Türkiye'de siyaset, uzun zamandır güven kaybı yaşıyor. Seçmen artık yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de eleştiriyor. Bir de siyaset, mahkeme salonlarına taşınınca işin cılkı çıktı. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Yeni Parti, kamuoyuna "yeni bir başlangıç" iddiasıyla çıktı. Parti programında demokrasi, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, sosyal devlet, liyakat, ekonomik kalkınma, şeffaf yönetim ve eşit vatandaşlık gibi başlıklar öne çıkarılıyor. Bu başlıklar doğru hedeflerdir. Lakin kurulan ya da var olan her partinin seçim beyannamelerinde yer alan temel vaatlerdir. Bunlardan biri hariç. Eşit vatandaşlık…
Bu hedefler nasıl gerçekleştirilecektir ve hangi kadro ile uygulama mekanizmalarına işlerlik kazandırılacaktır? Programda yer alan birçok alanda somut yol haritaları ortaya konamamıştır.
Türkiye seçmeni artık yalnızca parti programına değil, o programı uygulayacak kadrolara da bakmaktadır. Eğer yeni kurulan bir siyasi hareket, büyük ölçüde eski siyasetçilerin oluşturduğu bir yapı görünümü veriyorsa, "yenilik" iddiasının ikna gücü zayıflayabilir. Seçmen açısından değişim yalnızca tabela değişikliği değil; siyaset yapma kültürünün, kadro anlayışının ve yönetim zihniyetinin değişmesidir.
Seçmen, sloganlardan çok sonuç görmek istemektedir. "Değişim" sözcüğü tek başına heyecan oluşturmamaktadır. Çünkü toplum son yirmi yılda iktidar partisi AKP’den ve Erdoğan’dan çok sayıda değişim vaadi dinledi; ancak beklentilerinin önemli bir kısmının karşılanmadığını düşünüyor.
Yeni Parti, sadece mevcut iktidarı ve CB Erdoğan’ı eleştiren bir hareket olarak kalırsa, muhalif seçmenden kısa süreli bir siyasi heyecan oluşturabilir. Ancak kalıcı bir alternatif olabilmesi için ekonomi, eğitim, tarım, sanayi, teknoloji, güvenlik ve dış politika gibi alanlarda uygulanabilir, ölçülebilir ve hesap verilebilir politikalar geliştirmesi gerekecektir.
Yeni Parti programı; demokrasi, hukuk ve kurumsal devlet açısından dikkat çekici hedefler içermektedir. Lakin Türkiye’nin bugün yeni sloganlardan çok, güven veren kurumlara; yeni tartışmalardan çok, uygulanabilir çözümlere ihtiyacı vardır. Gerçek değişim, yalnızca yeni bir parti kurmakla değil; siyasetin dilini, yönetim anlayışını ve vatandaşla kurduğu güven ilişkisini değiştirebilmekle mümkündür.
Örneğin; Yeni Parti lideri Özgür Özel’in çağrı yaptığı milliyetçi demokratlar; programda yer alan "eşit vatandaşlık" ifadesine takmış görünüyor. Aslına bakılırsa bu hassasiyet toplumun büyük çoğunluğunda da var. Umarım ki, bu kavram, CIA bağlantıları olduğu iddia edilen ve WİKİLEAKS belgelerinde adı geçen Sezgin Tanrıkulu’nun etkisi ile konulmamıştır.
Hukuki açıdan bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi kanun önünde eşitlik ilkesini düzenler. Buna göre devlet, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin herkesin kanun önünde eşit olduğunu kabul eder.
Bu çerçevede Türk, Kürt, Roman, Çerkes veya Arap kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hukuken aynı vatandaşlık statüsüne sahiptir. Bu nedenle, "Türk ile Kürt hukuken eşit değildir" şeklinde genel bir ifade, mevcut anayasal düzeni doğru yansıtmaz.
“Eşit vatandaşlık” ifadesi ile “devlet hizmetlerine erişimde fırsat eşitliği, kamu yönetiminde ayrımcılığın önlenmesi, farklı kimliklerin kültürel haklarının korunması, her vatandaşın kendisini eşit derecede temsil edilmiş hissetmesi” gibi hedefler kastediliyorsa, bunda da “Türkiye'de vatandaşlar eşit değildir" anlamı çıkmaz.
Türkün de Kürtün de ana sorunu inanç ve kimlik üzerinden siyaset yapmak değildir. Ülkeye adalet, özgürlük ve refah getirilsin, herkes kardeşçe huzur içinde yaşamaya devam eder.
AB üyesi devletlerde onlarca yerel dil konuşulur, ama kendilerinde ikinci bir resmi dile izin vermezler! Fakat Yugoslavya gibi parçalamaya karar verdikleri devletlerde, ikinci resmi dil için ısrar ederler. Ana dilde eğitim alan bir Kürt gencinin gelecekte kazanımı ne olacak?
Herkesin ana dili kutsaldır. Onu ve kültürünü yaşatmak için devlet her türlü yardımı yapmalıdır. Ama ikinci bir RESMİ DİL yapamazsınız! Çünkü arkasında ARAPÇA ve başka diller de gelir. Hangi birini eğitim dili yapacaksınız? Programda Türkçenin Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak ve resmi dili olduğu vurgulanmalıydı. Ana dil başka resmi dil başkadır.
Yeni Parti’nin “eşit vatandaşlık ve ana dilde eğitim” kavramlarına açıklık getirmesi; hassasiyetleri ve bunları yansıtan simgeleri ve kavramları içselleştirmesi gerekir. Merkez siyasetin en büyük özelliği herkesi memnun etmek değil, vatandaşları ortak değerlerde buluşturmaktır.
Yeni Parti lideri Özel’in Hacı Bayram’da Cuma namazı kılarak, Birinci Meclis’te ve Anadolu Kulübü’nde toplantı yaparak yola çıkması iki açıdan güzel bir davranıştır. Hem otoriter katı laikliğin tabularını aşmak hem de muhafazakâr kitlelerle duygusal iletişim tesis etmek…
Özgür Özel ve arkadaşları konuşmalarında “Türkiye ittifakı” üzerinde duruyorlar: “Solcular, sağcılar, yurtseverler, demokratlar, milliyetçiler, muhafazakârlar, özgürlükçüler” diyerek çok geniş kesimlere seslenip, birlikte olmaya çağrı yapıyorlar. Bunun adı siyasi literatürde MERKEZ SİYASET anlayışının dışa yansımasıdır.
Özgür Özel, kitlelerde muhalefet duygusunu iyi temsil ediyor, enerjik bir mücadele yürütüyor. Lakin söylem doğru ama eylem programa yansıdığı gibi olursa; kapsayıcılık ve birleştiricilik özelliğini kaybeder.
Yeni Parti programında: “Din ve vicdan hürriyeti” ve “din eğitimi” kavramlarını da göremedim. Oysa bunlar Yeni Parti’nin de isabetle savunduğu AİHM kararlarında da var. İnanç bakımından kazanımlarını kaybetmek istemeyen, AKP’den soğumuş muhafazakâr seçmeni nasıl ikna edeceksiniz? Herkesi rahatlatacak bir laiklik tanımın yapılması da isabetli olurdu.
Taha Akyol’un tespitinde olduğu gibi “Programın ekonomi bölümünde “planlı ekonomi” kavramı var ama “kurallı piyasa ekonomisi” veya “sosyal piyasa ekonomisi” gibi Batılı sosyal demokratlarda yaygın olan kavramları da göremedim.”
Sonuç itibariyle, Milliyetçi bir demokrat olarak; “Türkçenin ortak ve resmi dil olduğunu…Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısının ve ülke bütünlüğünün korunacağını… Ana dil hakkının bu ortak dil ve ortak devlet yapısıyla birlikte güvence altına alınacağını… Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin üniter devlet yapısı içinde gerçekleştirileceğini… Eşit yurttaşlığın ortak Cumhuriyet, ortak tarih ve ortak gelecek bilinciyle birlikte ele alınacağını”, Yeni Parti programında net bir şekilde görmek isterdim. Ülkenin kurucu değerlerine, Atatürk’e, cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkmak böyle olur.