10 Temmuz’da Antalya Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde “Türkiye Buluşmaları” programına bizzat katılarak, toplantıyı izleme imkânı buldum. Bu programın; farklı illerde vatandaşlar, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, iş dünyası ve kanaat önderleriyle bir araya gelmeyi amaçlayan toplantılar dizisi olduğunu söylediler.
Yetkililer programın temel hedeflerini şu şekilde açıklıyor:
- Halkın ekonomik ve sosyal sorunlarını yerinde dinlemek,
- Ortak muhalefet dilini güçlendirmek,
- Türkiye'nin demokratikleşme, hukuk devleti ve ekonomi alanındaki sorunlarına çözüm önerilerini anlatmak,
- Yeni Yol çatısı altında oluşturulan siyasi iş birliğini tabana yaymak,
- Vatandaşlarla doğrudan temas kurarak güven ilişkisini geliştirmek.
Türkiye'de siyaset uzun süredir seçmeni ikna etmekte zorlanıyor. İktidar, ekonomik sıkıntılar nedeni ile toplumun geniş kesimlerini yeniden umutlandıracak kararlar alamıyor. Muhalefet ise iktidar alternatifi olduğuna dair güveni yeterince oluşturabilmiş değil. Bu nedenle bugün Türkiye'nin en büyük siyasi partilerinden biri, aslında hiçbir partiye gönülden bağlı olmayan kararsız seçmenlerdir.
Tam da böyle bir dönemde Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ile DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan tarafından yürütülen “Türkiye Buluşmaları”, klasik miting siyasetinden farklı bir yaklaşım ortaya koyuyor. Seçmenle yüz yüze gelmek!
Klasik seçim çalışmalarında siyasetçi konuşur, vatandaş dinler. Oysa ülkenin getirildiği durum şimdi çok farklı. Siftahını yapamayan bir esnafın, iş bulamayan ev gencinin ya da geçim sıkıntısı çeken bir emeklinin öncelikli beklentisi uzun konuşmalar dinlemek değildir. Onların isteği, sorunlarının anlaşıldığını hissetmek ve gerçekçi çözümler duymaktır.
Toplantıya katılan farklı görüşteki insanların kafasının karışık olduğunu gördüm. Vatandaş; kendisine güven verenin, ekonomik sorunları çözeceğine inandığının, adalet duygusunu güçlendireceğine kanaat getirdiğinin, toplumu kutuplaştırmayacağından emin olduğunun yanında olacak gibi görünüyor.
Zira vatandaş; iktidarın ekonomi politikasına güvenmiyor, adalet sistemine güvenmiyor, devlet kurumlarına güvenmiyor, siyasetçilere ise hiç güvenmiyor.
İlk konuşmayı Saadet lideri Mahmut Arıkan yaptı. Arıkan ana hatları ile konuşmasında:
- İktidarın Gazze’ye ağlayıp Gazze katilleri ile gülmeyi, onlarla ahbap dost olmayı tercih ettiğini,
- Türkiye’nin üretime, yatırıma, planlamaya ve kalkınmaya ihtiyacının olduğunu,
- Türkiye’de her alanda kriz olduğunu, ülkenin krizleri yöneten değil; krizlerle yönetilen bir ülke hâline gelindiğini,
- Türkiye Buluşmalarının ‘onarıcı siyaset, onarıcı devlet’ tasavvuru olarak adlandırdıklarını,
- Gerçek ittifakın, partiler arasında kurulan pazarlık masalarında değil; devlet ile millet arasında yeniden tesis edilecek güven sözleşmesinde hayat bulacağını,
- “Çiftçinin artık ‘bu yıl ne kadar ürün alırım?’ değil, ‘bu sezonu en az zararla nasıl kapatırım?’ dediğini, Antalya’da 1120 dönümlük EXPO alanının; Türkiye’nin tarım üssü hâline getirilmesi gerektiğini,
- Gerçek başarının; 17 milyon turisti ağırlamak olmadığını, 17 milyon turistin bıraktığı katma değeri Antalyalıyla buluşturulmasının sağlanamadığını,
- Antalya’nın, sanayi potansiyeline rağmen üretim ve yatırım konusunda da hak ettiği desteği alamadığını,
- Güçlü devletin; içeride milletine güven veren, dışarıda ise kendi aklıyla hareket edebilen devlet olduğunu,
İfade etti.
Ali Babacan ise daha çok ekonomi yönetimi, kurumsal kapasite ve hukuk devleti üzerinde durdu. Konuşmasında bağımsız yargı, liyakat, öngörülebilir ekonomi, yatırım ortamı, kurumsal güven başlıklarını ön plana çıkardı. Bilindiği üzere, Babacan’ın en güçlü yönü teknik bilgi ve ekonomi yönetimindeki deneyimidir. Ancak bu teknik dili, toplumun her kesimine hitap edecek güçlü bir siyasi hikâyeye dönüştürebildiği ölçüde daha çok ikna edici olacaktır. Zira Türkiye'nin ihtiyacı; siyasette savaşı değil, rekabeti öne çıkaran, tek adam rejimini ortadan kaldıracak yeni bir devlet anlayışıdır.
Ali Babacan özetle konuşmasında şu konular üzerinde durdu:
- Türkiye ekonomisinin temel probleminin güven eksikliği olduğunu söyledi.
- Türkiye'nin en önemli sorunlarının ekonomi, hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliği olduğunu vurguladı.
- Enflasyonun, yüksek faizlerin ve hayat pahalılığının yanlış ekonomi politikalarının sonucu olduğunu savundu.
- Hukukun üstünlüğü sağlanmadan yerli ve yabancı yatırımın artmayacağını ifade etti.
- Devlet kurumlarının liyakat esasına göre yönetilmesi gerektiğini vurguladı.
- Demokrasi, ifade özgürlüğü ve bağımsız yargının ekonomik kalkınmanın ön şartları olduğunu belirtti.
- Farklı siyasi görüşlerin ortak demokratik ilkelerde buluşmasının önemine dikkat çekti.
- İsrafın ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının sona erdirilmesini savundu.
Sonuç olarak; Türkiye bugün yalnızca ekonomik kriz yaşamıyor, aynı zamanda ciddi bir güven krizi yaşıyor. Vatandaş "Bizi dinlediler." demekten çok, "Bu insanlar gerçekten ülkeyi yönetebilir" diyebilecek mi? Seçmen artık vaatlerden çok kadrolara, kurumsal hazırlığa ve kriz yönetme becerisine bakmaktadır.
Yeni Yol grubu vatandaşın; “Neden sizi tercih etmeliyim?”, “Ülkeyi diğerlerinden farklı nasıl yöneteceksiniz?”, “Bunu yapabilecek kadroya ve siyasi güce sahip misiniz?” sorularına güçlü cevaplar verebildikleri ölçüde başarılı olabilecektir. Kısaca; toplumun gözünde iktidar olabilecek kapasiteyi oluşturabilmek çok önemlidir. Yeni yol grubunun, toplantıda hiçbir şekilde dillendirilmese de Sn. Ali Babacan’ı cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırladığı izlenimini edindim.