DUAYEN

Çocuklarımızı Nasıl Eğitmeliyiz?

Geçen haftaki yazımda ülkemizde ahlakın ne kadar bozulduğundan söz etmiş, karşılaştığımız hamalların dürüstlüğünün bizi nasıl memnun ettiğini anlatmıştım. Oysa dürüstlük, bizi şaşırtacak kadar seyrek rastlanan bir meziyet olmamalı.
Çocuklarımızı Nasıl Eğitmeliyiz?

Geçen haftaki yazımda ülkemizde ahlakın ne kadar bozulduğundan söz etmiş, karşılaştığımız hamalların dürüstlüğünün bizi nasıl memnun ettiğini anlatmıştım. Oysa dürüstlük, bizi şaşırtacak kadar seyrek rastlanan bir meziyet olmamalı. Türkiye, tarihinde ahlaki çöküntü dönemleri yaşadı; bunların bedelini de ağır ödedi.

Bu defa şu soruya cevap aramak istiyorum: Çocuklarımızı nasıl eğitmeliyiz ki hem iyi insanlar yetişsin hem de ülke refaha kavuşsun? Bir mimar olarak pedagogların uzmanlık alanına girmek istemem. Ama çocuğun içinde yetiştiği mekânın ve sanatla kurduğu ilişkinin eğitimdeki yerini tartışabilirim.

Önce şunu hatırlatalım: Ahlaksızlık, bir virüs gibi bulaşıcıdır. Boşuna “Balık baştan kokar” dememişler. Bir toplumda veya kurumda yöneticiler dürüstlükten uzaklaşırsa, bu tutum aşağıya doğru yayılır. Üstelik baştaki kişi, çoğu zaman çevresine kendisine benzeyenleri toplar. Çocuklara dürüstlük dersi verip önlerine bunun tersini yapan büyükleri örnek koyarsanız, ders kitabının işi hayli zorlaşır.

Mimari ve sanatla ahlakın ilişkisine gelince… Alfred Roth’un “Yeni Okul” adlı kitabında ele aldığı eğitim anlayışını şöyle özetleyebiliriz: Sorunlara önyargısız, aklın denetiminde, estetik ve manevi değerleri gözeterek yaklaşmak; insan yaratıcılığına saygı duymak; hem eşyalarda hem düşüncede uyumu aramak gerekir. Eğitim ile hayat birbirinden ayrılamaz. Eğitimin temel amaçlarından biri de insanın ahlaki davranışlarını geliştirmektir. Estetik eğitim, bu anlayışın ayrılmaz bir parçasıdır.

Buradaki estetik eğitimden yalnızca resim dersini anlamıyorum. Çocuğun güzel şeylerle karşılaşmasını, bir yapının oranlarını, bir ağacın gölgesini, bir müzik parçasının uyumunu fark etmesini kastediyorum. Güzellik duygusu, yalnızca tahtaya yazılarak öğretilemez.

Platon’un eğitim anlayışında da güzel olanı tanımanın ve ondan hoşlanmayı öğrenmenin önemli bir yeri vardır. Elbette güzel bir binada okuyan her çocuk iyi insan olacak diye bir kural yok. Ama çocuğun çevresini özenle düzenlemek, ona hem kendisinin hem de ortak yaşama alanlarının değerli olduğunu hissettirir.

Din eğitimine gelince… Kant’ın “Eğitim Üzerine” eserinde vurguladığı düşünceyi de şöyle özetleyebiliriz: Ahlaki gelişim, yalnızca ceza korkusuna veya ödül beklentisine dayandırılamaz. İnsanın doğru davranışı kendi aklı ve ödev bilinciyle benimsemesi gerekir. Din eğitiminin ahlakla ilişkisini tartışırken bu ayrımı gözden kaçırmamalıyız.

Peki, Türkiye’de eğitimin bu yönlerine yeterince dikkat ediyor muyuz? Benim gördüğüm manzara pek iç açıcı değil. Okul mimarisinde, 1950’lerden kalma anlayışın izlerini taşıyan, estetik kaygısı zayıf tip projelerle hâlâ karşılaşıyoruz. Çocuğun gününün büyük bölümünü geçirdiği binanın, bahçenin ve koridorun da bir şeyler öğrettiğini unutuyoruz. Duvara “Güzeli seviniz” yazmakla, o duvar güzelleşmiyor.

Din eğitiminde de beni düşündüren, ahlaki davranışın geri planda kalmasıdır. Çocuklara ölünün nasıl yıkanacağını, Kâbe’nin nasıl tavaf edileceğini öğretmek üzerinde durulurken; yaşayan insana saygı, dürüstlük ve başkasının hakkını gözetmek ne kadar işleniyor? İtirazım, ibadetlerin öğretilmesine değil; ahlak eğitiminin bunların gölgesinde kalmasına.

Çocuklarımızı hayata hazırlayacaksak, onlara hem doğruyu hem güzeli tanıma imkânı vermeliyiz. Bunun için okulu yapan mimara da dersi veren öğretmene de evdeki anne babaya da görev düşüyor. Fakat en etkili ders yine biz büyüklerin davranışları olacaktır. Çocukların gözü, anlattıklarımızdan çok yaptıklarımızda.

Yayın Tarihi
24.10.2026
Bu makale 144 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!