Türkiye'nin iki önemli sorunu var: Konut ve enerji.
Deprem bölgesinde hâlâ konuta ihtiyaç var. Büyük şehirlerde konut açığı ve yüksek kiralar ayrı bir sorun. Bir taraftan da enerjide dışa bağımlılıktan, kömürden ve çevre kirliliğinden şikâyet ediyoruz.
Acaba bu iki sorunu birlikte çözemez miyiz?
Türkiye 2025 yılında yaklaşık 367 TWh elektrik üretti. Bunun yaklaşık üçte biri kömürden elde edildi. Kömür santrallerinin yıllık elektrik üretimi yaklaşık 121 TWh.
Üstelik önümüzde yalnız ekonomik değil, çevresel bir zorunluluk da var. Türkiye Paris Anlaşması'na taraf ve 2053 yılında net sıfır emisyon hedefini benimsedi. Paris Anlaşması kömür santrallerine tek tek bir kapatma tarihi koymuyor; ancak sera gazı emisyonlarının azaltılmasını ve fosil yakıtlardan daha temiz enerji kaynaklarına geçişi zorunlu hale getiren bir yön çiziyor. O halde kömürün yerine ne koyacağımızı bugünden düşünmek zorundayız.
Öte yandan Türkiye bir güneş ülkesi.
Diyelim ki uzun vadeli bir konut programıyla her yıl bir milyon daire yapıyoruz. Benim üzerinde çalıştığım projede daire başına yaklaşık 33 m² güneş paneli alanı düşüyor. Çatıları boş bırakmak yerine bu alanı elektrik üretiminde kullanalım.
Her yıl bir milyon daire demek:
1.000.000 × 33 m² = 33 milyon m² güneş paneli demektir.
Bir metrekare panelin yılda ortalama 200 kWh elektrik ürettiğini ihtiyatlı bir varsayım olarak kabul edersek, her yıl yapılan bir milyon konut yaklaşık 6,6 TWh/yıl yeni güneş üretim kapasitesi kazandırır.
İkinci yıl yeni bir milyon konut daha eklenir; birinci yılın panelleri de üretmeye devam eder. Beşinci yılın sonunda 5 milyon daire yaklaşık 33 TWh/yıl, onuncu yılın sonunda ise 10 milyon daire yaklaşık 66 TWh/yıl elektrik üretebilecek kapasiteye ulaşır.
66 TWh ne demektir?
Bugün kömür santrallerinde üretilen yaklaşık 121 TWh elektriğin yarısından fazlası demektir.
Başka bir ifadeyle, her yıl bir milyon konutun çatısını güneşe açarsak, on yıl sonra bugünkü kömür elektriğinin yaklaşık yüzde 55'ine eşdeğer bir üretim kapasitesini yalnızca konut çatılarından sağlayabiliriz.
Üstelik bunun için ayrıca yüzlerce kilometrekare araziyi güneş santraline ayırmamıza gerek yok. Elektriği, büyük ölçüde tüketildiği yerde; insanların yaşadığı binaların üzerinde üretmiş oluruz.
Elbette güneş gece elektrik üretmez. Bulutlu günlerde üretim azalır. Bu nedenle depolama, güçlü bir elektrik şebekesi, hidroelektrik ve diğer kaynaklarla dengeleme gerekir. Dolayısıyla bu hesap, “on yılda bütün kömür santrallerini kapatırız” anlamına gelmez.
Ama şu soruyu sormamıza yeter:
Madem her yıl yüz binlerce, hatta bir milyon yeni konut yapmak zorundayız, neden bu konutları aynı zamanda küçük birer enerji santrali olarak yapmıyoruz?
On yılda 10 milyon konut.
330 milyon metrekare güneş paneli.
Yaklaşık 66 TWh yıllık elektrik üretim kapasitesi.
Bugünkü kömür elektriğinin yarısından fazlası.
Üstelik yakıt istemiyor. Kömür istemiyor. Doğalgaz istemiyor. Güneşten fatura da gelmiyor.
Belki de yeni enerji santralleri için yalnız uzak dağlara, ovalara bakmamıza gerek yok.
Başımızı kaldırıp çatılarımıza bakmamız yeterli.