Eskiler, "Sağlık olsun da gerisi hallolur" diyerek her şeyin başının sıhhat olduğunu vurgularlar. Ancak çalışma hayatının katı kuralları ve mevzuat hükümleri söz konusu olduğunda, en insani mazeret olan hastalık bile belirli yasal sınırlarla çevrilmiştir.
İşçinin uzun süreli rahatsızlık ve rapor dönemi, bir yandan sağlık mücadelesine sahne olurken diğer yandan iş sözleşmesinin geleceğini doğrudan etkileyen hukuki bir süreci başlatır.
İş hukukunda en çok karıştırılan konulardan biri; sağlık nedeniyle devamsızlığın haklı neden boyutuna ulaşması durumunda işverenin fesih yetkisi ve bu esnada işçiden savunma alınmasının gerekip gerekmediğidir.
Sağlık Sebebiyle Fesihte Savunma Prosedürü
4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/I-b maddesi uyarınca; işçinin hastalık veya kaza gibi sebeplerle işe devam edemediği sürenin, ihbar süresini 6 hafta aşması durumunda işverenin derhal fesih hakkı doğar.
Peki, aylarca raporlu olan ve yasal bekleme süresini aşan bir çalışanın iş akdi feshedilirken, Kanun’un 19. maddesinde yer alan "İşçinin savunmasının alınması" şartı geçerli midir?
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, uygulamadaki kafa karışıklıklarına ve daireler arasındaki görüş ayrılıklarına son vererek tarihi nitelikte bir karara imza atmıştır (Yargıtay İBBGK, E. 2017/9, K. 2018/10).
Yüksek Mahkeme; İş Kanunu m. 19/2 hükmündeki "İşçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle davranışının gerekçesini belirtmesi için savunması alınmadan iş akdi feshedilemez" kuralının çerçevesini net bir şekilde çizmiştir.
Yargıtay’a göre; sağlık sebebiyle bekleme süresinin aşılması durumu bir "davranış" veya "kusur" değildir.
İrade dışı gelişen bu sağlık durumunda işverenin fesih yapabilmesi için işçiden savunma alması ZORUNLU DEĞİLDİR.
Yüksek Mahkeme özetle şunu ifade eder: "Aylarca raporlu olan ve hastalığı doktor raporlarıyla sabit olan bir işçiye 'Neden hastalandın veya neden işe gelemiyorsun?' diye savunma sormak hem hukukun mantığına hem de hayatın olağan akışına aykırıdır."
Romalı hukukçu Cicero’nun dediği gibi; "Hukuk, mantığın ve doğanın emrettiği şeydir."
Haklı nedenle fesihte dürüstlük ve makullük esastır. İrade dışı bir hastalık durumunda usule takılıp şekli bir savunma prosedürü aramak, adalet mekanizmasını hantallaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Netice itibarıyla yüksek yargı; sağlık nedeniyle devamsızlıklarda işverenin derhal fesih hakkını kullanırken savunma alma zorunluluğunu ortadan kaldırarak usule dair önemli bir yükü kaldırmıştır.
Tabii ki bu durum işçinin kıdem tazminatı hakkını elinden almaz; sağlık sebebiyle yapılan fesihlerde işçinin kıdem tazminatı ödenir, ancak usul yönünden savunma alınmadı gerekçesiyle fesih geçersiz sayılamaz.
Zira adalet, şekilciliğe boğulmadan hakikatin ve yasanın açık sözüne uyulduğunda tecelli eder.