Ülkeye hizmetin, devleti yönetiminin ve milleti refah içerisinde yaşatmanın siyasetten geçiyor. Siyaset, ehil ve liyakatli kadrolar eli ile yapılmayınca toplumlar için felaket senaryoları birbirini izliyor. Sadece kamuda değil, özel sektörde ve sivil toplumda da "işi ehline vermek"; adaletin, huzurun ve güvenin anahtarıdır.
İşler ehline verilmeyince, üstelik adalet ile hükmedilmeyince, hayat pahalılığı ve ekonomik darboğazın en ağır yükünü; yıllarca bu ülkeye emek vermiş emekli vatandaşlarımız üstlenmektedir.
Emeklilik, devlete veya kurumlara yük edilmiş bir “bütçe kalemi” ya da bir "sosyal yardım" konusu değildir. Emeklilik; yıllar boyu ödenen primlerle, harcanan gençlikle ve dökülen alın teriyle kazanılmış hukuki, vicdani ve ahlaki bir haktır. Hiç kimse, emekliyi “bütçeye yük” olarak göremez.
Türkiye’nin kurucu önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, emeklilere hürmetin toplumsal düzenin temel taşı olduğunu vurgulamıştır. Onun şu sözü; devlet aklının emekliye bakışını en net şekilde özetler:
"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama gücünün en önemli kıstasıdır. Geçmişte bütün gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur."
Bir toplumun vicdanı, çocuklarına ve yaşlılarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Ömrünü çalışarak, vergi ödeyerek, üretime katkı sağlayarak geçiren insanların emeklilik döneminde insanca yaşayabilmesi; bir lütuf değil, sosyal devletin en temel görevidir.
Türk kültüründe "ahde vefa", verilen sözü tutmak, emeğe saygı göstermek ve geçmişi unutmamak demektir. Devlet ile vatandaş arasındaki en büyük sözleşmelerden biri de sosyal güvenlik sistemidir.
Hz. Ali, devlet idaresini anlattığı tarihi beyannamesinde "Devletin büyüklüğü, zayıflarına ve emektarlarına gösterdiği adaletle kaimdir" demiştir. Yine antik çağın büyük filozofu Platon da “Devlet” adlı eserinde, ömrünü topluma adamış kişilerin yaşlılıklarında kaygıdan uzak tutulmasının "adaletin gereği" olduğunu savunur.
“Bugün gelinen noktada emeklilerimizin geçim kaygısıyla baş başa bırakılması, yalnızca ekonomik bir sorun değil, toplumsal vicdanı zedeleyen bir değerler krizidir.” Bir emeklinin torununa mahcup olması, temel ihtiyaçlarını karşılarken tereddüt etmesi veya hayatının son baharını huzur yerine geçim derdiyle geçirmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Devletin asli görevi; bu emektarlara insanca yaşayabilecekleri, alım güçlerini koruyan ve huzur içinde bir yaşam sunan standartları tesis etmektir. Çünkü unutulmamalıdır ki: Emekliye vefası olmayanın, millete ve geleceğe vefası olamaz. Çünkü emekli; bu ülkenin sırtında yük değil, tam tersine bu ülkeyi omuzlarında bugünlere taşıyan insandır.
Yıllarca prim ödeyen, vergi veren, üreten, nöbet tutan, ter döken insanlar bugün pazarda filelerini dolduramıyor. Markete girerken hesap makinesi çıkarıyor, kasaya gelince aldığı ürünü geri bırakıyor. Elin emeklisi ise dünya turuna çıkarak diyar diyar geziyor. “Batı bizi kıskanıyor!’” YER-SEN!
17 Milyonluk oy gücüne sahip emekliler, mevcut iktidara en çok oyu vermiş bir kesimdir. Şimdi kimi görsen öfkeli ve kırgın…Lakin devleti yönetenler “seçim zamanı 3-5 maaş artırıp gönüllerini alırız” düşüncesi ile emeklileri yok sayıyor. Unutmasınlar ki, emekliler 17 milyonu aşkın oy gücüyle iktidarı belirleyici bir konuma sahipler.
O halde seçimde fırsatı iyi değerlendirip; iktidara bir "Osmanlı Tokadı" atmaları gerekir. Bir çay ile bir simidin bile birçok emekli için hesap edilerek alındığı bir ülkede, "ekonomi iyiye gidiyor." masalları artık kimseyi ikna etmiyor. İyi gidiyorsa, emeklinin hakkını verin!
Kamu kaynakları çarçur edilirken kaynak var ama sıra emekliye gelince “kaynak yok” öyle mi?
Halk geçim sıkıntısıyla boğuşurken; kamudaki israf, lüks makam araçları, gösterişli harcamalar ve bitmek bilmeyen şatafat görüntüleri toplumun vicdanını derinden yaralamaktadır. Vatandaş kemer sıkarken yönetenlerin sefa sürmesi, adalet duygusunu zedelemektedir.
Daha acısı ne biliyor musunuz? Emeklinin yaşadığı yoksulluğa alışılması ve normalleştirilmesi… Oysa normal olan; ömrünü bu ülkeye adamış insanların torununa harçlık verebilmesi, eşiyle gönül rahatlığıyla bir lokantada yemek yiyebilmesi, yılda birkaç gün tatil yapabilmesi değil midir?
Son sözüm; emekliye yapılan haksızlık sadece 17 milyona yapılmış değildir; bu, sosyal devlet anlayışının, adaletin ve vicdanın sınavıdır. Ve bilinmelidir ki; emekliye vefası olmayanın, millete vefası da olmaz.
Sırası gelmişken bir mesajım da Antalya Döşemealtı İlçe Emniyet Müdürüne… Unutmasın ki, yıllardır bu devlete hizmet etmiş insanları dinlemek ve değer vermek onun görevidir. Bir millet, kendisine hizmet eden insanlara vefa göstermiyorsa; yarın gençlerinden de fedakârlık bekleyemez. Zira bugünün çalışanı yarının emeklisidir. Bugün emekliyi görmezden gelenler, yarın aynı kaderle yüzleşeceklerini unutmamalıdır.
NOKTA