DERİN GÖZLEM

Her Şey Çok “Güsel”

Hayat ne kadar da güzel! Sokağa çıktığımda önce fırından yükselen taze ekmek kokusu karşılıyor beni. Ardından okula yetişmeye çalışan çocukların neşeli sesleri...
Her Şey Çok “Güsel”

Hayat ne kadar da güzel!

Sokağa çıktığımda önce fırından yükselen taze ekmek kokusu karşılıyor beni. Ardından okula yetişmeye çalışan çocukların neşeli sesleri...

Kaldırımın kenarında bir kedi güneşleniyor. Yanında bir kap temiz su, biraz ileride mamasını yiyen bir köpek var. Çocuklardan biri eğilip kediyi seviyor. Annesi gülümsüyor. Köpek de kuyruğunu sallayarak onlara eşlik ediyor.

Herkesin yüzünde huzur var.

Fırının önünde karşılaştığım yaşlı bir adam, elindeki alışveriş torbalarını göstererek gülümsüyor.

“Torunlar geliyor,” diyor. “Biraz fazla alışveriş yaptım.”

Torbalardan peynirler, zeytinler, meyveler taşıyor. Et de almış. Birkaç gün sonra eşiyle uzun bir seyahate çıkacaklarmış. Emekli maaşından artırdığı parayla torunlarına hediyeler almış.

“İnsanın emekliliği böyle olmalı,” diyor.

Ne kadar haklı!

Biraz ilerideki pazara uğruyorum. Tezgâhlar rengârenk. Sebzeler, meyveler, süt ürünleri, etler... İnsanlar fiyat etiketlerini incelemek yerine ne pişireceklerine karar vermeye çalışıyor.

Bir kadın iki büyük alışveriş sepetini doldurmuş. Yanındaki küçük çocuğu çilek istiyor. Kadın hiç düşünmeden bir kutu daha alıyor.

Çocuğun yüzündeki mutluluk görülmeye değer.

Kasada kimse aldığı ürünlerden vazgeçmiyor. Kimse cebindeki son parayı hesaplamıyor. En düşük ücretle çalışanlar bile kalabalık ailelerini rahatlıkla geçindiriyor, çocuklarını okutuyor, tatil yapıyor, birikimlerini değerlendiriyor.

İnsanların konuşmalarına kulak veriyorum.

Birisi yeni aldığı evden söz ediyor. Bir başkası ailesiyle çıkacağı seyahatten. Genç bir çift düğün hazırlıklarını anlatıyor. Evlerini de hazırlamışlar. Üstelik borçlanmadan!

Kiralar uygun, konutlar güvenli, herkesin başını sokacak huzurlu bir evi var. Sokaklarda evsiz kimseye rastlanmıyor.

Bir esnafın önünde duruyorum. Dükkânı müşterilerle dolu.

“İşler nasıl?” diye soruyorum.

Gülüyor.

“Hangisine yetişeceğimi şaşırdım!”

Yeni çalışanlar almış. İşini büyütmek için uygun koşullarda finansman bulmuş. Vergiler gelirine göre adaletle belirleniyor, enerji giderleri bütçesini zorlamıyor. Akaryakıtın fiyatını en son ne zaman merak ettiğini hatırlamıyor bile.

Çevredeki diğer dükkânlar da aynı canlılıkta. Kapanan iş yerleri, iflas haberleri, borçlarını ödeyemeyen üreticiler artık kimsenin gündeminde değil.

Kullanılan para öylesine değerli ki insanlar uzak diyarlarda alışveriş yaparken fiyatları görünce şaşırıyor. Yatırımcılar burada üretim tesisi kurmak, araştırma merkezi açmak, yeni işler geliştirmek için yarışıyor. Kurallar açık, ekonomi istikrarlı, gelecek öngörülebilir.

Sokakta yürümeye devam ediyorum.

Bir kamu binasının önünden geçerken içeriden çıkan iki kişinin konuşmasını duyuyorum. Biri, yıllardır süreceğini düşündüğü bir uyuşmazlığın kısa sürede çözüldüğünü anlatıyor.

“İnanır mısın,” diyor, “kimseyi aramama, kimseden yardım istememe gerek kalmadı. Haklıydım, hakkımı aldım.”

Diğeri gülümsüyor.

“Başka türlüsü düşünülebilir mi?”

Gerçekten de düşünülemez.

Mahkemelerde adalet gecikmiyor. Hâkimler bağımsız, savcılar tarafsız. Hiç kimse makamına, servetine veya bağlantılarına güvenerek hukukun üzerinde olduğunu düşünmüyor.

Yargı kararları eksiksiz uygulanıyor. Masumiyet karinesi herkes için korunuyor. Tutuklama yalnızca zorunlu durumlarda başvurulan istisnai bir tedbir. İnsanlar haklarını ararken korkmuyor; adaletin kapısından içeri güvenle giriyor.

Bir kararın uygulanması için ayrıca mücadele etmek zorunda kalmak kimsenin aklına bile gelmiyor.

Biraz ileride genç bir kadınla karşılaşıyorum. Gece vardiyasından çıkmış, evine dönüyor. Yüzünde yorgunluk var ama endişe yok.

“Geç saatlerde yürümek zor olmuyor mu?” diye soruyorum.

Şaşkınlıkla bakıyor.

“Neden zor olsun?”

Gülümsüyorum.

Kadınlar günün her saatinde sokaklarda güvenle dolaşıyor. Yaşam hakları, özgürlükleri ve onurları eksiksiz korunuyor. Şiddete karşı bütün mekanizmalar zamanında ve etkili biçimde çalışıyor. Hiçbir kadın korunmak için sesini duyurmaya uğraşmıyor.

Bir parkın yanından geçiyorum.

Çocuklar koşuyor, oynuyor, kahkahalar atıyor. Kimisi bisiklet sürüyor, kimisi top oynuyor. Bir grup çocuk da ağaçların altındaki masalarda kitap okuyor.

Burada çocukların tek işi çocuk olmak.

Hiçbiri aç kalmıyor. Hiçbiri çalışmak zorunda bırakılmıyor. Eğitimden, oyundan, sevgiden mahrum kalmıyor. İstismar, ihmal ve şiddete karşı bütün koruma mekanizmaları özenle işliyor.

Parkın bir köşesinde tekerlekli sandalyesiyle ilerleyen bir genç görüyorum. Arkadaşlarıyla birlikte spor alanına gidiyor. Yollar, parklar, binalar ve ulaşım araçları herkes için erişilebilir. Engelli bireyler eğitimde, çalışma yaşamında, sanatta ve sporda eşit fırsatlara sahip.

Banklardan birinde oturan yaşlı bir kadın, yanındaki komşusuyla sohbet ediyor. Birbirlerinin alışverişine yardım etmişler. Mahallede herkes birbirini tanıyor. İnsanlar trafikte birbirlerine yol veriyor, farklı düşüncelere sahip olanlar birbirlerini dinliyor. Kimse inancı, inançsızlığı, kimliği veya yaşam biçimi nedeniyle dışlanmıyor.

İnsanların birbirlerine gösterdiği saygı, sokakları daha da güzelleştiriyor.

Parkın karşısındaki okuldan öğrenciler çıkıyor.

Öğretmenleriyle vedalaşıyorlar. Okulun laboratuvarları, kütüphanesi, sanat atölyeleri ve spor alanları bütün öğrencilerin kullanımına açık. Küçük yerleşimlerdeki çocuklarla büyük şehirlerdeki çocuklar aynı eğitim imkânlarından yararlanıyor.

Öğretmenler huzurlu. Akademisyenler özgür. Üniversitelerde bilim insanları düşüncelerini açıklarken herhangi bir baskı hissetmiyor.

Bir grup gençle sohbet ediyorum.

İçlerinden biri yeni mezun olmuş. Daha diplomasını almadan üç iş teklifi gelmiş. Hangisini kabul edeceğine karar veremiyormuş.

Diğeri araştırma yapmak için uzak bir yere gidecekmiş. Sonra geri dönüp çalışmalarına burada devam edecekmiş.

“Burada imkânlarımız çok iyi,” diyor. “Neden dönmeyelim?”

Kamu görevlerine girişte de yalnızca bilgi, başarı ve liyakat esas alınıyor. Kimsenin ayrıcalıklı tanıdıklara ihtiyacı yok.

Bilim ve teknoloji her alanda hayatı kolaylaştırıyor. Dijital hizmetler hızlı ve güvenilir. İnsanların kişisel bilgileri, haberleşmeleri ve özel yaşamları titizlikle korunuyor. Teknoloji insanları gözetlemek için değil, onlara hizmet etmek için kullanılıyor.

Biraz ilerideki kültür merkezinin önünde kalabalık var. Akşam tiyatro gösterisi düzenlenecekmiş. Yan taraftaki salonda konser, üst kattaki galeride sergi var. Sanatçılar özgürce üretiyor. Kütüphaneler, müzeler ve spor tesisleri her yaştan insanla dolup taşıyor.

Yakındaki sağlık merkezinin önünden geçiyorum. Yaşlı bir adam muayenesini tamamlamış, elinde reçetesiyle çıkıyor.

“Çok beklediniz mi?” diye soruyorum.

“Yok canım,” diyor. “Hekimimle uzun uzun konuştuk.”

Sağlık çalışanları huzurlu koşullarda görev yapıyor. Hastalar randevu bulmakta, ilaçlarına ulaşmakta zorlanmıyor. Hiç kimse sağlık giderleri yüzünden geçim sıkıntısı yaşamıyor.

Yolum bir süre sonra üretim alanlarına uzanıyor.

Tarlalarda çalışan çiftçilerin yüzü gülüyor. Mazot, gübre, tohum ve sulama giderleri üretimi zorlaştırmıyor. Ürünler değerinde satılıyor. Köylerde hayat canlanıyor, gençler toprağa dönüyor.

Hayvancılıkla uğraşanlar da emeklerinin karşılığını alıyor. Hayvanların sağlığı ve refahı özenle korunuyor. Sağlıklı, kaliteli gıda herkesin sofrasına ulaşıyor.

Fabrikalarda üretim aralıksız sürüyor. İşçiler güvenli koşullarda çalışıyor, hak ettikleri ücretleri alıyor. Sendikal haklar eksiksiz korunuyor. Bir işçi sabah evinden ayrıldığında ailesi akşam sağ salim döneceğinden emin oluyor.

Dönüş yolunda bir gazete büfesinin önünde duruyorum.

Manşetlere göz gezdiriyorum.

Gazeteciler kamu kaynaklarının kullanımını araştırıyor, yöneticilere sorular soruyor, yanlış uygulamaları ortaya çıkarıyor. Eleştirel haberler büyük bir dikkatle takip ediliyor. Hiçbir gazeteci yaptığı haber nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalma endişesi taşımıyor.

Basın kuruluşları ekonomik bakımdan bağımsız. Kamu ilanları ve reklamlar nesnel ölçütlerle dağıtılıyor. Küçük yayın kuruluşları da büyükler kadar özgür.

Bir gazeteciyle ayaküstü sohbet ediyoruz.

“En çok neden endişeleniyorsunuz?” diye soruyorum.

Hiç düşünmeden cevap veriyor:

“Bir haberimizde yanlış bilgi bulunmasından.”

Ne güzel bir meslek huzuru!

Kamu yönetiminde de aynı güven hâkim. Harcamalar şeffaf, ihaleler denetlenebilir, atamalar liyakate dayalı. Seçilmiş temsilciler görevlerini sorumlulukla yerine getiriyor. Araştırma ve soruşturma talepleri kimden geldiğine göre değil, içeriğine göre değerlendiriliyor.

Hiçbir kamu görevlisi denetlenmekten muaf tutulmuyor. Yöneticiler eleştirileri dinliyor, hatalarını kabul ediyor, gerektiğinde sorumluluk üstleniyor. Toplumun ortak kaynaklarının tek kuruşunun bile hesabı veriliyor.

Bir süre sonra yeniden ağaçlarla çevrili sokaklara çıkıyorum.

Hava mis gibi.

Parklar yemyeşil, ormanlar sağlıklı, denizler berrak, akarsular tertemiz. Kuşlar güvenle yuvalarını kuruyor. Yaban hayvanları doğal yaşam alanlarında özgürce dolaşıyor. Ağaçlar korunuyor, yeni fidanlar yetiştiriliyor.

Bir köpek, gölgede uyuyan kedinin yanından sessizce geçiyor. Biraz ileride çocuklar hayvanlar için hazırlanmış su kaplarını dolduruyor.

Hiçbir hayvan aç, susuz, hasta veya bakımsız bırakılmıyor. Veteriner hizmetleri, aşılama, kısırlaştırma ve sahiplendirme çalışmaları düzenli yürütülüyor. Hayvanların yaşam hakkıyla insanların güvenliği birlikte gözetiliyor.

Barınma ve bakım merkezlerinde her canlıya özenle yaklaşılıyor. Çocuklar merhameti, sorumluluğu ve birlikte yaşamayı öğrenerek büyüyor.

Bir ağacın gölgesi, bir kuşun yuvası, bir kedinin mırıltısı, bir köpeğin sevinci...

Hepsi bu güzel hayatın parçası.

Şehirler de doğayla uyum içinde gelişiyor. Yapılar güvenli, altyapı güçlü. İmar kuralları herkese eşit uygulanıyor. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınıyor. Depreme karşı gerekli önlemler alınıyor. Afet yaşandığında yardım ekipleri hızla harekete geçiyor; kimse yalnız bırakılmıyor.

Şiddetli yağmurlarda sokaklar göle dönmüyor, dereler taşmıyor, yollar kapanmıyor.

İnsanlar evlerinde huzurla uyuyor.

Yürürken bir seyahat acentesinin vitrinine gözüm takılıyor. Uzak şehirlerin, denizlerin, dağların fotoğrafları asılmış. İnsanlar dünyanın dört bir yanına rahatlıkla seyahat ediyor. Seyahat belgeleri her yerde itibar görüyor. Uzun vize kuyrukları ve bitmek bilmeyen bürokratik işlemler kimsenin hayatını zorlaştırmıyor.

İnsanlar gezip görüyor, yeni kültürlerle tanışıyor, sonra büyük bir özlemle geri dönüyor.

Çünkü burada her şey var.

Huzur var.

Güven var.

Adalet var.

Özgürlük var.

Bereket var.

Merhamet var.

Gelecek var.

İnsan daha ne ister?

Sokaklarda yürürken çevreme bir kez daha bakıyorum.

Çocuklar gülüyor.

Kadınlar güvenle yürüyor.

Gençler geleceklerini konuşuyor.

Yaşlılar hayatın tadını çıkarıyor.

Çiftçiler üretiyor, işçiler kazanıyor, sanatçılar eserlerini sergiliyor, bilim insanları yeni buluşlar yapıyor.

Gazeteciler özgürce yazıyor.

Mahkemeler adalet dağıtıyor.

Doğa korunuyor.

Hayvanlar huzur içinde yaşıyor.

İnsanlar birbirlerine saygı gösteriyor.

Kimse aç değil.

Kimse sahipsiz değil.

Kimse çaresiz değil.

Bütün bu güzellikleri gördükçe içim tarifsiz bir sevinçle doluyor.

Gülümsüyorum.

Ne güzel bir hayat...

Ne güzel insanlar...

Her şey ne kadar da güsel!

Tam o sırada...

GÜÜÜMMM!

İrkilerek gözlerimi açtım.

Odam karanlıktı.

Yağmur cama vuruyordu.

Dışarıda gök gürlüyordu.

Bir süre kıpırdamadan yattım.

Az önce gördüğüm sokaklar hâlâ gözlerimin önündeydi.

Fırının önündeki yaşlı adam...

Pazarda çilek isteyen çocuk...

Evine güvenle dönen kadın...

İş teklifleri arasında seçim yapan genç...

Mahkemeden gülümseyerek çıkan insanlar...

Güneşte uyuyan kediler...

Parklarda koşan köpekler...

Hepsi öylesine gerçekti ki...

Yavaşça doğruldum.

Telefonumu elime aldım.

Ekranda sabah haberleri vardı.

Birini okudum.

Ardından diğerini...

Bir süre sessizce baktım.

Telefonu masaya bıraktım.

Yorganı üzerime çektim.

Gözlerimi yeniden kapattım.

Belki devamını görebilirdim.

Dışarıda yağmur şiddetleniyordu.

Bir gök gürültüsü daha duyuldu.

Bu kez gözlerimi açmadım.

İçimden yalnızca şu cümle geçti:

Keşke gök gürlemeseydi...

Yayın Tarihi
17.10.2026
Bu makale 228 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Arama Yap!