CESUR KALEM

Dava İçin Para Kazanmaya Giden Adamların Hiçbiri Eve Geri Dönmedi

Son yıllarda Türkiye’de yaşananları gördükçe, ülke ve toplum adına endişeye kapılmamak mümkün değil. Çünkü adalette, ekonomide, hukukta, eğitimde, insan ilişkilerinde, ülke kaynaklarının birilerine peşkeş çekilmesinde; akıl ve mantıkla izahı mümkün olmayan ve vicdanları derinden yaralayan...

Son yıllarda Türkiye’de yaşananları gördükçe, ülke ve toplum adına endişeye kapılmamak mümkün değil. Çünkü adalette, ekonomide, hukukta, eğitimde, insan ilişkilerinde, ülke kaynaklarının birilerine peşkeş çekilmesinde; akıl ve mantıkla izahı mümkün olmayan ve vicdanları derinden yaralayan asrın en büyük kirliliği yaşanıyor.

Peki bunları kim yapıyor?  Türkiye günlerdir AK Parti iktidarında bakanlık yapmış, partinin genel başkan yardımcılığına kadar yükselmiş olan Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon skandalında milyarlarca lira haksız kazanç sağladığını konuşuyor.

Olay sadece bir kişinin meselesi olsa, “şeytana uymuş” der geçersin. Lakin olay sistematik bir vurgun. İşin içerisinde AKP’nin prensleri ve üst düzey yöneticilerinin yakınları da var. Ve herkes kazanılan haksız kazancın büyüklüğünü konuşuyor. Asıl üzerinde konuşulması ve araştırılması gereken fona yatırılan paranın kaynağı ve bu soygun çarkının işlemesine neden müsaade edildiğidir.

Başka bir deyişle, devletin düzenleyici ve denetleyici mekanizmaları görevlerini niçin yapmamışlardır?  

İşin en vahim olanı da bu fon vurgunun dine, ahlaka, adalete ve hakkaniyete önem verdiğini iddia eden insanlar tarafından inşa edilmiş olmasıdır. Örneğin Fatma Betül Sayan Kaya, parti çalışmaları esnasında; adalet ve hakkaniyet duygusuyla hareket ettiklerini, milletin emanetine, milletin kuruşlarına sahip çıktıklarını söyleyerek sağlam ahlak nutukları atıyordu.

Bu olayda da anlaşıldığı gibi din ile ahlak farklı kavramlardır. Dinin içerisinde ahlakı çekip alırsanız ortada din diye bir şey kalmaz. O nedenle tüm dinlerin temeli ahlaka ve adalete dayanır. Bu insanlar bize, hırsızlık ve arsızlıklarını örtmek için yanlış bir “din fotoğrafı” dayatıyorlar. İçerisinde ahlak olmayınca bu tür vurgunlar normalleşiyor.

Zira bizim inandığımız dinin tarif ettiği ‘ahlak’ anlayışı bu değil. Dolayısıyla yüzbinlerce insanın fona yatırdığı paralar üzerinden haksız kazanç sağlamayı ahlakla ve dinle izah etmek mümkün değildir. Hz. Peygamber’in “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” hadisi, tam da bu duruma işaret etmektedir.

“Erdemliler Hareketi” olarak ortaya çıkan bir oluşumun hikayesi asrın soygunu olarak nitelenebilecek olan bu fon skandalıyla iyice sarsılmıştır. Bu olay, esaslı bir iç sorgulama yapmayı da gerekli kılmıştır. Nitekim AKP’nin kurucularından Bülent Arınç: “Bu olayları anlatırken, utanıyorum, sıkılıyorum, üzülüyorum. Türkiye bunları hak etmiyor. Biz böyle bir hikâye yazmamıştık, böyle günleri yaşayacağımızı hiç düşünmemiştik” demiştir.

Yine AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, fon vurgununa ilişkin olarak; “bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi?" diyerek tepki göstermiş, belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin de "yazık, belediye başkanı seçilmiş. Sabah alıyoruz, niye alıyoruz? Çağırsan gelir zaten ya" demiştir.

AKP’nin kurucu isimlerinden ve eski bakanlardan Prof. Dr. Hüseyin Çelik, “Bugün gördüğüm manzara AKP’yi kurarken benim hayal ettiğim ve umduğum manzara değil” diyerek hukuk, eğitim, fırsat eşitliği ve liyakat alanlarında ciddi sorunlar bulunduğunu ifade etmiştir. Tüm bu açıklamalar sağduyuludur, özeleştiridir, gerçeğin ta kendisidir.

Hani dindar nesiller yetiştirecektiniz? Yetiştirilen dindar nesiller hak-hukuk, adalet tanımayacaksa… İş; ehline değil de eş dost akraba yandaşa verilecekse… Ahlakı üstün bir değer olarak tanımlayan Kur’an’ın ve Sünnetin gösterdiği istikamette değil de şahsi çıkar ve siyasi ikballer peşinden koşulacaksa… Nerede kaldı sizin dindarlığınız?  

Bir yanlış anlamaya mahal vermemek için hemen ifade edelim ki, din ve ahlak; ülkenin birlik ve beraberliği için çimento görevi görmektedir. Ve en önemli ihtiyaçlardan birisidir. Bizim itirazımız, dinin bugün bir takım siyasal çıkarlar adına fazlaca kullanılır hale gelmesine ve her geçen gün kan kaybetmeye devam etmesinedir.

Deizm ve ateizmin artması da bunun kanıtıdır.

Maalesef ‘görsel dindarlık’ anlayışı yüzünden dinin özü olan ahlak yitirildi. “Çünkü dindar nesiller yetiştirmeyi, “bizim partiye oy getirecek nesiller” anlayışı üzerine bina ettikleri için de ahlaki çürüme, çare bulunamaz şekilde kronikleşti. Bu yüzden de İslam hakkındaki algıya büyük zarar verdiler. Rahmetli Sezai Karakoç: “Dava için para kazanmaya giden adamların hiçbiri eve geri dönmedi” der.

Cemil Meriç’e göre; Din bir tercih, Türklük ise kaderdir.”  Gerçekten de öyle. Dinin insanın hür iradesiyle seçtiği kutsal bir yol olduğunu bilmemiz gerek. Bu nedenle dini, öfkeli ve kavgacı bir dille anlatılması, ötekileştiren bir dil üretilmesi, kucaklayıcı olmanın yerine ayrıştırıcı söylemde bulunulması doğru bir yaklaşım değildir.

Siyasi parti çalışmalarında Hz. Ömer adaleti üzerinden adalet nutukları atılmasına rağmen, kirli çıkar ve haksız kazanç ilişkilerine girilmesinin izahı yoktur. Bu bir ahlak meselesidir. “Benim başörtülü bacım yapmaz!” “Dindar insan yolsuzluk içinde olmaz!” algısı yıkılmıştır. Hırsız hırsızdır. Ahlakı çürüyen herkes her günahı işler!

Ahmet Yesevi: "Din tüccarları, şeytanın yeryüzündeki en sadık hizmetkarlarıdır” der. O yüzden “şeytana uydular” sözü yanlıştır. “Şeytanın talimatı ile hareket ettiler” demek lazımdır.

Aklıma Don Kişot’un bir hikayesi geldi: Şeytan giderken Don Kişot bağırdı: - Bir dakika bekle! Sana son bir soru daha soracağım. - ''Sor bakalım'' dedi alaycı bir sesle. - Ormanda savaş naraları atanlar senin adamların mıydı? - ''Elbette. Benim adamlarım çoktur!'‘- İyi ama Allah Allah diye bağırıyorlardı? - ''Ne sandın ya!.. Şeytan Şeytan diye mi bağıracaklardı? Bizim işimiz bu: Aldatmak, daima aldatmak!..''

Önünüze iki fotoğraf koyun! Birisi emekli maaşı ile geçinemediği için intihar eden polis memuru Ali Şekeroğlu… Diğeri de Fatma Betül Sayan Kaya ya da Zehra Taşkesinlioğlu olsun! SPK ve Fonlar…Hırsızlıklar ve yolsuzluklar…Ülke kaynaklarının kendisini dindar gösteren mutlu bir azınlığa tarumar ettirilmesi…Devlet organlarına liyakatsiz kişilerin atanması ve nepotizm. Sahi, tüm bu olanlar adil bir düzende olabilir mi?

İsimler değişiyor, rakamlar değişiyor, dosyalar değişiyor. Ama asıl soru değişmiyor: “Devletin onca imkanlarına rağmen bu düzen nasıl kuruldu?” “Madem biliyordunuz, neden zamanında önlemediniz?”

Derin uykularda Allah ile aldatıldık ey halkım unutma bizi.

Devlet eliyle soyulduk ey halkım unutma bizi.

Yayın Tarihi
04.10.2026
Bu makale 218 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Arama Yap!