Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

15.11.2020

Okunma Sayısı

1672

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Farkındalık

Bahadır Kalaycı bir hemşerimiz. Kendisi dünyada en büyük “Selçuklu Sikkeleri” koleksiyonuna sahip olan birisi. Bu koleksiyon şu anda Antalya Müzesinde sergileniyor. Bir söyleşide kendisine bu merakın nereden geldiğini soruyorlar. Cevabı şöyle oluyor: Küçükken gittiğim Malazgirt Savaşı ile ilgili bir filim bana bu merakı aşıladı. O yaştan beri Selçuklu sikkeleri topluyormuş. İlk önceleri yurtiçinde daha sonraları dünyadaki İhaleleri takip ederek bu muazzam koleksiyona ulaşmayı başarmış. Konuşurken pırıl pırıl parlayan gözlerinden mutluluğunu okumak mümkün oluyordu. Bir şeye merak duymak sonra onu anlamak ve sevmek insanı mutlu ediyor. Mutluluğun da insan ruhunu zenginleştiren bir husus olduğunu biliyoruz. Ruh sağlığı ve zenginliği insanın yaşam konforunu artırdığı gibi yaratıcılığını, sosyalliğini, fiziksel sağlığını da artırıyor. Sanatın da böyle bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Beethoven’in “Ay Işığı” sonatını dinlerken duyduğumuz haz, Bedri Rahmi’nin bir resmini seyrederken duyduğumuz hayranlık endorfini artırıyor ve bize mutluluk veriyor. Onun için kadim Yunanda, daha sonra da Rönesans ile Avrupa’da sanata, özellikle müziğe çok önem verilmiş. Aslında aşk, spor, koleksiyon gibi severek ve tutkuyla yaptığımız her şeyde durum aynı. Özet olarak söylemek gerekirse bir şeyin farkına vararak merak etmek sonra anlamak ve onu sevmek insanı mutlu ediyor.  

Çok meraklı bir millet olduğumuz söylenemez. Hocalık yaptığım yıllarda öğrencilerin sual sormakta ne kadar zorlandıklarını hatırlıyorum. Pek çok nedenlerle sanata da çok ilgili duyduğumuzu sanmıyorum. Bilgi bir şeyi anlamak için bir araç ama onu sevmemiz için yeterli değil. Güzellik ve sevgi duygusunun da evrensel olduğunu hatırlatmak isterim. Yüksek eğitimli bir dostum bir arkadaşı ile operaya gider. Opera başladıktan bir müddet sonra ikisi de ayağa kalkar ve ”Bunda bizden hiç bir şey yok” diyerek operayı terk ederler. Bunun adı da milliyetçilik oluyor. Hâlbuki eksiklik, bu iki arkadaşın müzikten anlamamaları (sevmemeleri) ve merak edip anlamaya ısrarla çalışmamalarında.

Bütün bunları size şunun için anlattım: Antalya Filarmoni Derneği iki yıldır “Müzik ilkokulda Başlar” sloganı ile gündeme getirdiği ilkokullardaki koro çalışmaları çocuklarımıza müzik farkındalığını yaratmayı ve zevkini aşılamayı amaçlıyordu. Maalesef, pandami dolayısı ile bu yıl bu faaliyetimizi sürdüremiyoruz. Biz de bu sezon, müziği ve müzik aletlerini; neşeli bir şekilde, anaokulu ve ilkokul öğrencelerine tanıtan bir videoyu Milli Eğitimin hizmetine sunacağız. Çok az konsere giden bir toplum olduğumuz için bu video büyükler için de faydalı olabilir diye düşünüyorum. Çocuklarınız, torunlarınızla birlikte bu videoyu izlemenizi ve bu konuda bizlere yardımcı olmanızı rica ediyorum.

Not: Antalya Büyük Şehir Belediyesinde olan çirkin olaylar hakkında; Mehmet damadım olduğu için, bana pek söz düşmez. Ama bir cümle de etmeden duramayacağım. İnsanların bu kadar büyük hata yapmaları için ya çok hırslı, ya çok menfaat bekler, ya da çok izansız olmaları gerekir diye düşünüyorum.

Skype: erevrhttps://www.youtube.com/watch?v=L1nBsLwEyNoen1932

MAKALE Yorumları