Okul kapısının önünde artık yalnızca zil çalmıyor. Nisan’dan bu yana Kahramanmaraş’tan Manisa’ya, Van’dan Mersin’e, Osmaniye’den İstanbul’a uzanan haberler, tehdidin tek bir biçimi olmadığını gösteriyor. Kimi yerde planlı bir saldırı, kimi yerde husumetin okula taşınması, kimi yerde de silahın çocuğun çantasına kadar inmesi var. Tehlikenin boyutu abartılmamalı; küçümsenmesi ise daha pahalıya mal olur.
Aynı başlık, farklı olaylar...
15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda, okulun 14 yaşındaki öğrencisi babasına ait birden fazla ruhsatlı tabancayla okula girdi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bir öğretmen ile çok sayıda öğrenci hayatını kaybetti, çok sayıda çocuk yaralandı. Failin polis olan babası, silahların kendisine ait olduğunu söyledi; oğlunu poligona götürdüğünü de ifade etti. Bu, “çocuk silaha nasıl ulaştı” sorusunun cevabını evin içinde aramamız gerektiğini gösteren bir vakadır.
22 Eylül’de Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, 15 yaşındaki bir lise öğrencisi okul yakınında pompalı tüfekle ateş açtı. On bir öğrenci yaralandı, üçünün durumu ağırdı. Silah anneanne üzerine kayıtlıydı, dedenin evinden alınmıştı. Fişekler bir av bayisinden temin edilmiş, saldırıdan önce atış talimi yapılmıştı. Anne, baba ve dede tutuklandı. Burada da zincir evde kopmuştu.
Aynı haftanın içinde tablo daha da dağınıklaştı. Van’ın Tuşba ilçesinde bir kız öğrenci, boş olduğu belirtilen pompalı tüfekle Polatoğlu İlk ve Ortaokulu’na gelirken öğretmenler ve veliler tarafından fark edildi; can kaybı olmadı. Mersin Tarsus’ta ise yedi yaşındaki bir birinci sınıf öğrencisinin çantasından, İstiklal Marşı töreni sırasında tabanca çıktı. Baba, ruhsatlı silahı çantaya kendisinin koyduğunu ve unuttuğunu söyledi. Osmaniye’de Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde, 41 yaşındaki bir şahıs öğretmen olan amcasını ruhsatsız tabancayla öldürdü. Bu son olay öğrenci saldırısı değildi; okul bahçesinin, dışarıdaki husumete ve ruhsal çöküntüye karşı da korunmasız kalabildiğini gösterdi.
Ekim’in ilk haftasında şiddet bıçağa döndü. 6 Ekim’de İstanbul Başakşehir’de, başka bir okulda okuyan 15 yaşındaki bir öğrenci evden aldığı bıçakla Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’na girdi. Yaşları 10 ile 13 arasında değişen sekiz öğrenci yaralandı; 10 yaşındaki Eslem Sare Bulut kurtarılamadı. Ertesi gün Esenyurt’ta bir lisede öğrenciler arasındaki kavgada üç çocuk bıçaklandı. Saldırgan, husumet ve akran zorbalığı iddiasında bulundu. Anne ve baba gözaltına alındı.
Bu yedi başlığı tek bir “okul katliamı” dalgası gibi okumak yanıltıcı olur. İçlerinde kitlesel saldırı da var, intikam saikiyle ateş açma da, silahın okula sızması da, yetişkinler arası husumetin bahçeye taşınması da, bıçaklı akran kavgası da. Ortak nokta başkadır: okul, şiddetin durduğu yer olmaktan çıkıyor; silah ve kesici alet, çocuğun erişebildiği mesafeye iniyor.
Tehlikenin boyutu...
Türkiye’de okul, hâlâ istatistiksel olarak en güvenli kamusal mekânlardan biridir. Her kavga bir katliam habercisi değildir, her silah haberi de bir salgın değildir. Asıl risk, nadir ama yüksek etkili olayların art arda gelmesi ve her birinin bir sonrakine zemin hazırlamasıdır.
Üç katman görünüyor...
Birincisi erişim. Ruhsatlı tabanca, av tüfeği, pompalı tüfek ve mutfak bıçağı aynı kapıdan geçebiliyor. Kahramanmaraş’ta silahlar bir emniyet mensubunun evinden, Turgutlu’da aile büyüklerinin evinden, Tarsus’ta babanın unutkanlığından, Başakşehir’de doğrudan evden çıktı. Ruhsat, saklama disiplini yoksa koruma sağlamıyor.
İkincisi işaretlerin kaçırtılması.
Turgutlu’da saldırganın niyetini bir yakınına anlattığı, ciddiye alınmadığı ortaya çıktı. Esenyurt’ta husumet ve zorbalık iddiası vardı. Kahramanmaraş’ta failin bilgisayarında, okulun fiziki açıklarını not ettiği değerlendirilen yazılar ele geçti. Bunlar kehanet değildir; müdahale penceresidir. Pencere kapanınca fatura sınıfa yazılıyor.
Üçüncüsü taklit ve görünürlük...
2022’de Significance dergisinde yayımlanan çalışmada James Alan Fox ve meslektaşları, ABD’de 2000–2018 arasındaki toplu kamusal silahlı saldırıları inceledi. Bir saldırının ardından birkaç hafta içinde yeni bir saldırı riskinin arttığına, ya da yoğun medya ilgisinin kısa vadede yeni saldırıları tetiklediğine dair kanıt bulamadılar. Uzun vadeli birikimli etki ihtimalini ise dışlamadılar. Bu bulgu, “haberi kesin” demek değildir. Kısa vadede istatistiksel bir bulaşma görünmemesi, kırılgan bir genç için sahnenin anlamsız olduğu anlamına gelmez.
Bir şeyi görünür kılmakla ona sahne vermek aynı şey değildir. Çocukları koruyan habercilik, gerçeği saklayan habercilik değildir. Failin yüzü, adı, silahları, manifestosu ve saldırı görüntülerinin tekrar tekrar dolaşıma sokulması ise başka bir iştir. Kırılgan bir genç açısından bu, “bunu yaptığında herkes sana bakıyor” mesajına dönüşebilir. Manisa’daki failin geçmiş olaylardan esinlendiği yönündeki tespitler, bu uyarının havada kalmadığını gösteriyor.
Ne yapılmalı?
Güvenlik yalnızca çocuğa bırakılamaz. Aile, okul, ruh sağlığı hizmetleri, yerel yönetimler ve hukuk aynı koruyucu yapının parçası olmak zorundadır.
Silah, evde kilitli ve çocuğun erişemeyeceği yerde durmalıdır. Ruhsatlı silahın okul çantasına girmesi, “unutuldu” diye kapanacak bir ihmal değildir. Ebeveynin bakım ve gözetim yükümlülüğü, Turgutlu ve Başakşehir’de tutuklamalara konu oldu; bu çizgi istisnasız işletilmelidir. Emniyet mensubu dâhil hiç kimse, mesleki silahını evde denetimsiz bırakma ayrıcalığına sahip değildir. Av bayilerinin fişek satışında yaş ve gerekçe denetimi kâğıt üzerinde kalmamalıdır.
Okulun fiziki hâli de ihmal konusu olmaktan çıkmalıdır. Kahramanmaraş’taki okulda yangın merdiveni ve ikincil kaçış yolu bulunmadığı iddiası suç duyurusuna konu oldu. Failin notlarında sınıflarda kilit olmadığı, aktif saldırgan tatbikatı yapılmadığı, çıkışların kilitlenebildiği yazılıydı. Kapı kontrolü, ziyaretçi kaydı, bahçe görevlisi ve riskli okullarda emniyet varlığı gereklidir; tek başına yetmez. Tahliye planı, kilitli çıkış ve kaçış yolu olmayan bina, saldırıyı büyüten bir ortak haline gelir. Osmaniye, bahçeye dışarıdan giren yetişkinin de bu hesabın içinde olduğunu hatırlatır.
Asıl iş, silahtan önce çocukta başlar. Okullarda aidiyet, öğretmenin öğrenciyi tanıması, duygu düzenleme ve yardım isteme kanallarının açık olması gerekir. Sosyo-duygusal durum izlenmeli; “garip davranış” rehberlik dosyasında bekletilmemelidir. Zorbalık, dışlanma ve intikam dili erken yakalanmalıdır. Aile hekimi, okul rehberi ve çocuk psikiyatrisi arasındaki köprü kâğıt üzerinde değil, randevu süresinde kurulmalıdır. Şiddet tehdidini duyan yakının “ciddiye almadım” demesi, sistemin boşluğudur.
Medya ve sosyal medya tarafında ise kural basittir. Olay, fail, sorumluluk ve önlem haberleştirilir. Failin adı, yüzü, silah envanteri, manifesto parçaları ve saldırı anı görüntüleri döngüye sokulmaz. Kurbanların adı anılır, failin sahnesi kurulmaz. Provokatif içerik operasyonları caydırıcı olabilir; asıl iş, dolaşıma giren görüntünün ödülünü kırmaktır.
Nisan’dan ekime uzanan bu zincir, Türkiye’nin okullarının çöktüğünü göstermez. Çocuğun evdeki silaha, bahçedeki husumete ve ekrandaki sahneye karşı yalnız bırakıldığını gösterir. Kapıdaki polis geçici olarak gerekli bir adımdır. Asıl sınav, silahın çekmecede kilitli olup olmadığı, öğretmenin öğrenciyi tanıyıp tanımadığı ve haberin gerçeği görünür kılarken saldırgana alkış tutup tutmadığıdır.
#okul #okulsaldırıları #okulgüvenliği #çocuk