YAŞAMAK ZAMANI

Köy Enstitülü Genç Bir Öğretmen

“Kasabanın Işığı” başlıklı söyleşimize gelen iletilerin devamını bu hafta verecektik. Unutmadık sözümüzü. İlk sırayı Turgutlu’dan Dr. Tahir Dönmez alıyor bugün:

“Kasabanın Işığı” başlıklı söyleşimize gelen iletilerin devamını bu hafta verecektik. Unutmadık sözümüzü. İlk sırayı Turgutlu’dan Dr. Tahir Dönmez alıyor bugün:

“Canhıraş çalışan bir eğitimci imiş, Hayrabolu Ortaokulu Öğretmeni Sait ESİRCAN. Güzellikler senin olsun; sevgili öğretmenim, değerli müdürüm! Bedenin bu âlemde olmasa da iki-üç gramlık ruhun halen aydınlatıyor kafalarımızı.”

Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi mezunlarından Osman Yavuz İNAL var sırada şimdi:

“Sevgili Öğretmenim;

Böyle yaşanmış güzel örnekleri özlemiştik. Duyurduğunuz için teşekkür ederim. Sevgi ile hoş kalın, hoşça kalın.”

Ve eğitimci yazar Fazilet Özkan POR ne demiş bakalım:

“Gerçek bir öğretmenmiş Sait ESİRCAN. Hem de öyle aydınlatmış ki çevresini, onlarca yılın ardından bugün bile parıl parıl parlamakta. Teşekkürler Abdullah DAMAR ve Aytekin ERDEM beylere. Öylesi değerli bir öğretmeni böyle güzel bir eser hazırlayarak bizlere tanıttıkları için…

Kötü haberlerden bunaldığımız şu günlerde sımsıcak bir söyleşiyle içimizi ferahlattığınız için size de teşekkürler sevgili öğretmenim. İyi ki varsınız!”

Şimdi de 50 yıldır Almanya’da yaşayan ama ülkesini, doğup büyüdüğü köyünü, kasabasını unutmayan Dicle mezunu öğretmen Necmettin Çivilibal karşınızda:

“Kasabanın Işığı başlıklı yazınızı okurken, 1967’de Baykan Ortaokulunu yaparken buldum kendimi. Üstelik o sırada İlköğretim Müdürü falan da değildim. Yalnızca merkezdeki ilkokul öğretmenlerinden biri… Saygılarımla!..”     

Bilmeyenler için söyleyelim: Baykan, Siirt ilimize bağlı küçük bir kasaba ve ilçe merkezidir. Çivilibal’ın her bakımdan çalışkanlığı ve işine dört elle sarılışı fark edilince, İlköğretim Müdürü olarak atanır bu ilçeye. Bu güzel yaşanmışlığın öyküsünü yazmasını rica ettim. Yazıp iletirse onu da duyururum sizlere,

Şimdi yine Dicle mezunu eğitimci yazar İzzettin Çelik’te sıra:

“Saygıdeğer Öğretmenim;

Benim zaman zaman uykusuzluk sorunum olur. Ancak dün gece uyumadan önce ‘Kasabanın Işığı” makalenizi okuyunca huzur içinde uyudum. Bu yazınızda anlattığınız Sait ESİRCAN, benim gibilerin rehberi, önderi. Ne sevgili öğretmenlerdir onlar! Tıpkı sizin gibi.”

Ve Antalya’dan Orhan Şenoğlu arıyor telefonla. İyi tanırım kendisini. Köylümüz, Aksu Köy Enstitüsü mezunu Kemal Şenoğlu öğretmenimizin oğlu… Bakın neler anlattı:

“Erkan abi merhaba;

Kasabanın Işığı adlı yazınızı okudum. Ne güzel, ne idealist bir öğretmeni tanıtmışsınız. Benim de söyleyeceklerim var bu konuda. Müsait misiniz?”

Buyur canım, buyur; deyince başladı anlatmaya:

“Ben emekli olmadan önce iş yerimi yönetirken, Köy Enstitülerinin kuruluş günü olan her 17 Nisan’da mutlaka bir toplantı düzenlerdim. Tüm iş yeri çalışanlarım başta olmak üzere çevreden de epey davetlimiz olurdu.

Bu toplantılardan birine sizin de çok yakından tanıdığınız babamın köyden ve Aksu Köy Enstitüsünden arkadaşı köylümüz Emekli Öğretmen Ali Uyar’ı davet etmiştim. Bakınız, neler anlattı o gün Ali Uyar öğretmenimiz. Özetliyorum:

Aksu’dan mezun olur olmaz, Akseki’in Şahap Köyü İlkokuluna atanır. Yaşı 18’dir henüz. Ondan önce bir eğitmen varmış köyde. Bakar ki Ali Öğretmenimiz, 15-20 öğrencinin hepsi erkek. Bir tek bile kız yokmuş okulda. Muhtara gider hemen. Ama muhtar, “Kızların okumasına gerek yok. Erkekler okusun, yeter!” der. “Bu kanuni bir mecburiyettir.” dese de öğretmenimiz, Nuh der, peygamber demez muhtar. Kız babaları da aynı görüştedir.

“Kusura bakmayın, ben bu durumu ilgililere bildirmek zorundayım. Yedi yaşına gelen her çocuk, kız erkek ayrımı olmadan okula gitmek zorunda. Buna aykırı davranan suçlu sayılır, hapsi boylar.” dese de aldıran olmaz. Aybaşında maaşını almak için ilçe merkezine gittiğinde durumu kaymakam ve ilköğretim Müdürüne bildirir. Şikâyet edildiklerini öğrenen köylülerden birkaçı, bir gece okulu ateşe verirler. Öğretmenimiz birçok köylü ile birlikte yangını söndürür.

Yangını çıkaranlar, “Öğretmen okulu yakmak istedi.” diye mahkemeye şikâyet ederler. Ancak durumu iyi değerlendiren yargıç, öğretmeni aklayan bir karar verir. Kız babaları istemeyerek de olsa kızlarını okula göndermek zorunda kalırlar.

Henüz 18 yaşındaki bir genç öğretmenin bu azmi ve inancı beni çok etkilemişti. Aradan yıllar geçtiği halde unutamadım bu anıyı. Arzu ederseniz, bunu da yazabilirsiniz diye anlatmak istedim size.”

Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler gibi, Köy Enstitülü bir öğretmenin çocuğu olmak da çok farklı oluyor demek ki! Niçin mi böyle söyledim? Herhangi biri için Ali Uyar öğretmenin bu anısı sıradan, basit bir anı olarak görülebilir. Ama köyde, özellikle kız çocukların okuması için çaba harcayan, hele hele yeni mezun, öğretmenliğinin ilk yılı, ilk ayı olan bir öğretmenin tek başına yaptığı bu savaşım, Köy Enstitülü bir öğretmenin oğlu olan Orhan Şenoğlu için çok önemli oluyor.

Bu konuda önceki söyleşilerimde adlarından ve okuduğum kitaplarından takdirle söz ettiğim Köy Enstitüleri üzerine yıllardır araştırma yapıp kitaplaştıran yazar Sercan Ünsal da bir Köy Enstitülü babanın oğlu, Prof. Dr. Kemal Kocabaş da… Elbette daha pek çok… Yeri geldikçe onlardan da söz ederiz elbet.

Ali Uyar öğretmen, Şahap’ta bir süre çalıştıktan sonra 1950’de kendi köyü olan Akseki’nin Gödene köyüne atanır. Okulumuzda tek öğretmen vardı. O da Aksu Köy Enstitüsü mezunu, köylümüz İhsan Özel… Beş sınıfın tek öğretmeni… Ben o yıl ilkokul üçüncü sınıftaydım. Ali öğretmen gelince ilk üç sınıfın sorumluluğu ona verildi. Dolayısıyla ilkokul üçüncü sınıfta öğretmenim Ali Uyar oldu. Dört yıl öğrencisi olduğum İhsan Özel gibi Ali Uyar öğretmenimi de sevgi ve saygıyla anarım hep.

Her iki öğretmenim de birçok köylümüzün ticaretle uğraştığı Turgutlu’ya göçtüler. Sınıf arkadaşlarım Mustafa Dönmez ve Kemal İldeniz gibi… İki öğretmenimi de sık sık arayarak saygılarımı sundum. İhsan Özel öğretmenim 8-10 yıl önce ardında çok güzel anılar bırakarak çekip gitti bu dünyadan. 90 yılın sırtını yere getiren Ali öğretmenim, sevgili eşi Emine hanımla birlikte Turgutlu’da yaşıyor yine.

Geçen hafta telefonda seslerini duymaktan bir kez daha mutlu oldum. Her ikisine de sevdikleriyle birlikte sağlıklı uzun ömürler dileyerek saygılarımı sunuyorum.

Yayın Tarihi
04.10.2026
Bu makale 216 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!