Bir önceki yazımda dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezüella hakkında bazı bilgileri paylaşmış, kötü yönetimler ve darbe girişimleri nedeni ile halkın giderek fakirleştiğini, yolsuzluklar ve uyuşturucu kaçakçılığı ile anılan ülkede yöneticilerin aşırı bir şekilde zenginleştiğine değinmiştim.
Ayrıca Venezüella’nın efsane lideri ABD karşıtı Hugo CHAVEZ’i ve yaptıklarını tanıtmış, onu tanımadan ABD’nin MADURO operasyonunun çok iyi anlaşılamayacağının altını çizmiştim.
Maduro kimdir?
Maduro, eski bir otobüs şoförü ve sendikacıdır. Yıldızı CHAVEZ ile parlamış, Dışişleri Bakanlığı ve başkan yardımcılığı yapmıştır. CHAVEZ, onu en sadık adamı olarak gördüğü için “Eğer bana bir şey olursa, Nicolas Maduro’ ya oy verin” diyerek onu meşru halefi olarak ilan etmiştir.
Chavez’in ölümünden sonra 2014-2026 yılları arasında 12 yıl iktidarda kalan Maduro, Chavez’in kurduğu sistemi devam ettirememiş, kazandığı her seçime hile yapıldığı gerekçesi ile muhalefet itiraz etmiştir. Maduro, ülkedeki derin siyasi kutuplaşmayı azaltacak yerde iktidarının devamı için körüklemiş, ekonomik istikrarı sağlayamamış popülist bir siyasetçidir.
ABD ile arasını bir türlü düzeltemeyen Maduro, 2025 yılı sonunda ABD’nin Venezuela’ya yönelik petrol sektörüne ilişkin olağanüstü yaptırımları ile karşılaştı. Maduro, ülkenin “varoluşsal bir dönemden geçtiğini” söyleyerek kamuoyunu yanında olmaya çağırdı.
Maduro, iyice köşeye sıkışmıştı. Yine de iç muhalif baskı ve dış stratejik gerilimler arasında pozisyonunu korumaya çalıştı. Filistin halkına destek vererek ABD karşıtı ülkelerde anti-emperyalist, sevimli bir lider portresi çizmekten de geri kalmadı.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro, perde arkasında demokratik davranan, hukuku esas alan, halkı için çalışan bir lider miydi? Tabi ki değildi. “Ordudan muhalifleri attı, kendi adamlarını yerleştirdi. Seçimleri hileyle kazandı. Hukuk sistemini öldürdü, muhalefeti bastırdı. Kendisi lüks partiler, harcamalar yaparken; halkı aç bıraktı. Ekonomiyi batırdı.
Uyuşturucu işine girdi.” Demek ki, halkını hoşnutsuz kılıp, sömürenler, iliğine kadar soyanlar, halkı tarafından korunmuyor.”
3 Ocak 2026 tarihinde, ABD özel kuvvetleri bir askeri operasyon düzenleyerek Maduro ve ailesini yakaladığını ilan etti. Güvenlik sektörünü bilen uzmanlar bilir ki; “Maduro, sarayında en yakınları tarafından ABD’ye altın tepsi içerisinde sunulmuştur. ABD’nin karşısında ne halk ne de tek mermi atan ordu vardı! Genel kural: “Diktatörler ne kadar güçlü görünmeye çalışsalar da aslında kâğıttan kaplandır.” İçeride meşru ve adil olmayan yönetimler, “dış güçler için elverişli aparatlardır, kullanılıp giderler.
ABD, yönetimini yıkmak ve değerlerini ele geçirmek istediği ülkelerde hep bunu yapar! Çünkü çalışma tarzı böyledir. “Kaleyi içerden ele geçirmek…” Suriye’de de böyle olmadı mı? Şara, bir kurşun atmadan Suriye’nin başına geçirildi! Neredeydi, Esad’ın güçlü ordusu ve taraftarları? Filmin senaryosu ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda yazılmış, yerli ve işbirlikçi aktörler kendilerine verilen rolü iyi oynamıştı.
ABD Başkanı Trump, Maduro'nun yakalanması operasyonunun ardından ABD'nin Venezuela'nın petrol endüstrisine "çok güçlü bir şekilde müdahil olacağını" söyledi. Zaten operasyonun amacı buydu: “Venezüella’nın petrol yataklarına çökmek…” Bunu da demokrasi adına, Maduro’yu şeytanlaştırarak yaptı. Yakında Venezüella’ya kendine bağlı bir başkan tayin edecek ve yine Trump’ın ifadesi ile çok güçlü bir şekilde petrol üretimine başlayacaktır.
ABD için çıkarları önemlidir. Çıkarlarına hizmet eden ülkelerin rejimleri ile ilgilenmez. Biat ve sadakat gösteren liderleri okşar, sözünden çıkanları ise döver! Bu ABD’nin ve Trump’ın yeni dünya düzenidir. “Kanunsuzluk…” Anlaşılan odur ki, bazı ülkelerde “yeni dünya düzeni haydut hukukuna göre işleyecek!” Trump, uluslararası hukukun güce dayandığını çok iyi biliyor ve ülkeleri ticari şirket gibi görüyor.
Peki, bu yeni düzene kim “dur” diyecek?
Ekonomik ve askeri gücü yetersiz olanlar, “tam bağımsız” olamazlar. BM de dahil birçok uluslararası örgüt ABD kontrolünde olan sivil toplum örgütleridir. ABD’nin istemediği hiçbir kararı alamazlar. AB ülkeleri de ABD’ye göbekten bağlıdır. Bakmayın siz bazı liderlerin algı operasyonları ve iç kamuoyunun gazını almaya yönelik ham hamaset ve sığ sloganlarına…
Uluslararası ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayanır. Size iltifat eden lider, eğer güçlü ise mutlaka yapılmasını istediği bir şey vardır. “Trump beni övdü! Sırtımı okşadı!” diye övünemezsiniz. Bu kurdun koyunu yemek için fırsat kollaması da olabilir. Dostum, kardeşim vb. duygusal tepkiler ile devlet yönetilmez, devlet; akılla ve hukukla yönetilir.
ABD’nin operasyonları Venezüella ile bitmeyecektir. Suriye’den çekilme kararı alınsa bile Ortadoğu’da vekalet savaşları devam edecektir. Nitekim Suriye rejim güçleri ile YPG arasında bölgesel bazda savaş başladı bile.
Sıradaki hedef İran olabilir. İran’da ABD destekli rejim karşıtı gösteriler devam ediyor. Yemen’de operasyonlar yapılıyor. Yemen’in karşısında Somali içerisinde bir askeri mevzi oluşturulmaya çalışılıyor. Güney Kıbrıs’ta ve Adalar Denizi’nde askeri yığınaklar yapıyor.
Kısacası BOP adım adım işliyor.
Türkiye Cambaza Bak Cambaza…” oyununa gelmemelidir. Meşhur “Nefes” filmi repliğinde dediği gibi;
Uyursanız ölürsünüz.