Suç ve suçluyla mücadele de Reaktif operasyon temposundan proaktif toplumsal bağışıklığa geçiş elzemdir.
Şubat-Eylül 2026 arasında 81 ilde gerçekleştirilen 7.818 operasyon, 70.853 şüpheli hakkında yapılan adli işlem, 32.882 tutuklama ve 15.826 adli kontrol tedbiri; uyuşturucu, yasa dışı bahis, sanal kumar ve yeni nesil suç örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin somut bir fotoğrafını ortaya koyuyor. Piyasa değeri 30 milyar TL’yi aşan uyuşturucu ele geçirilmesi, 1,4 milyar TL’nin üzerinde nakit para, binlerce taşınmaz, araç ve şirket ile 38 bin banka ve kripto hesabının dondurulması, 28 bin 245 yasa dışı siteye erişim engeli getirilmesi elbette önemli rakamlardır. Bu veriler, suç örgütlerinin yalnızca faaliyetlerinin değil, finansal kaynaklarının ve malvarlıklarının da hedef alındığını gösteriyor.
Ancak güvenlik dünyasında bu tabloyu “tam başarı” olarak okumak büyük bir yanılgıdır. Yine söylüyorum, tekrar söylüyorum: İşlenmiş bir suçu ortaya çıkarıp faillerini yakalamak başarıdır, fakat güvenlik dünyasında bu ancak yüzde 10 başarı sayılır. Asıl mühim olan, suçun oluşmasını engellemek; önleyici ve caydırıcı tedbirleri zamanında ve etkili şekilde hayata geçirmektir. Operasyonlar, suçun zaten işlenmiş veya işlenmeye başlamış haliyle mücadeledir. Gerçek zafer ise o suçun hiç doğmamasını sağlamaktır.
Bu dönemdeki mali incelemelerde tespit edilen 2,54 trilyon TL, 9,08 milyar dolar ve 3,49 milyon avroluk işlem hacmi, suç ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü ve ne kadar sinsi bir şekilde finansal sisteme sızdığını ortaya koyuyor. Uyuşturucu, yasa dışı bahis ve yeni nesil örgütler artık sadece “sokak” seviyesinde değil; şirketler, kripto hesaplar, taşınmazlar ve dijital platformlar üzerinden örgütleniyor. Bu yapıları çökertmek için yapılan operasyonlar gerekli ve takdir edilesidir. Ancak her ele geçirilen 30 milyar TL’lik uyuşturucunun, her dondurulan hesabın arkasında, o noktaya gelmeden önce alınabilecek önleyici tedbirlerin eksikliği de yatmaktadır. Suç geliri sisteme girdikten sonra peşine düşmek, suyun akışını kesmekten çok daha zordur ve çok daha maliyetlidir.
Önleyici güvenlik yaklaşımı, istihbaratın erken uyarısı, finansal izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi, gençlerin özellikle dijital ortamda riskli davranışlara yönelmesinin engellenmesi, yasa dışı bahis ve sanal kumarın toplumsal meşruiyetinin kırılması ve caydırıcılığın sürekli hale getirilmesi demektir. Tutuklama ve el koyma rakamları yüksek olduğu sürece, “daha fazla operasyon” talebi haklı görünür. Oysa asıl sorgulanması gereken, bu suçların oluşmasını engelleyecek yapısal ve toplumsal tedbirlerin yeterince uygulanıp uygulanmadığıdır. MASAK, Vergi Denetim Kurulu, Emniyet, Jandarma ve Cumhuriyet başsavcılıkları arasındaki koordinasyon güçlendikçe reaktif başarı artar; ancak önleyici kapasite aynı oranda yükselmezse, ve sadece güvenlik bürokrasisiyle bu iş çözülmeye çalışılır, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Hizmetler, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Siber Güvenlik/İletişim organlarını da içeren bir "toplumsal savunma hattı" oluşturulmazsa bir sonraki dönemde benzer veya daha yüksek rakamlarla karşılaşmak kaçınılmaz olur.
Bu mücadelede emeği geçen tüm kurumlar ve görevliler takdiri hak ediyor. Ne var ki güvenlik politikasının olgunluğu, yakalanan şüpheli sayısından ziyade, engellenen suç sayısında ölçülür. Yüzde 10’luk başarıyı yüzde 90’a çıkarmak için operasyon temposunu sürdürmek yetmez; suçun kök salmasını engelleyen, caydırıcılığı sürekli kılan ve toplumsal bağışıklığı güçlendiren bir anlayışa geçmek gerekir. Aksi halde her yeni operasyon turu, bir önceki turda engellenemeyen suçların faturasını ödetmekten başka bir şey olmayacaktır.
Unutmayalım; kelepçe takılan her el reaktif bir takdir, engellenen her suç ise proaktif bir zaferdir. Türkiye’nin güvenlik geleceği, kaç operasyon yaptığıyla değil, kaç gencini ve kaç lirasını o karanlık ağlara kaptırmadığıyla ölçülecektir."
Suç ve suçluyla mücadelede azim şarttır. Ama asıl başarı, o azmin büyük kısmını “suç oluşmasın” hedefine yöneltmektir.