ANTALYA BUGÜN ÖZEL RÖPORTAJ | Tahsin BABAT
Kanser tanısı konulduğu anda yalnızca tedavi süreci başlamıyor.
Hasta ve yakınlarının karşısına, çoğu zaman birbirleriyle çelişen yüzlerce beslenme önerisi de çıkıyor.
“Şekeri tamamen kes.”
“Kanseri aç bırak.”
“Bu vitamini yüksek doz kullan.”
“Şu bitkisel ürünü tüket.”
“Karbonhidratı hayatından çıkar.”
Sosyal medyadan yakın çevreye, internet sitelerinden kulaktan kulağa yayılan tavsiyelere kadar hasta bir anda devasa bir bilgi kalabalığının ortasında kalıyor.
Peki bilim ne diyor?
Şekeri tamamen kesmek gerçekten kanseri “aç bırakabilir” mi?
Kanser hastası vitamin ve antioksidan takviyelerini ne kadar çok kullanırsa o kadar mı güçlenir?
Fazla kilosu bulunan bir kanser hastasının tedavi sırasında kilo vermesi her durumda iyi bir gelişme midir?
Kanserden korunmak için sağlıklı bireylere önerilen beslenme modeli, aktif kanser tedavisi gören bir hastaya da aynen uygulanabilir mi?
Ve belki de en önemlisi:
Kanser hastasının önüne gerçekten uzun bir “yasak besinler listesi” koymak gerekiyor mu?
Antalya Bugün, toplumda en fazla kafa karışıklığı yaratan bu soruları, klinik beslenme ve özellikle onkolojide beslenme alanında uzun yıllara dayanan akademik ve klinik deneyime sahip Prof. Dr. Gamze Akbulut ile konuştu.
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunu olan Prof. Dr. Akbulut, yüksek lisans ve doktora eğitimini de Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik alanında tamamladı. Akademik kariyerine Hacettepe Üniversitesi’nde başlayan Akbulut, daha sonra Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve akademik yönetici olarak görev yaptı. 2007–2009 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nde diyetisyen olarak çalışan Akbulut, halen İstanbul Kent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor.
Prof. Dr. Gamze Akbulut'un Antalya Bugün'e yaptığı açıklamalarda ortaya koyduğu tablo, beslenme konusunda yerleşmiş bazı ezberlerin yeniden sorgulanmasını gerektiriyor.
Çünkü söz konusu kanser olduğunda, sağlıklı bir birey için doğru kabul edilen bir beslenme önerisi her hastaya ve tedavinin her aşamasına aynı biçimde uygulanamayabiliyor.
Bir hastanın ihtiyacı başka bir hastanın ihtiyacından farklılaşabiliyor; tartıdaki rakam ise vücutta yaşanan kas kaybını her zaman göstermeyebiliyor. “Doğal” olduğu düşünülerek kullanılan bir ürün de her koşulda zararsız olmayabiliyor.
Akbulut'un yaklaşımının merkezinde ise tek bir temel ilke bulunuyor:
HASTALIĞA DEĞİL, HASTAYA DA BAKMAK.
Kanser hastasının beslenmesi; genel geçer yasak listeleri, “mucize” besinler veya kontrolsüz takviyeler üzerinden değil, hastanın klinik durumuna, beslenme gereksinimlerine ve uygulanan tedaviye göre bireyselleştirilerek planlanmalı.
Ve röportajın belki de en çarpıcı mesajı, Prof. Dr. Akbulut'un şu cümlesinde karşılığını buluyor:
“KANSERİ AÇ BIRAKMAYA ÇALIŞIRKEN HASTAYI AÇ BIRAKMAMALIYIZ.”
KANSERDEN KORUNMAK İLE TEDAVİ SIRASINDA BESLENME AYNI ŞEY DEĞİL
Sağlıklı bireylere kanserden korunmak amacıyla önerilen beslenme modelinin, aktif kanser tedavisi gören hastaya aynen uygulanıp uygulanamayacağı önemli bir soru.
Prof. Dr. Gamze Akbulut bu konuda net:
“Hayır. Bu ayrım çok önemli.”
Kanserden korunmada sağlıklı vücut ağırlığının korunması; sebze, meyve, tam tahıl ve kurubaklagillerden zengin bir beslenme modeli ile işlenmiş et ve alkollü içeceklerin sınırlandırılması gibi öneriler öne çıkıyor.
Ancak aktif tedavi sırasında hastanın ihtiyaçları değişebiliyor.
Ciddi iştahsızlık, ishal, ağız yaraları, yutma güçlüğü ya da kilo ve kas kaybı söz konusu olduğunda yeterli enerji ve protein alımı öncelikli hale gelebiliyor.
Akbulut, normal koşullarda önerilen yüksek lifli bir beslenme modelinin bazı gastrointestinal sorunlarda geçici olarak uygun olmayabileceğine de dikkat çekiyor. Benzer şekilde bazı besinlerin içerdiği güçlü antioksidan ve polifenollerin kemoterapik ilaçlarla olası etkileşimleri nedeniyle beslenme planının hastaya ve tedaviye göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Akbulut bu ayrımı şu sözlerle özetliyor:
“Koruyucu beslenmenin amacı uzun vadeli hastalık riskini azaltmaktır; tedavi sırasındaki beslenmenin amacı ise hastanın o günkü klinik gereksinimlerini karşılamaktır.”
“KİLO KAYBETMEYİ BEKLEMEYİN”
Kanser hastasının beslenme desteği almak için ciddi kilo kaybı veya iştahsızlık ortaya çıkmasını beklemesi gerekiyor mu?
Prof. Dr. Akbulut’a göre hayır.
Beslenme değerlendirmesinin mümkünse kanser tanısının ve tedavi planının başlangıcından itibaren yapılması gerekiyor.
Çünkü kanserin kendisi kadar cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve diğer tedaviler de iştahsızlık, bulantı, tat ve koku değişiklikleri, ağız yaraları, ishal, kabızlık, yutma güçlüğü ile istemsiz kilo ve kas kaybına yol açabiliyor.
Erken dönemde yapılan değerlendirmeyle hastanın kilo kaybı ve malnütrisyon riski belirlenebiliyor, enerji ve protein gereksinimleri değerlendirilebiliyor ve sorunlar ağırlaşmadan kişiye özel bir beslenme planı oluşturulabiliyor.
Prof. Dr. Akbulut, kanser tedavisinin multidisipliner bir ekip işi olduğunun da altını çiziyor.
Tıbbi tedavinin hastanın onkoloji ekibi tarafından yürütülmesi; beslenme değerlendirmesi ve tıbbi beslenme tedavisinin ise bu alanda deneyimli diyetisyen tarafından, tedavi ekibiyle iş birliği içerisinde planlanması gerektiğini belirtiyor.
Ve önemli bir uyarıda bulunuyor:
“Kanser hastasında beslenme desteği için kilo kaybetmeyi beklemeyin; amaç kaybedileni yerine koymaktan önce, mümkün olduğunca kaybı önlemektir.”
“KANSERDE YASAK BESİNLER LİSTESİ” VAR MI?
Kanser tanısından sonra hastaların karşısına çoğu zaman uzun yasak listeleri çıkıyor.
Prof. Dr. Akbulut'a göre kanserde beslenmeyi böyle bir listeye dönüştürmek doğru değil.
Çünkü aynı kanser türüne sahip iki hastanın dahi beslenme gereksinimleri birbirinden tamamen farklı olabiliyor.
Hastalığın türü ve evresi, uygulanan tedavi, hastanın kilosu ve kas kütlesi, laboratuvar bulguları, gastrointestinal belirtileri ve eşlik eden hastalıklarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Bir hastada artırılması istenen bir besin veya besin ögesinin, başka bir hastada sınırlandırılması gerekebiliyor.
Akbulut bu nedenle sorulması gereken temel soruyu değiştiriyor:
“Ne yasak?” değil, “Bu hastanın şu anda neye ihtiyacı var?”
Ve ekliyor:
“Kanserde tek bir mucize besin olmadığı gibi, herkese uygulanabilecek tek bir kanser diyeti de yoktur. Beslenme tedavisi; hastaya, hastalığa, uygulanan tedaviye ve kişinin beslenme durumuna göre bireyselleştirilmelidir.”
VİTAMİN VE ANTİOKSİDANLARDA “NE KADAR ÇOK, O KADAR İYİ” YANILGISI
Kanser tanısı alan hastaların en sık karşılaştığı konulardan biri de vitamin, antioksidan ve bitkisel ürün kullanımı.
Prof. Dr. Akbulut, “doğal olan zararsızdır” düşüncesiyle yapılan kontrolsüz takviye kullanımına özellikle dikkat çekiyor.
Bazı vitaminlerin, yüksek doz antioksidanların, bitkisel ürünlerin ve konsantre ekstrelerin kullanılan ilaçlarla etkileşebileceğini belirten Akbulut, her hastanın ihtiyacının da aynı olmadığını vurguluyor.
Bir besin ögesi eksikliği saptanması halinde bunun hekim ve diyetisyen değerlendirmesiyle yerine konulabileceğini belirten Akbulut, kanser tanısı alınmasının çok sayıda takviyenin kontrolsüz şekilde kullanılması gerektiği anlamına gelmediğini söylüyor.
Akbulut'un uyarısı çarpıcı:
“Kanser tedavisinde ‘daha güçlü ürün, daha güçlü hasta’ diye bir denklem yoktur. Bazen yüksek doz destek olmak yerine tedavinin önüne geçebilir.”
Bazı ürünlerin kullanılan ilaçların metabolizmasını etkileyebileceğini, yan etki veya toksisite riskini artırabileceğini belirten Akbulut, bazı yüksek doz antioksidanların belirli tedaviler sırasında tedavinin amaçladığı oksidatif mekanizmalarla etkileşme olasılığının da bulunduğuna dikkat çekiyor.
Ve yaklaşımını şu sözlerle özetliyor:
“Kanserle mücadelede amaç vücudu takviyelerle bombardımana tutmak değil; hastanın beslenme durumunu koruyarak kanıta dayalı tedaviyi en iyi şekilde sürdürebilmesine destek olmaktır.”
KANSER HASTASININ KİLO VERMESİ HER ZAMAN İYİ BİR ŞEY Mİ?
Fazla kilosu bulunan bir kanser hastasının tedavi sırasında kilo vermesi ilk bakışta olumlu bir gelişme gibi görülebiliyor.
Ancak Prof. Dr. Akbulut bunun her zaman ve her kanser türü için geçerli olmadığını belirtiyor.
Obeziteyle ilişkili bazı kanser türlerinde kilo artışına dikkat edilmesi gerekebilse de hızlı kilo kaybına yol açan, çok düşük kalorili diyetlerden kaçınılması gerektiğini vurguluyor.
Çünkü tartıdaki kaybın yalnızca yağ dokusundan mı, yoksa kas dokusundan da mı kaynaklandığının bilinmesi gerekiyor.
Kanser ve kanser tedavileri sırasında iştahsızlık, bulantı, yutma güçlüğü, tat değişiklikleri ve inflamasyon gibi birçok nedenle istemsiz kilo ve kas kaybı gelişebiliyor.
Özellikle kas kaybı; hastanın fiziksel fonksiyonunu ve tedaviyi tolere edebilme kapasitesini etkileyebiliyor.
Bu nedenle yalnızca:
“Kaç kilosunuz?” sorusu yeterli değil.
Akbulut'a göre şu soruların da sorulması gerekiyor:
“Son aylarda istem dışı kaç kilo verdiniz ve kas kütleniz nasıl değişti?”
TARTI HER ZAMAN GERÇEĞİ GÖSTERMİYOR
Kanser hastalarında kilo kadar önemli bir diğer konu da kas kütlesi.
Prof. Dr. Akbulut, hastanın kilosunun değişmemesinin kas kaybetmediği anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.
Hasta kas kaybederken yağ dokusu korunabiliyor veya artabiliyor. Ödem ya da karında sıvı birikimi bulunan bazı hastalarda tartıdaki ağırlık değişmeyebilir, hatta artabilirken kas kaybı devam edebiliyor.
Bu nedenle kanser hastasının beslenme değerlendirmesinde yalnızca vücut ağırlığı ve Beden Kitle İndeksi'nin (BKİ ) değerlendirilmesi yeterli değil.
Kilo değişiminin yanında besin tüketiminin, kas kütlesinin, kas gücünün ve fiziksel performansın da uygun yöntemlerle değerlendirilmesi gerekiyor.
Prof. Dr. Akbulut şu uyarıda bulunuyor:
“Tartıda kilonuz aynı olabilir, ama kas kütleniz aynı olmayabilir. Kanser hastasında tartının göstermediği kas kaybı, bazen tartının gösterdiği kilo kaybından çok daha önemlidir.”
“ŞEKER KANSERİ BESLER” SÖZÜ DOĞRU MU?
Kanser hastalarına en sık verilen tavsiyelerden biri:
“Şekeri tamamen kes, kanseri besleme.”
Peki şekeri ya da karbonhidratı tamamen kesmek kanseri durdurabilir mi?
Prof. Dr. Gamze Akbulut bunun kanser beslenmesinde en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri olduğunu belirtiyor.
Kanser hücrelerinin glukoz kullandığını, ancak sağlıklı hücrelerin de glukoza ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Akbulut, şekeri veya karbonhidratı tamamen keserek tümörü “aç bırakmanın” mümkün olmadığını ifade ediyor.
Burada temel yaklaşımın; basit şeker ve ultra işlenmiş besinlerden uzak dururken hastanın gereksinimlerine uygun, yeterli enerji ve protein sağlayan dengeli bir beslenme planı oluşturmak olduğunu söylüyor.
Üstelik tedavi sırasında uygulanan gereksiz ve aşırı kısıtlayıcı diyetler hastanın yeterli beslenmesini zorlaştırabiliyor.
Ve Prof. Dr. Akbulut bütün tartışmayı tek cümlede özetliyor:
“KANSERİ AÇ BIRAKMAYA ÇALIŞIRKEN HASTAYI AÇ BIRAKMAMALIYIZ.”
MUCİZE REÇETE DEĞİL, KİŞİYE ÖZEL BİLİMSEL YAKLAŞIM
Prof. Dr. Gamze Akbulut'un açıklamaları, kanserde beslenmenin basit bir “yenilecekler ve yenilmeyecekler” listesine indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor.
Hastanın kanser türü ve evresi, uygulanan tedavisi, beslenme durumu, kilo ve kas kaybı, gastrointestinal yakınmaları, laboratuvar bulguları ve eşlik eden hastalıkları birlikte değerlendirilmeli.
İnternette karşılaşılan detoks programları, “kanseri aç bırakan” diyetler, yüksek doz vitaminler veya kontrolsüz bitkisel ürünler ise profesyonel sağlık değerlendirmesinin yerini tutmuyor.
Prof. Dr. Akbulut'un verdiği mesajın özü de burada yatıyor:
Kanserde doğru beslenme, herkese aynı listeyi vermek değil; hastayı, hastalığı ve uygulanan tedaviyi birlikte değerlendirmektir.
PROF. DR. GAMZE AKBULUT KİMDİR?
Klinik beslenme ve özellikle onkolojide beslenme alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Gamze Akbulut, Türkiye’de Beslenme ve Diyetetik alanında uzun yıllara yayılan akademik deneyime sahip bilim insanlarından biridir.
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunu olan Akbulut, yüksek lisans ve doktora eğitimini de Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik alanında tamamladı.
Akademik kariyerine Hacettepe Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak başlayan Akbulut, daha sonra Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Akademik çalışmalarının yanı sıra üniversite yönetiminde de sorumluluk üstlenen Akbulut, Gazi Üniversitesi bünyesinde çeşitli akademik ve idari görevlerde bulundu.
2018 yılında profesör unvanını alan Prof. Dr. Gamze Akbulut, akademik birikimini eğitim, bilimsel araştırma, klinik uygulama ve lisansüstü öğrenci yetiştirme alanlarında sürdürdü.
ONKOLOJİDE KLİNİK DENEYİM
Prof. Dr. Akbulut'un akademik kariyerinin önemli bölümlerinden birini de doğrudan hasta takibine dayanan klinik deneyimi oluşturuyor.
Akbulut, 2007–2009 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nde Klinik Onkoloji Diyetisyeni olarak görev yaptı.
Bu dönemde kanser hastalarının beslenme tedavisi alanında klinik deneyim kazanan Akbulut, ilerleyen yıllarda akademik çalışmalarını da özellikle klinik beslenme ve onkolojide beslenme alanlarında yoğunlaştırdı.
ÇALIŞMA ALANLARI
Prof. Dr. Gamze Akbulut'un başlıca akademik çalışma alanları arasında; klinik beslenme, onkolojide beslenme tedavisi, obezite, gastrointestinal hastalıklar, kardiyometabolik hastalıklar ve Akdeniz diyeti bulunuyor.
Özellikle kanser ve klinik beslenme alanında uzun yıllardır bilimsel araştırmalar ve lisansüstü tez danışmanlıkları yürüten Akbulut, medikal onkoloji hastalarında sarkopeninin değerlendirilmesine yönelik doktora tezine de danışmanlık yaptı.
Söz konusu çalışma, uluslararası düzeyde önemli bilimsel organizasyonlardan biri olan ESPEN Klinik Beslenme ve Metabolizma Kongresi'nde de sunuldu.
KANSER VE BESLENME ALANINDA BİLİMSEL ÇALIŞMALAR
Prof. Dr. Akbulut'un ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan bilimsel çalışmalarının önemli bir bölümünü kanser ve klinik beslenme oluşturuyor.
Bu çalışmalar arasında; kanser hastalarında beslenme desteği, hematopoietik kök hücre naklinde beslenme, kolorektal kanser, inflamasyon ve kanser oluşumunda beslenmenin rolü gibi başlıklar yer alıyor.
Akbulut'un kanser hastalarında beslenme desteği ile hematopoietik kök hücre transplantasyonunda beslenme yaklaşımı üzerine uluslararası bilimsel yayınları da bulunuyor.
35'İN ÜZERİNDE KİTABIN EDİTÖRLÜĞÜNÜ ÜSTLENDİ
Prof. Dr. Gamze Akbulut'un akademik üretimi yalnızca makaleler ve bilimsel araştırmalarla sınırlı değil.
Akbulut, 35'in üzerinde kitabın editörlüğünü üstlendi.
Editörlüğünü yaptığı eserler arasında;
“Kanserde Beslenme Tedavisi”,
“Onkolojik Hastalıklarda Tıbbi Beslenme Tedavisi”,
“Yetişkinlerde Klinik Beslenme”,
“Clinical Nutrition in Adults” ve “Beslenmede Mitler ve Gerçekler” gibi bilimsel ve mesleki kaynaklar bulunuyor.
Akbulut'un özgeçmişinde ayrıca farklı hastalık gruplarında tıbbi beslenme tedavisine yönelik Türkçe ve İngilizce çok sayıda kitap editörlüğü ve kitap bölümü yer alıyor.
AKADEMİSYEN, EĞİTİMCİ VE KLİNİK DİYETİSYEN
Lisans ve lisansüstü düzeyde; yetişkin hastalıklarında beslenme tedavisi, klinik beslenme, gastrointestinal sistem hastalıkları ve obezite alanlarında eğitim veren Prof. Dr. Gamze Akbulut, bir yandan yeni bilim insanları ve sağlık profesyonelleri yetiştirirken diğer yandan klinik beslenme alanındaki akademik çalışmalarını sürdürüyor.
2023 yılından bu yana İstanbul Kent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nde profesör olarak çalışmalarına devam eden Akbulut, bölüm başkanlığı görevini de yürütüyor.
Prof. Dr. Akbulut'un çalışmalarının dikkat çeken bir diğer yönünü ise bilimsel bilginin toplumla buluşturulması oluşturuyor.
Beslenme alanında kamuoyunda yaygınlaşan yanlış inanışların, “mucize besin” söylemlerinin ve bilimsel dayanağı bulunmayan beslenme önerilerinin kanıt temelli bilgiler ışığında değerlendirilmesine yönelik çalışmalarını da sürdüren Akbulut, özellikle klinik beslenmenin bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
BİLİMSEL BİLGİYİ KLİNİK DENEYİMLE BULUŞTURAN BİR AKADEMİSYEN
Prof. Dr. Gamze Akbulut'un akademik kariyeri; üniversite eğitimi, bilimsel araştırma, kitap ve yayın çalışmaları, lisansüstü tez danışmanlığı ve doğrudan klinik deneyimi bir araya getiren çok yönlü bir çizgi ortaya koyuyor.
Özellikle kanser ve klinik beslenme alanındaki çalışmaları, bilimsel bilginin yalnızca akademik yayınlarda kalmaması; hastanın gerçek klinik ihtiyaçlarına uygulanabilmesi gerektiği anlayışı üzerine şekilleniyor.
Bugün de akademik çalışmalarının yanı sıra toplumda doğru, güvenilir ve bilimsel temelli beslenme bilgisinin yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalarını sürdürüyor.
ANTALYA BUGÜN ÖZEL RÖPORTAJ
Tahsin BABAT