Şanlıurfa'daki okul saldırısının şokunu üzerinden atamayan Türkiye Kahramanmaraş’ta meydana gelen ortaokul katliamı ile yeniden sarsıldı. Saldırıda biri öğretmen, 8’i öğrenci 9 canımızı kaybettik.
Saldırının terör saldırısı olmadığı, bireysel bir saldırı olduğu kısa zamanda açıklandı. Saldırgan da aynı okulda öğrenci. İşin ilginç yanı saldırganın WhatsApp profil fotoğrafında ABD’de 6 kişinin katili Elliot RODGER var.
Bir öğretmenin anlatımına göre, fail öğrenci; içine kapanık, derslerine ilgisiz, arkadaşlık kuramayan bir kişilik ama bugüne kadar hiçbir kavgaya karışmamış, öğretmenlerine veya arkadaşlarına öfke göstermemiş ve hiç disiplin cezası almamış… Hiçbir dikkat çekici asabiyet belirtisi göstermeyen, "kendi halinde" bilinen bir öğrenci bu noktaya nasıl geldi ya da getirildi? Asıl sorgulanması gereken konu budur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kahramanmaraş’ta gerçekleşen silahlı saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu: “Böyle bir saldırının siyasi polemiklere ve reyting kaygısına malzeme yapılmaması, vicdani olduğu kadar ahlaki bir görevdir. Acının siyaseti olmaz.”
Böyle bir olayın analizini iyi yapmak ve doğru sonuca gitmek gerekir. Zira
Bu tür olaylar; sığ, yüzeysel ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Her şeyden önce toplumsal çürüme ve eğitim sisteminin sorgulanması gerekir. Bu konuda eleştiri getirenlere, “acının siyaseti olmaz” demek ne kadar doğru?
Çağımızda dijitalleşmenin kontrolsüz yaygınlığı, sosyal medya mecralarının denetimsizliği, akran zorbalığı gibi konular çocukların ruh dünyasında telafisi güç tahribatlar yaratmaktadır.
Bazı TV dizilerinde ve NETFLIX gibi kanallarda şiddete özendiren görüntüler, henüz gelişim çağındaki zihinlerde gerçek ile sanal arasındaki sınırları bulanıklaştırmaktadır. Bu nedenle toplumsal hassasiyetleri ve çocukların ruh sağlığını gözetmeyen yayınlar hakkında ivedilikle yasal yaptırım süreci başlatılmalıdır.
Okul saldırılarında sorgulanması gereken, sadece güvenlik önlemleri değildir! Bu çocukları böylesine canavarlaştıran ve karanlık eylemlere iten; aile, sosyal çevre, dijitalleşme, değer erozyonu ve kontrolsüz etki alanlarıdır. İktidar bu konuda kendisini ne kadar sorumlu tutuyor? Toplumsal dokuyu hedef alıp zayıflatırsanız böylesi trajediler kaçınılmaz hale gelir.
Olayın ardından TV programlarında; yine “HERBOKOLOG” alanında uzmanlaşmış kişilerin sapla samanı karıştıran yorumlarını dinliyoruz. Kimi polisi, kimi okul idaresini, kimi de aileyi sorumlu tutuyor.
Rüzgâr eken, fırtına biçer.” Fikir suçluları içer atılan bir ülkede; TV’lerde her akşam şiddet övülür, çete reisleri siyasetten itibar görür, en çok izlenen diziler servet içinde yüzen mafya dizileri olursa böyle bir tablo karşısında ne çıkmasını bekliyorsunuz?
Suçu sadece devlete kesmek de yanlış olur. Bunda aile de öğretmen de sosyal çevrede sorumludur. Eski Türkiye’de çocuk öğretmene, “eti senin kemiği benim” diye teslim edilirdi. Yeni Türkiye’de ise öğretmen öğrenciyi yanlış hareketlerinden dolayı azarlamaya kalkıyor, hemen veli gelip ya öğretmene şiddet uyguluyor ya da CİMERE şikâyet ediyor.
Korku ikliminde herkes görevini yapmaktan, sorumluluk almaktan korkar hale geldi. Haklarını aramak için sendikal eylem yapan öğretmenlerinin yerlerde süründüğünü gören çocuk, öğretmenine saygı duymadığı gibi eğitimin önemini de anlamakta güçlük çekiyor.
Aile tarafından; çocuğuna değerler eğitimi ve sorumluluk vermek yerine, her istedi yerine getirilen “krallar” veya “kraliçeler” yaratılıyor. Örneğin; failin emniyetçi olan babasının tedbirsizliği ve çocuğun isteği üzerine atış talimine götürülmesi gibi. Çocukların psikolojik durumunu, aile ve arkadaşlık ilişkilerini, okula ve derslerine ilgisini takip etmeyen bir aile sorumlu değil de kim sorumludur?
“1947 de Almanya' da doktora hocası SHMİD, Erbakan’ı evine davet eder; o gün karne günüymüş, torunu sevinçle karneyi getirir, dedesi sol tarafa hiç bakmaz (matematik, Almanca, edebiyat vs.) sağ tarafa bakar (karakter ahlak, arkadaşları ile geçinme vs.) ve torununa sağ taraf eleştirisi yapar. Erbakan Hoca sebebini sorar, cevap müthiş “sol taraf bilgiye dayalı her zaman telafi edilebilir. Ancak sağ taraf in telafisi yok ve ömür boyu karakterini takip eder"
Harika bir yaşanmışlık örneği değil mi?
Okullarda meydana gelen olayları önlemek için her okulun girişine X Ray cihazı koysanız, her okul kapısına polis dikseniz ne olacak, olayları önleyebilecek misiniz? Antalya’da görev yaptığım dönemde yardımcım olan, emekli emniyet müdürü, yazar Dr. Akif Aktuğ kardeşimin Fatmanur Öğretmenin öldürülmesi olayı üzerine yaptığı "YA BIÇAK DIŞARIDA TAŞINIRSA" başlıklı tespiti içeren yazısı gerçeğe ayna tutuyor!
“Fatma Nur öğretmenin yasını tutuyoruz ama sadece bir öğretmeni değil; görmezden geldiğimiz bir yapısal sorunu da kaybettik. Yıllar önce okulda yaptığımız bir toplantıda girişe dedektör konulması önerilmişti. O gün şu soruyu sormuştum: “Peki ya bıçak okul dışında taşınırsa? Sorun gerçekten çözülmüş olur mu?” Kapıya koyduğumuz önlem, zihindeki boşluğu doldurmuyorsa çözüm değildir.
Biz güvenliği metalde arıyoruz; oysa mesele zihinde ve vicdanda. Çocukların yetiştiği yerde refleksimiz pedagojik değil güvenlikçi oluyorsa, orada derin bir kırılma vardır. Yıllar önce KEN Robinson Amerika için “Reform değil devrim gerekiyor” demişti. Biz ise hâlâ günü kurtaran politikalarla kalıcı yaraları kapatmaya çalışıyoruz. Sonuçlarla mücadele ediyoruz, nedenlere inmiyoruz.
Oysa nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştiremeyiz. İnsan yetiştirme sorunumuz var.
Karnenin sol tarafına odaklandık, sağ tarafını unuttuk. Notu ölçtük, karakteri ihmal ettik. Başarıyı konuştuk, merhameti geri plana attık. Toplumsal önleme mekanizması çöktü. Eskiden bir genç yanlış yapmadan önce “Ailem ne der, mahalle ne düşünür?” diye durup düşünürdü. Geniş aile yapısı dağıldı, mahalle kültürü zayıfladı. Yerine güçlü ve kapsayıcı bir kamusal önleme modeli kurulamadı.
Bugün bazı gençler için devletin sunduğu uzun vadeli kariyer umudu yerine, suç örgütlerinin hızlı gelecek vaadi daha cazip görünüyorsa; bu bireysel değil, sosyolojik bir alarmdır. Okullara dedektör koyarak değil, gençlere ''Özür dilerim, Teşekkür ederim, Lütfen'' demeyi içselleştirerek çözüm bulabiliriz. Güvenlik bariyerleriyle değil, değer inşasıyla önleyebiliriz. Korku diliyle değil, karakter eğitimiyle iyileşebiliriz.
Fatma Nur öğretmenin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Gerçek saygı, yas tutmakla değil; ders çıkarmakla mümkündür. Çünkü mesele tek bir olay değil.
Mesele bir okul değil. Mesele insan yetiştirme meselesidir. Ve bu soruyu sormadan ilerleyemeyiz:
Ya bıçak dışarda taşınırsa?"
Sonuç olarak, sadece güvenlik önlemleri (kapıya polis dikme, metal dedektör vs.), sadece disiplin cezaları veya sadece kamera sistemi sonucu azaltabilir ama nedeni çözmediği için geçici olur.”