Milli Eğitim 1923-2026
Mustafa Kemal; “Yeni Türkiyede eğitimin millî, aklî ve ilmî” olacağını söylemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim sisteminin tarihî temelleri, Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyılının ikinci yarısında inşa edilmeye başlanmıştır.
Tanzimat Devrinde teşkilat yapısını büyük ölçüde tamamlamıştır.
“Fransız Eğitim Sistemi” model alınarak 1869 yılında “Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi” hazırlanır.
Bu tarihe kadar plansız ve programsız gelişen Osmanlı eğitim hayatı bir sistem bütünlüğüne kavuşur.
Ayrıca askerî okullar ile meslekî ve teknik okullar ilgili nezaretlere bırakılmıştır.
Nizamnameyle gayrimüslüm ve yabancı devletlerin kuruluşları “Mekteb-i Hususiye” olarak “Maârif-i Umûmiye Nezâreti’ne” bağlanmıştır.
Sultan ll. Abdülhamit zamanında ilk ve orta öğretim okulları artırılmıştır.
Ayrıca yeni meslekî-teknik eğitim ve yüksek öğretim kurumları açılmıştır.
Bu gelişme II.Meşrutiyet döneminde de devam etmiştir.
Osmanlı Devleti “en uzun yüzyılı”nda Avrupaî bir eğitim sistemi kurmayı başarmıştır.
Bu miras Türkiye Cumhuriyeti eğitim sisteminin alt yapısını oluşturmuştur.
Mustafa Kemal; 1921’de “Maarif Kongresi”ni toplayarak, eğitimin sorunları ve çözümlerini ele almıştır.
Mustafa Kemal; “yeni Türkiyede, eğitimin millî, aklî ve ilmî” olacağını söylemiştir.
8 Mart 1923’te, Maarif Vekili İsmail Sefa Özler bir genelgeyle Eğitimin Temel İlkeleri’ni açıklamıştır.
Türkiyeye getirilen ABD’li Eğitimci John Dewey’in “Pragmatik” yani “faydacı/işe dönük” eğitim anlayışı benimsenmiştir.
Eğitim “Batı Medeniyeti” yöntemlerine dayanmaktadır.
3 Mart 1924 tarihinde Cumhuriyet hükümetinin ilk büyük “Eğitim Devrimi” gerçekleşmiştir.
TBMM; “Tevhid-i Tedrisat” Kanununu kabul etmiştir.
Bu kanunun “Türkiye dahilindeki bütün müessasatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur” maddesiyle eğitim birliği sağlanmıştır.
Şeriye ve Evkaf Vekaleti ile Özel Vakıflara kurumlar, Medrese ve Mektepler Maarif Vekaletine devredilmiştir.
Darülfünun bünyesinde bir “İlahiyat Fakültesi” ile çeşitli bölgelerde 29 “İmam Hatip” mektebi açılmıştır.
Böylece medreselerin işlevini görecek yeni kurumlar ortaya çıkmış oldu.
Hükümet 11 Mart 1924’te medreseleri kapatmıştır.
Ancak medreselerin yerini alan kurumların ömürleri de fazla uzun sürmedi.
1926 – 1927 öğretim yılında Kütahya ve İstanbul İmam Hatip Mektepleri dışındakiler kapandı.
1932’de İstanbul ve Kütahya İmam Hatip mektepleri de son mezunlarını vererek kapatıldı.
15.12.1927 tarih ve 846 sayılı Şuray-ı Devlet kararı ile “Din Görevliliği” devlet memurluğu olmaktan çıkarılmıştır.
1923’de “Birinci Heyyet-i İlmiye”nin kararı ile Ortaokul ve Lise adları kullanılmaya başlandı.
İlkokullarda;
Kur'an-ı Kerim, Malumat-ı Diniyye, Ahlak dersleri okutulurdu.
Orta ve Lise seviyeli okullarda;
Kur'an-ı Kerim, Siyer, Malumat-ı Diniyye, Akaid, Fıkıh, Arapça dersleri vardı.
Bu dersler, kademeli olarak, 1924, 1927, 1929 ve 1931 yıllarında okul programlarından kaldırılmıştır.
1930’da ilkokullarda, sadece beşinci sınıf öğrencilerine, velilerin talebi halinde, haftada yarım saat din dersi verildi.
Köy Okullarında ise bu ders 1939 yılına kadar verildi.
1933’te “İlahiyat Fakültesi” Üniversite Reformu sırasında “İslam İncelemeleri Enstitüsü”ne dönüştürüldü.
1928’de Teşkilatı Esasiye Kanunundan “Devletin dini İslâmdır” ibaresi kaldırıldı.
Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal olarak 'laik' bir devlet olması sağlanmıştır.
“Tevhidi Tedrisat Kanunu” ile aynı gün kabul edilen Şeriye ve Evkaf ve Harbiye-i Umumuye Vekaletinin ilgasına Dair Kanun ile Hilafetin ilgasına ve Hanedanı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine çıkarılmasına dair kanun tarih ve yurt bilgisi derslerinin programlarına yansıdı.
“İslamda ilk Cumhuriyet Devri” adlı bir üniteye yer verildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nde de batılı devletler gibi romantik bir tarih anlayışı ile ders kitapları yazıldı.
Bu kitaplar vasıtasıyla, milli gururu güçlendirmek amaçlandı.
Bunlar yapılırken psikolojik bir savaş içinde olunan Osmanlı’nın son dönemi ötekileştirildi.
1924 yılında hazırlanan müfredata yansıtıldı.
Maarif Vekaletiden gönderilen yazılarda Cumhuriyet çocuklarının saltanat ruhundan uzak tutulması isteniyordu.
Atatürk “Vatandaş için Medeni Bilgiler” adlı kitabın yazılmasında Afet İnan ve Recep Peker ile birlikte bizzat çalıştı.
Eğitim felsefesi ve metodolojisi konularında ise ABD’li eğitimci John Dewey etkiliydi.
19.yüzyılda, Osmanlı döneminde, Latin alfabesine geçiş çalışmaları ve denemeler yapılmıştır.
II.Abdülhamit döneminde Latin alfabesi ile Arap alfabesinin birlikte öğretilmesinin denenmesi düşünülmüştür.
Ancak uygulamaya geçilememiştir.
Osmanlı devletinde Latin Alfabesiyle Türkçe metin yazan ilk kişilerin;
19.yüzyılın başında III.Selimin kız kardeşi Hatice Sultan ve Fransız mimar Antoine Ignace Melling olduğu bilinmektedir.
1 Kasım 1928’de yapılan “Harf İnkılabı” beraberinde eğitim seferberliği getirmiştir.
Eğitim sistemini “laikleştiren” yasal düzenlemeler sonrası yapısal düzenlemelere gelindi.
23 Mart 1926 tarihinde TBMM’de kabul edilen 789 sayılı Maarif Teşkilatına dair Kanun yürürlüğe girdi.
Bu kanunla Osmanlıdan devralınan okul sisteminde önemli düzenlemeler yapıldı.
Merkez teşkilatına “Dil Heyeti ve Talim ve Terbiye Dairesi” olarak yeni birim eklendi.
Bu kurum Harf inkılabına hazırlık sürecinde önemli rol oynadı.
Gündüz ilk mektepleri vilayetlerin “İdare-i hususiye gelirleri” ile açılacaktı.
Şehir ve kasabalar ile köylerde hem yatılı hem de gündüz okulları bulunacaktı.
İlk Muallim mektepleri, Köy muallim mekteplerinden oluşuyordu.
Maarif Teşkilatına Dair Kanunun Türk eğitim sistemine getirdiği en önemli yenilik;
“Maarif hizmetlerinde asıl olan muallimliktir” hükmüyle öğretmenliği profesyonel meslek haline getirmesiydi.
Türkiyede yapılacak okul binaları, kütüphaneler ve müzelere ait projelerin Maarif Vekaletinde kurulan “Projeler Dairesi” tarafından yapılması kararlaştırıldı.
Projeler Dairesi’nin başına 1927 yılında İsviçreli Prof. Ernst Arnold Egli getirilmişti.
Egli 1938 yılına kadar bu görevde kalacaktı.
“Maarif Teşkilatına Dair Kanun” ayrıca; eğitimde ülkeyi mıntıkalara ayırmaktaydı.
John Dewey’in önerisiyle her mıntıkada Maarif Emini, her Vilayette Maarif Müdürü vardı.
Ülkede 13 eğitim bölgesi oluşturulmuştur.
Bu model Anglosakson ülkelerinin sistemine uygundu.
Ancak 1931 yılında öngörülen fayda sağlanamadığı gerekçesiyle uygulamadan kaldırıldı.
22 Haziran 1933’te “Maarif Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri” hakkındaki kanun ile eğitim sisteminde bazı düzenlemeler yapıldı.
“Talim ve Terbiye Dairesi”, “Millî Talim ve Terbiye Dairesi” adını aldı, görev tanımı genişletildi.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ne iki temel hedef göstermiştir;
“Ilelebet payidar olma” ve “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma”.
Okul öncesi eğitim II.Meşrutiyet Döneminde doğmuş bir alandı.
Cumhuriyet; okul öncesi eğitim alanında Osmanlıdan bir birikim devralmıştı.
Ancak; ülkenin kalkınması bakımından, yatırım önceliği, ilköğretimin geliştirilmesine verildi.
Kentlerdeki öğretmen okullarından mezun olanlar köylerde çalışmak istemiyorlardı.
Köy Muallim Mektepleri, Köy Eğitmen Kursları, Köy Öğretmen Okulları ve Köy Enstitüleri açıldı.
Öğretmenlik mesleği cazip hale getirildi.
Atatürk vefat ettiğinde Türkiye’deki 40.000 civarındaki köyün %83’ünde okul yoktu.
1923 – 1924 eğitim öğretim döneminde Türkiye’de 72 ortaokul vardı.
796 öğretmen görev yapıyordu, 5.905 öğrenci vardı.
1937 – 1938 eğitim öğretim yılında okul sayısı 140’a, öğretmen sayısı 2.840’a, öğrenci sayısı ise 74.107’ye çıkmıştır.
Lise sayısı 23’ten 68’e, öğretmen sayısı 1.164’ten öğrenci sayısı 21.000’e yükselmiştir.
ABD’li eğitimci John Dewey’in önerisi ile ortaokullara öğretmen yetiştirmek üzere, Fransız modeli “Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü” açıldı.
1926 sonlarında Avrupa ve ABD’den uzmanlar getirilerek eğitim sistemi inceletildi.
Belçikalı Omer Buyse’nin raporu doğrultusunda; 1934’te, Ankara’da Kız Meslek Öğretmen Okulu açıldı.
1937’de Erkek Meslek Öğretmen Okulu açıldı.
Öğretmenlik mesleğini öğrenmek üzere Batı ülkelerine çok sayıda personel gönderildi.
Cumhuriyet, Osmanlıdan önemli bir yüksek öğretim birikimi devralmıştır.
Bunların en önemlisi “Darülfünun” idi.
Darülfünun 1919’da “Hukuk, Tıp, Edebiyat ve Fen” fakültelerinden oluşan, özerkliğe sahip bir üniversite haline gelmişti.
Darülfünun’dan başka:
Mekteb-i Mülkiye, Sanayi-i Nefise Mektebi, Mühendis Mektebi-i Alisi, Hamidiye Ticaret Mektebi, Orman Mekteb-i Alisi, Yüksek Ziraat Mektebi, Baytar Mekteb-i Alisi, ve Robert Koleji yükseköğretim kurumu olarak Cumhuriyete intikal etmiştir.
Ayrıca; Deniz Harp Okulu ve Kara Harp Okulu da intikal eden okullardandı.
1933 yılında Darülfünun “İstanbul Üniversitesi” adıyla yeniden yapılandırıldı.
1925’te Ankara Adliye Hukuk Mektebi açıldı, iki yıl sonra Ankara Hukuk Fakültesi adını aldı.
1927 yılında Konya’da açılan Orta Muallim Mektebi, Gazi Orta Muallim Mektebi adıyla Ankara’ya taşındı.
1936 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı, 1930’da Ankara Yüksek Ziraat Mektebi, 1933’te ise Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
1936 – 1937 döneminde İstanbul’daki “Mekteb-i Mükiye” Atatürkün teklifi ile “Siyasal Bilgiler” okulu adıyla Ankara’ya nakledildi.
Atatürk dönemi eğitim politikalarında yaygın eğitim de önemli bir yere sahipti.
Ülkede nüfusun yaklaşık %9’unun okuryazar olduğu süreç devam ediyordu.
Yaygın eğitim Cumhuriyet değerlerinin vatandaşlara aktarılmasında stratejik rol oynadı.
Millet Mektepleri ve Halk Evleri en önemli yaygın eğitim kuruluşlarıydı.
İkinci Dünya Savaşı bitiminde ABD’den yardım alındı.
1947’de Truman Doktrini ile askeri yardım geldi.
1948’de Marshall Planı ile 152,5 milyon dolar ekonomik yardım geldi.
1949’da Fulbrigith Eğitim anlaşması ile ABD’den müfredat yardımı geldi.
27 Aralık 1949’da Türkiye ve ABD arasında “Fulbrigith Eğitim Komisyonu” kuruldu.
5.madde uyarınca; 4 üyesi Türk vatandaşı, 4 üyesi de ABD vatandaşı olmak üzere komisyon kurulmuştur.
Türkiyedeki ABD Büyükelçisi komisyonun başkanı olmuştur.
“Eğitim Araştırma Geliştirme Daire Başkanlığı” kurulmuş, görevli personelin 3’te 2’si ABD vatandaşı seçilmiştir.
ABD “uzman araştırmacı öğretim üyesi” adı altında personel gönderdi.
ABD’den gelenler, 1895’te ABD’de kurulan “Kardeşlik Örgütü” (Sigma Chi) üyeleriydi.
Milli Eğitim Okul Müfredatını kökten değiştirdiler.
2014’te, 65.yılını kutlayan “Fulbrigith Eğitim Komisyonu” devam etmektedir.
J. William Fulbrigith 20.yüzyılın önde gelen ABD devlet adamlarından biriydi.
Senatör, “Dış İlişkiler Komitesi”nin en uzun süreli başkanı olarak tarihe geçmiştir.
1923 – 2026 yılları arasında uygulanan “Laik Milli Eğitim” sürecimiz bu günlere ulaşmıştır.
Yaşadığımız “Bilgi Çağı”nda teknolojik gelişmeler beraberinde sorunları da getirmiştir.
Dünyada evrensel kültürel değerler yozlaşmıştır.
ABD ve AB ülkelerinde aile kavramı çökmüştür.
Bu çöküş bizim ülkemize de yansımıştır.
Okullarımızda, silahlı saldırılara varan vahim olaylar yaşanmaktadır.
Toplumun her kesimi eğitim sisteminden şikayetçidir ve eğitim sistemini sorgulamaktadır.
Toplumun çeşitli kesimlerinden farklı çözüm önerileri gelmektedir.
Türk kültürünün temel değerlerine dönülmesi sıkça dile getirilmektedir.
Dijital çağın koşulları güncellemeyi zorunlu kılmaktadır.
Millî Eğitim Bakanlığı, Uzman Kurum/Kuruluşlardan acil çözüm beklenmektedir.
Ailelerimiz de çözümün ortağı olmalıdır.
SÖZÜN ÖZÜ:
Millî Eğitim Millî Olmalıdır
Kaynaklar
Atatürk Ansiklopedisi
LEWIS, Bernard, Modern Türkiyenin Doğuşu
Maarif 1937-1938 İstatistiği
Başvekalet İstatistik Umum Müdürlüğü İstanbul 1939
Milli Eğitimde 50 yıl 1923 -1973 Devlet İstatistik Enstitüsü Ankara 1973
Türkiye Cumhuriyeti Maarifi 1923 -1943 Maarif Vekaleti, Ankara 1944
ÖZTÜRK Cemil, Atatürk Devri Öğretmen Yetiştirme Politikası Ankara 1996