Bir derdin, bir emeğin, bir halin en iyi yine bir başka insan tarafından anlaşılabileceğini anlatmak için ne denir?
"İnsan insanın gölgesinde serinler".
Ancak devir öyle bir noktaya geldi ki, artık serinlediğimiz o insan gölgelerinin yerini sunucuların soğuk fan sesleri, algoritmaların saniyeler içinde biçtiği notlar ve "yapay zeka" denen o kusursuz(!) dijital zihinler aldı.
Dün daktilo başında dosyaları harmanlayan insan kaynakları, bugün kahvesinden bir yudum alıp "Bize lider ruhlu, kriz anında yılmayan bir aday seç" talimatını yapay zeka sistemine veriyor.
Algoritma da gözünü kırpmadan, zaten gözü de yok ya, binlerce CV’yi milisaniyeler içinde eliyor, performansı düşen çalışanın üstüne kırmızı çarpıyı koyuveriyor.
Peki, okurken kulağa harika bir bilimkurgu filmi gibi gelen bu durumun gerçeği ne?
İşin rengi tam da burada değişiyor. "Evdeki hesap çarşıya uymaz" derler ama algoritmaların hesabı bazen insan onuruna ve hukuka hiç uymuyor.
Zira yapay zeka dediğimiz şey, geçmiş verilerle beslenen bir aynadır. Eğer siz o aynaya geçmişteki önyargıları beslerseniz; yapay zeka "kadın adayları otomatik eler", "yaş skalasına takılanı saf dışı bırakır" veya "sosyal medyada çok fazla hak arayanı sistem dışı iter".
Üstelik işverenin eşit davranma borcu (İş Kanunu m. 5) ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) saklıyken; kararların ardındaki mantığı açıklayamayan, "kara kutu" misali çalışan bir algoritmanın arkasına sığınmak şeffaflığı ve dürüstlüğü zedeler.
Oysa unutulmamalıdır ki Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK m. 11/1-g) uyarınca, her çalışanın "münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme hakkı" mevcuttur.
Tüm bu yasal güvencelere rağmen, işçi kardeşimiz kendini bir anda algoritmik bir ayrımcılığın ortasında, "İğne ile kuyu kazarak" hazırladığı kariyerini bir kod satırının insafına terk etmiş halde bulur.
Gelelim işin en çetrefilli kısmı olan fesih süreçlerine!
Şirketler artık performans değerlendirmelerini bile yapay zeka puanlamalarına dayandırıyor.
Algoritma "Bu çalışanın verimi %14 düştü, çıkarın" dediğinde, işveren faturayı yapay zekaya kesip elini yıkamak istiyor.
Oysa Türk İş Hukuku ve Yargıtay’ın sarsılmaz bir kuralı vardır: Feshin Son Çare Olması ve Somut Gerekçelendirme.
Yargıtay, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, feshin arkasındaki insani ve hukuki denetimi şart koşmaktadır: (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 18.03.2024 T., E. 2024/1892, K. 2024/3815).
Yüksek Mahkeme; dijital veya otomatik sistemlerin ürettiği verilerin tek başına fesih gerekçesi yapılamayacağını, bu verilerin insan aklı ve vicdanıyla doğrulanması, çalışanın savunmasının alınması ve feshin kaçınılmaz olduğunun somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Yani kısacası Yargıtay işverene şunu söylüyor: "Sorumluluğu robota atıp kenara çekilemezsin!"
Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın "Dünün Dünyası"nda dediği gibi; "Tekniğin bize sunduğu mucizeler, ruhumuzun derinliklerindeki adaleti ikame etmeye yetmez."
Bir işçinin kaderini, yılların emeğini ve alnının terini sadece 1 ve 0'lardan oluşan bir koda teslim etmek, iş hukukunun ruhunu tamamen ıskalamaktır.
Yapay zeka işe alımda bir yardımcı, süreçlerde bir kolaylaştırıcı olabilir; fakat karar verme makamındaki nihai mühür her zaman insanın vicdanında ve hukukun hassas terazisinde kalmalıdır.
Netice itibarıyla; kodlar soğuk, algoritmalar hissizdir ama adalet sıcaktır ve insana dairdir.
Algoritmaların yönettiği bir çalışma hayatında dahi, yargının o insanı ve emeği koruyan kalkanı var olduğu sürece Silikon Vadisi’nin dijital kılıçları adaletin duvarına çarpmaya mahkûmdur.