30 Ağustos’ta kaymakamlık önünde yaşanan tartışma, aslında iki kamu görevlisinin kavgasından çok daha fazlasını anlatıyor...
Bazı haberler vardır…Okursunuz, geçersiniz.
Bazı haberler ise insanı durdurur, düşündürür.
“Ne oluyoruz?” dedirtir.
Sinop ili Erfelek’te 30 Ağustos Zafer Bayramı törenleri öncesinde yaşandığı açıklanan Kaymakam ile koruma görevlisi arasındaki tartışma da işte böyle bir haber.
Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasına göre olayla ilgili soruşturma başlatılmış.
Tarafların karşılıklı olarak hakaret, tehdit ve kasten yaralamaya teşebbüs iddiaları araştırılıyor.
Henüz kimsenin suçluluğu kesinleşmiş değil.Bunu özellikle belirtelim.Çünkü hukuk devletinde soruşturma başka şeydir, mahkûmiyet başka.
Fakat…
Ortada soruşturulması gereken bir tablo varsa, ortada konuşulması gereken bir devlet ciddiyeti meselesi de vardır.
Düşünün…
30 Ağustos Zafer Bayramı.
Türk ordusunun ve Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin sembol günlerinden biri.İlçenin kaymakamı törene gidecek.
Yanında güvenliğinden sorumlu jandarma personeli bulunacak.
İddiaya göre koruma görevlisinin gecikmesiyle başlayan tartışma, makam aracında devam ediyor. Sonra tören alanına yakın bir noktaya kadar uzanıyor.
Ve iddialara göre iş, karşılıklı hakaret ve tehditten fiziki müdahale teşebbüsüne kadar gidiyor.
Şimdi sormayalım mı?
Bu nasıl bir devlet ciddiyetidir?
Kaymakam sıradan bir vatandaş değildir. Jandarma personeli de sıradan bir görevli değildir. Biri ilçede devletin mülki idare amiridir. Diğeri devletin güvenlik teşkilatının üniformasını taşıyan kamu görevlisidir. İkisi arasında yaşanan bir tartışma, elbette kişisel bir mesele olarak başlayabilir. Ama devlet görevi sırasında yaşandığı anda artık yalnızca kişisel mesele olmaktan çıkar. Çünkü o makamda oturan kişi de, o üniformayı taşıyan kişi de devleti temsil etmektedir. Vatandaşın gördüğü şey de budur. Kaymakamın öfkesi değil, devletin ciddiyeti…
Jandarma personelinin şahsi tavrı değil, devletin disiplini…Eskiden devlet memurluğunun görünmeyen ama çok güçlü bir kuralı vardı: Makamın bir ağırlığı vardı.
Kaymakamlık makamının ağırlığı…
Polis üniformasının ağırlığı…
Jandarma üniformasının ağırlığı…
Devletin kapısından içeri giren herkes, önce kendisini değil, temsil ettiği kurumu düşünürdü.
Şimdi ise giderek daha fazla “Ben” diyen bir kamu anlayışıyla karşılaşıyoruz.
Benim makamım…
Benim yetkim…
Benim adamım…
Benim sözüm…
Oysa devletin hiçbir makamı şahsi mülk değildir. Makam geçicidir, devlet kalıcıdır.
Bugün o koltukta siz oturursunuz. Yarın başkası.
Ama devletin itibarı, kişilerin görev süresinden çok daha uzun yaşar. İşte bu nedenle Erfelek'teki olayın yalnızca “Kaymakam ile koruması kavga etti” başlığıyla geçiştirilmesi doğru değildir. Asıl sorulması gereken şudur: Kamu kurumlarında disiplin, liyakat ve devlet terbiyesi ne kadar güçlü?
Çünkü bir kurumun kapısında yaşanan gerilim, çoğu zaman kurumun içindeki daha büyük sorunların dışarıya yansıyan küçük bir fotoğrafıdır.
Elbette tek bir olaydan bütün kamu teşkilatını suçlamak mümkün değildir.
Ama tek tek “münferit” dediğimiz olaylar çoğaldığında, artık ortada toplumsal bir güven problemi oluşur. Vatandaşın devlete güveni de işte böyle aşınır.
Bir de 30 Ağustos'un anlamını düşünün. O gün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yolda, disiplinli bir ordunun ve büyük bir millet iradesinin zaferini anıyoruz.
Aradan geçen yıllar sonra aynı devletin bir ilçesinde, devletin iki görevlisi törene yetişme telaşı içerisinde birbirleriyle tartışıyor.
Buradaki ironi bile başlı başına düşündürücü. 30 Ağustos'ta zaferi kutluyoruz ama devletin temsil makamlarında devlet ciddiyetini koruyabiliyor muyuz?
İşte asıl soru bu.
Şimdi yapılması gereken çok basit. Kamera kayıtları varsa izlenecek.
Tanıklar dinlenecek.
Tarafların ifadeleri alınacak.
Deliller toplanacak.
Ve kim ne yaptıysa hukuk önünde ortaya çıkarılacak.
Makamına bakılmayacak.
Üniformasına bakılmayacak.
Kimin daha güçlü olduğuna bakılmayacak.
Hukuka bakılacak.
Çünkü devletin gerçek gücü, güçlü görüneni korumak değildir.
Yanlış yapan kim olursa olsun hesap sorabilmektir.
Bazen bir ülkenin çivisinin çıktığını anlamak için büyük krizlere ihtiyaç yoktur. Küçük bir ilçedeki küçük bir olay bile yeter.
Çünkü devlet dediğimiz şey sadece saraylardan, bakanlıklardan, valiliklerden, kaymakamlıklardan oluşmaz.
Devlet; ahlaktır, disiplindir, liyakat ve sorumluluktur.
Devlet; makamın ağırlığını bilmektir.
Devlet adına görev yapan insanın, öfkesini bile kontrol etmek zorunda olduğunu bilmesidir.
Çünkü vatandaş devlet görevlisine baktığında karşısında “Mustafa”, “Ahmet”, “Mehmet” görmez. Devleti görür.
İşte mesele tam olarak budur.
Erfelek'teki olayın hukuki sonucunu bekleyelim.
Kim haklı, kim haksız hukuk karar versin. Ama bu olay bize çok daha önemli bir soruyu sormak için yeterli: Devletin çivisi gerçekten çıktı mı?
Eğer çıktıysa, onu yerine kim çakacak?
Cevap aslında çok açık: Hukuk, liyakat, disiplin ve devlet terbiyesi.
Çünkü devlet, kişilerin öfkesiyle yönetilmez.
Devlet, akıl ve ciddiyetle yönetilir.
Ve unutmayalım: Koltuklar insanları büyütmez.
İnsanlar, oturdukları koltuğun hakkını verirse makam büyür.
Bugün ihtiyacımız olan da tam olarak budur.Makamın değil, devletin büyümesi…
Ve devletin çivisinin yeniden, olması gereken yere çakılması.
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.