Muhsin Yazıcıoğlu’nu niye yazdım? Şimdiki ilkesiz ve değer yargılarına dayanmayan siyaseti görünce; Muhsin Bey’in dik ve onurlu duruşunu hatırladım. “İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak olmaya gerek yok” sözleri hafızamda hiç silinmedi.
Muhsin Bey, iyi bir arkadaş, iyi bir dost, iyi bir sırdaştı. Bunların da ötesinde bir can yoldaşı idi. Her zaman insanın arkasında taş gibi durur, şartlara göre asla adam satmazdı. “Bende ve arkadaşlarımda döneklik olmaz. Biz inandığımızı yaptık, inandığımızı yapmaya devam edeceğiz” derdi.
Muhsin Yazıcıoğlu güvenilir, sözünün eri, mert bir adamdı. Hiç kimsenin sırrını açık etmez, arkasından konuşmaz, yalan söylemezdi. Muhsin Başkan’ın Malatya ziyaretinde o zamanki il başkanı Harun Oğuz: Başkanım siyasette biraz yalan olmadan olmuyor” dediğinde, “Başkan olmaz, siyaseten de olsa yalan söylemeyeceksiniz, âmâ her doğruyu her yerde söylemenize de gerek yok” demişti.
Muhsin Yazıcıoğlu, kendisine yapılan iyilikleri ve vefayı asla unutmazdı. O dost canlısı ve vefalı birisiydi. Kendisini İzmir’de Raşit Birgüvi ile siyasi birliktelik için görüştürdüğümü hiç unutmadı. Her görev yaptığım yere sessiz sedasız birkaç kişi ile ziyarete gelir, “size zararım dokunmasın” hassasiyeti ile geldiği gibi dikkat çekmeden ayrılırdı. Her ziyaretinde yanında ayırmadığı isim ise, rahmetli Ökkeş Şendiller idi.
O, mütevazi kişiliği ile şatafat ve gösterişten hep uzak durdu. Şimdikilerin Cuma namazına bile onlarla araç ve konvoylarla gelişlerine şahit oldukça; gerçek bir Anadolu insanın o güzelim özelliklerini onda görür ve hayranlık duyarım. Bu özelliğini; “ben toprağı saksıda, köylüyü sinemada, çileyi edebiyat kitaplarında okumadım. İçinde yaşadım, içinden geldim” sözleri ile açıklardı.
Muhsin Yazıcıoğlu; takva sahibi dindar bir insandı ama dinci değildi. Din ticareti yapanları ve dini istismar edenleri çok eleştirirdi. Onu anlamadan dinlemeden eleştirenler de oldu. MHP içerindeki Türkçü ve Turancı bir kesim, onu İslami çizgiye kaymakla suçlarken, Siyasal İslamcılar onu Türkçü olmakla suçlardı. Gerekçe olarak da “Ben Türk'üm, Türk esir olmaz. Ben Türk'üm, Türk Devletsiz olmaz. Ben Türk'üm, Türk Bayraksız olmaz. Ben Türk'üm, Türk Ezansız olmaz. Ben Türk'üm, Türk Hürriyetsiz olmaz” gibi sözlerini gösterir, bu sözleri ırkçı söylem olarak nitelerlerdi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun MHP’den ayrılışını ve parti kurmasını hiç istemedim. Lakin gelinen noktada yine haklı çıktı. MHP’nin bugünkü çizgisini, Apo’ya “Kurucu Önder” dediklerini ve ona bir statü verilmesi gerektiğini vurguladıklarını bir duysa kemikleri sızlardı.
“Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile vermeyiz” diyen Kuzey Irak Kürt yönetimine: “Bu adama haddi bildirilmelidir. Kedisini bile vermezmiş. Kürt, bizim kardeşimiz, soydaşımız, candaşımız. Kürdün kedisi de keçisi de kendisi de Türk milleti için değerlidir. Barzani’den bizim isteğimiz, kedi değildir, PKK elebaşlarıdır” diye tepki göstermişti.
Nereden nereye…
Muhsin Yazıcıoğlu; hak hukuk ve adaletin yanındaydı. Bir mitinginde gençler: “Muhsin başkan nerede biz oradayız” diye slogan atan gençleri susturmuş: “Duvara yaslanmayın yıkılır, ağaca yaslanmayın kurur, insana yaslanmayın ölür, yaslanırsanız hakka yaslanın o bakidir. Muhsin nerdeyse siz orda değil hak nerdeyse siz orda olun” diye seslenmişti.
Lideri için “Allah’ın bütün vasıflarını toplamış bir lider” ve “Allah’tan korkar gibi korkuyoruz” şeklinde şirke kaçan sözleri söyleyen yalaka siyasetçileri tebessümle karşılayan ve “eyvallah” diyen liderleri görünce…Seni çok özlüyoruz be Muhsin Başkan.
Malatya BBP eski il başkanı Harun Oğuz’dan bir sohbet esnasında dinlemiştim:
“Muhsin Başkan’a hitaben dedim ki; Başkanım, gittiğimiz yerlerde veya parti çalışmalarında; Çevik Bir Paşa, Muhsin Başkanı arayarak “bu hükümetten desteğini çekmeniz hem partinizin hem de ülkenin menfaatine olacak” demiş, sizde “bu bir temenni mi yoksa tehdit mi?” diye sormuşsunuz. Paşa da “nasıl anlarsanız öyle” demiş, sizde “Paşa bak ben idam sehpasının altında doğru bildiğimden bir adım geri atmadım, şimdi hiçbir güç beni doğru bildiğimden geri döndüremez” demiş, telefonu kapatmışsınız. Sonra da çıkıp “Türkiye İran olmaz, Türkiye Cezayir olmaz ama birileri Türkiye’yi Suriye yapmak istiyor buna da biz müsaade etmeyiz” diye açıklama yapmışsınız doğru mu?” Başkan biraz gülerek “buna benzer şeyler oldu” dedi. Gücün karşısında salkım söğüt misali eğilenleri görünce bu anekdotu yazmak istedim.
Rahmetli Yazıcıoğlu’nun kıymeti sağlığında bilinmedi. Türk siyaseti, yalana ve vaade alışkın olduğu için oyu %2’yi geçemedi. Rahmetli Yazıcıoğlu, bir röportajında 'Türkiye’nin neresine gidersek gidelim bizi seviyorlar ama oy vermeye gelince vermiyorlar” demişti.
Yapılan anketlerde “kendi partinize oy vermeyecek olsanız hangi partiye oy verirdiniz?” sorusunda BBP ilk sıralarda yer almasına rağmen seçim sonuçlarına bu ilgi yansımadı. Şimdilerde ise ne kurduğu Parti ne de davası emin ellerde.
“Kör ölür, badem gözlü olur” derler ya ölünce kıymete bindi. Hatta MHP’li vekillerin Yazıcıoğlu’na selam vermesi bile yasaktı. Şimdilerde ise kabrini lider düzeyinde ziyaret ediyorlar. Yaşasaydı milliyetçi camia için bu derece kapsayıcı ve muteber olur muydu? Ya da bölünmüş yapıyı birleştirip, iktidar hedefi koyar mıydı? Milliyetçi liderlerde bu hırs ve ikbal beklentisi olduğu sürece zor bir süreç olurdu. Bu günlerde milli ve yerli olan, emperyalizme uşaklık yapmayan, BOP içerisinde yer almayan vatansever, dürüst ve liyakatli kadrolara o kadar çok ihtiyacımız var ki….
Ölüm yıl dönümünde onu rahmet ve özlemle anıyorum. Ruhu Tanrı Dağlarında Kürşad ile dolaşsın! Kutsal Orhun Nehri’nde yıkanıp arınsın! Ötüken’de Bilge Kağanın otağını ziyaret etsin!
Çok sevdiği peygambere komşu olsun, inşallah.
