ülkede Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eder. Dış politika, tarih, ekonomi, hukuk, diplomasi, yabancı dil ve insan ilişkileri bu mesleğin günlük malzemesidir. Yanlış bir sözün veya yanlış bir değerlendirmenin faturası bazen bir kişiye değil, bir ülkeye çıkar.

Dışişleri Bakanlığı’nın meslek memurluğu sistemi de zaten bunun için vardır. Bugün de aday meslek memurları belirli eğitim koşullarını taşımak, yabancı dil yeterliliğini göstermek ve yazılı-sözlü sınavlardan geçmek zorundadır. Yani genç bir insan diplomat olmak isterse önüne uzun ve ciddi bir yol konuluyor. Yıllarca çalışıyor, sınavlara giriyor, farklı görevlerde deneyim kazanıyor.

Fakat iş büyükelçilik makamına gelince başka bir kapı daha açılıyor: diplomatik kariyer dışından da büyükelçi atanabiliyor. Bunun hukuken mümkün olması, her atamanın yanlış olduğu anlamına gelmez. Akademiden, siyasetten veya başka mesleklerden gelip dış politikaya önemli katkı sağlayabilecek kişiler elbette bulunabilir. Asıl soru şudur: Seçimin ölçüsü nedir?

Eski yazımda Ozan Ceyhun, Şaban Dişli, Hasan Murat Mercan, Egemen Bağış, Merve Kavakçı gibi diplomatik kariyer dışından gelen isimleri örnek vermiştim. Aradan geçen zamanda bu kişilerin bir bölümünün büyükelçilik görevleri sona erdi veya görev yerleri değişti. İlave olarak; elektrik-elektronik mühendisi olan Ayşe Hilal Sayan Kolytak Helsinki büyükrlçisi olarak atandı. Dolayısıyla mesele kişilerden çok sistemdir. İsimler gelir geçer; atama ölçüsü kalır.

Bir kamu görevine atanırken ilk soru “Kimi tanıyor?” değil, “Bu işi ne kadar iyi yapabilir?” olmalıdır. Üstelik bu yalnız Dışişleri için geçerli değildir. Banka yönetiminden üniversiteye, hastaneden belediyeye, kamu şirketinden düzenleyici kuruma kadar aynı kural geçerlidir. Bir kurumun başına o alanı bilmeyen birini getirirseniz, kartvizitini büyütürsünüz ama kurumu küçültürsünüz.

Liyakat bazen yanlış biçimde “diploma” ile de karıştırılıyor. Diploma önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Liyakat; eğitimle birlikte deneyim, başarı, muhakeme, dürüstlük, sorumluluk ve gerektiğinde “hayır” diyebilme cesaretidir. Devlet kadrosunda yalnız emri uygulayan değil, yanlış gördüğünde uyaran insanlara da ihtiyaç vardır. Yoksa çevrenizde herkes sizi alkışlar; fakat uçurum yaklaştığında kimse frene basmaz.

Osmanlı’nın son dönemleri anlatılırken rüşvet, iltimas ve ehliyetsiz atamalar sık sık çöküş sebepleri arasında sayılır. Tarih bize aynı dersi defalarca veriyor: Kurumlar, kurallardan önce insanlarla ayakta durur; fakat o insanların seçimini kurallar güvence altına almazsa sistem kişilere bağımlı hale gelir.

Bu nedenle liyakat iktidarın ya da muhalefetin meselesi değildir. Kim yönetirse yönetsin, kendi yakınını değil işin ehlini aramak zorundadır. Bugün bir başkasının yaptığı kayırmacılıktan şikâyet edip yarın aynı yöntemi kendimiz kullanırsak, değişen yalnızca isim levhası olur.

Yıllar önce De Gaulle’e atfedilen “Öncelikle liyakatli kadroları oluşturmalıyız” sözüyle yazımı bitirmiştim. Bu sözün 1959’da söylendiğine ilişkin güvenilir bir birincil kaynağa ulaşamadım; bu nedenle bu kez sözü sahibinden bağımsız olarak söyleyelim: Öncelikle liyakatli kadroları oluşturmalıyız. Çünkü iyi yönetimin sırrı sanıldığı kadar karmaşık değil. Doğru işe doğru insanı koyacaksınız. Değirmenin dönmesi için de suyun kaynağından gelmesi gerekir; dökme suyla değirmen dönmüyor.

Güncelleme notu: Metindeki büyükelçilik örnekleri, güncel görev durumları dikkate alınarak kişi merkezli bir hüküm yerine atama sistemi üzerinden yeniden yazılmıştır.

Yayın Tarihi
03.10.2026
Bu makale 118 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!