Türkiye’de valilik kurumu, yalnızca idari bir makam olarak görülmemiş; devletin tarafsızlığı, kamu yönetiminde liyakat, demokratik denetim ve vatandaşın devlete duyduğu güven açısından da önemli görülmüştür.
Bu açıdan bakıldığında; bir valinin görevi sadece törenlere katılmak, açılışlarda kurdele kesmek, protokol toplantılarında yer almak ve siyasi iktidarın temsilcileriyle fotoğraf vermek değildir.
Valilik, ilde devletin hukuka bağlılığını, kamu hizmetlerinin etkinliğini, toplumsal huzuru ve vatandaşların eşit muamele görmesini güvence altına alması gereken önemli bir kamu makamıdır.
Elbette vali, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde merkezi yönetimin politikalarını uygular. Ancak bu durum, valinin iktidar partisinin il başkanı gibi davranmasını veya kamu yönetimini siyasi yakınlık ilişkileri üzerinden yürütmesini meşrulaştırmaz.
Türkiye’de siyasi iktidar ile devletin kurumsal tarafsızlığı arasındaki çizgi korunamadığında, kamu makamları toplumun tamamına hizmet eden kurumlar olmaktan çıkarak siyasi iktidarın gölgesinde kalmaktadır. Siyasi iktidar; liyakate dayalı atama sistemi, görev güvencesi, hesap verebilirlik, tarafsızlık ve vatandaş odaklı yönetim anlayışını dikkate almadığından, valilik kurumu da en çok tartışılan kurumların başında gelmektedir.
Valilik makamının temel sorunu: idari temsilin siyasi sadakat ilişkisine dönüşmesi ve kamu hizmetlerinin bu ilişkinin gölgesinde kalmasıdır. Valiler, kuşkusuz kendisini atayanın temsilcisidir. Lakin aynı zamanda devlete ve halka karşı da sorumludur.
Bir vali günün önemli bölümünü açılışlarda, törenlerde, protokol ziyaretlerinde ve siyasi temsilcilerle yapılan toplantılarda geçiriyorsa şu soruları sormak gerekir:
- İldeki işsizlik, yoksulluk ve sosyal dışlanma konusunda hangi somut sonuçları elde etti?
- Deprem, yangın, sel ve diğer afetlere karşı hazırlık düzeyini geliştirdi mi?
- Kamu kurumları arasındaki koordinasyon sorunlarını çözdü mü?
- Vatandaşların şikâyetlerini takip eden ölçülebilir bir sistem kurdu mu?
- Kamu kaynaklarının etkili kullanılmasını, hizmetlerin zamanında sunulmasını ve kamu yararını sağlayabildi mi?
Bir ilin valisi, yalnızca yapılan işleri duyuran değil, yapılmayan işlerin nedenini araştıran; yalnızca kurum müdürleriyle toplantı yapan değil, o kurumların hizmetlerinden yararlanan vatandaşların sorunlarını dinleyen kişi olmalıdır.
Valinin başarısı, katıldığı törenlerin sayısıyla değil, çözdüğü sorunların niteliğiyle ölçülmelidir.
Bir valinin atanmasında mesleki deneyim, yöneticilik becerisi, kriz yönetimi, hukuk bilgisi ve kamu hizmetindeki başarı ne ölçüde belirleyicidir? Son zamanlarda iktidar partisinin il başkanı gibi davranan valileri görünce biat ve sadakatin etkili olduğunu düşünüyorum.
Siyasi iktidarların üst düzey yöneticiler üzerinde atama yetkisine sahip olması birçok ülkede görülen bir uygulamadır. Dolayısıyla yalnızca siyasi makam tarafından atanmak, otomatik olarak liyakatsizlik anlamına gelmez. Asıl mesele, atamanın hangi ölçütlerle yapıldığı ve atanan yöneticinin hangi denetim mekanizmalarına tabi olduğudur.
Liyakat, yalnızca iyi eğitim almış olmak değildir. Liyakat; doğru karar verme, hukuka bağlı kalma, kaynakları etkili kullanma, eleştiriye açık olma ve gerektiğinde idari sorumluluk üstlenme yeteneğidir.
Valilerin atama usulünün değiştirilmesi ile her şey düzelir mi? Kanaatime göre; yalnızca valilerin atama usulünü değiştirmek sorunu çözmez. Valilik makamının görev tanımı, tarafsızlık güvencesi, ölçülebilir performans ölçütleri, halkla düzenli ve eşit ilişki ve demokratik denetim mekanizmaları birlikte ele alınmalıdır.
Devletin gücü, yöneticilerin ne kadar görünür olduğuyla değil; hukuka ne kadar bağlı oldukları ve vatandaşın sorunlarını ne ölçüde çözebildikleriyle ölçülür. Türkiye'nin ihtiyacı, sadece daha iyi valiler değil, iyi valilerin göreve gelmesini sağlayan ve görevlerini doğru yapmalarını güvence altına alan daha iyi bir sistemdir.
Ve bu tartışmanın merkezinde şu ilke bulunmalıdır: Vali, kendisini atayanın değil, hukuk devletinin temsilcisi olmalı; hizmetini yalnızca kendisine yakın olanlara değil, ilin bütün vatandaşlarına sunmalıdır.
Liyakat yerine yakınlığın, sonuç yerine görünürlüğün, hesap verebilirlik yerine sadakatin ödüllendirildiği bir sistemde yalnızca valilik değil, bütün kamu yönetimi zarar görür. Buna karşılık liyakatli, tarafsız, denetlenebilir ve halka açık bir yönetim anlayışı hem devletin itibarını hem de vatandaşın güvenini güçlendirir.
Önümüzdeki günlerde bir valiler kararnamesi olduğu söyleniyor. Umarım işi ehil olanlara verirler. Bazı Valiler, kendisini olduğundan fazla gösterenleri önemser, onlara ilgi gösterirler. Halbuki şehri yönetenler; kendisini abartılı şekilde öven yalaka ve dalkavuklara değil, “KRAL ÇIPLAK” diyenlere kulak verse belki de yapılan yanlışları görebilirler, halkın düşüncesini daha iyi okuyabilirler.
Bir Mektup Yazdım Hasan’a/ Ha Hasan’a Ha Sana
****
“Yıl 1986, Malatya’da miting yapan Başbakan Özal, Vali Naim Cömertoğlu’na, “Gel, sen de çık otobüsün üzerine” der. Vali ise “Efendim, ben devletin valisiyim, orada bulunmam uygun kaçmaz.” Fakat Özal ısrar edince çıkmak zorunda kalır. Otobüsün üzerindeki kalabalıkta Özal görünmez olunca vatandaşlar, “Çök çök çök” diyerek, öndekilere tezahüratta bulunur. Bakan Hüsnü Doğan’dan çömelmesini isteyen Özal, “Vali Bey sen de çök, çömel şuraya” der. Ve validen tarihi bir cevap alır: “Sayın Başbakanım, ben devletin valisiyim. Vali çökmez, vali çömelmez. Vali çökerse devlet çökmüş olur. İzin verirseniz ben aşağıya ineyim.”
Vali otobüsten iner.”
Evet, devlet; iktidarın il başkanı gibi çalışan valilerle değil, Naim Cömertoğlu gibi valilerle ayakta kalır.”