63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film kategorisinde yarışan "Cinlerin Düğünü" filminin Türkiye’deki ilk gösterimi yapıldı. Gösterimin ardından seyircilerin sorularını cevaplayan yönetmen Ferit Karahan, "Hafıza gibi çalışan bir kaos oluşturmak istedim" dedi.
"Cinlerin Düğünü" filminin Türkiye’deki ilk gösterimi, 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında gerçekleştirildi. Gösterimin ardından film ekibinin katılımıyla düzenlenen söyleşide yönetmen Ferit Karahan ile oyuncular Demet Özdemir, İlhan Şen ve Kaan Yıldırım, filme ve canlandırdıkları karakterlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Hafıza gibi çalışan bir kaos oluşturmak istedim"
Antalya’da olmaktan mutluluk duyduğunu belirten yönetmen Ferit Karahan, filmin önceki yapımlarıyla ilişkisini ve anlatım biçimini şu sözlerle anlattı: "Antalya benim bütün filmlerimi aldı. O yüzden Antalya’da olmaktan gerçekten çok mutluyum. Bence bu film, ’Cennetten Kovulmak’ ve ’Okul Tıraşı’ndan çok farklı değil. Onlar da kendi hafızamın belli kesitlerini çıkarıp seyirciye sunduğum filmlerdi. Bu film ise hafızanın kendisi gibi daha girift bir tonda gidip geliyor. Bazı şeyleri büyütüp bazı şeyleri küçültüyor. Çünkü insan hafızası böyle çalışır. Hafıza gibi çalışan bir kaos oluşturmak istedim. Filmin bir bütün olarak insanı bir kâbus gibi yakalamasını istedim. Biçimsel tercihim de biraz böyle oldu."
"Gerçeklik o kadar sert ki"
Filmin biçimsel yönüne ilişkin konuşan Karahan, "Biçim olarak gerçeküstü ögeler taşısa da daha çok gerçekliğe yakın. Bunu gerçeklikten kaçmak için yapmadım. Bizim yaşadığımız coğrafyada gerçeklik o kadar sert ki bence gerçeküstü ögelere başvurmadan gerçekliği anlatamıyoruz. Ben çocuğuma anlatırken de bunu yapıyorum. Filmin biçimsel yönü biraz da böyle gelişti" ifadelerini kullandı.
"Benim için çok özel ve çok önemli bir proje oldu"
Filmde dört kardeşten biri olan Ceren’i canlandıran Demet Özdemir, seyircilerle bir arada olmaktan heyecan duyduğunu belirterek, "Şu an sakin otursam da içimde küçücük bir çocuk var. Sizlerle birlikte olduğum için çok heyecanlıyım. Benim için çok özel ve çok önemli bir proje oldu. Bana göre çok güzel bir film, çünkü yolculuğu çok kıymetli. Sevgili Ferit Karahan’la çalışmak da çok kıymetliydi" şeklinde konuştu.
"Ceren, müthiş direniş örneklerinden biri"
Canlandırdığı karakterin yaşadığı süreci anlatan Özdemir, şöyle devam etti: "‘Bu coğrafyada’ diyerek altını çizmek istemiyorum. Çünkü bence kadınların yaşadıkları sıkıntılar ve var olma mücadeleleri bir coğrafyayla ilgili değil. Ceren özelinde ise annesinin vefatından hemen sonrası için müthiş bir kabullenişten söz edebilirim. Küçük bir kız çocuğunun, evde hem anne hem abla olmak ve herkese bakmak zorunda olduğu bir kadına dönüştüğü bir yolculuktu. Bu kabulleniş, toprak yemesiyle birlikte bence müthiş bir direnişe dönüştü. Hem bir kabullenişti hem de ona dayatılan ahlaki değerlere karşı bir direnişti. Ara ara ‘Maalesef böyle yaşayıp gideceğim, hayatım burada son bulacak’ diye kabullendiği, ancak bebeğinin kalp atışını duyduktan sonra müthiş bir umuda açıldığı ve kendince var olma mücadelesi verdiği bir yolculuktu. Kendine göre büyük bir direnişti. Sonuçta kadının yaptığı her hamle büyük bir direnişe yol açıyor. Benim için Ceren, müthiş direniş örneklerinden biri."
"En başından beri hüzün ve melankoliyi konuştuk"
Filmde Deniz’i canlandıran İlhan Şen, karakterin yolculuğunu hüzün ve melankoli üzerinden kurduklarını belirterek, şunları söyledi: "Telafi ve vazgeçmişlikten çok, hüzün ve melankoli arasındaki gidiş geliş bizim için daha önemliydi. Bazen ne kadar oyunculuk bildiğinizin, nereden gelip nereye gittiğinizin çok önemi yoktur. Çünkü bu bir yönetmen sinemasıdır. Yönetmen size bir şeyler söyler ve siz onu yapmakla yükümlüsünüzdür. Burada da aynen öyle oldu. En başından beri hüzün ve melankoliyi konuştuk. Hüzün nedir? Melankoli nedir? Depresyon nedir? Gözündeki melankoli nedir? Benim kendi adıma minicik de olsa bir çabam varsa bu, kafamın içinde neler döndüğünün seyirci tarafından anlaşılmaması üzerineydi. Belki gözümden bir şeyler anlaşılabilirdi. Sizin anladığınızla yanınızdakinin anladığının farklı olmasını istedim. O zaman Deniz karakteri adına benim için daha sinematografik bir şey olacaktı."
Şen, karakterin yolculuğuna ilişkin, "Bir şey kaybedersiniz ve onu ararsınız. Bunun adı hüzündür. Bir şey kaybedersiniz ama ne kaybettiğinizi bilmezsiniz. Buna da melankoli denir. Sevgili Ferit’le bunun üzerinden yola çıktık. Karakterin bütün yolculuğunu da bunun üzerine kurduk. Deniz’in gördüğümüz hikâyesi, en azından sinematografik olarak biraz daha bir yol hikâyesi" dedi.
"Sevgi görmeyen bireylerin biraz sertleşebileceğini düşünüyorum"
Filmde Halit’i canlandıran Kaan Yıldırım ise karakterin aile ilişkilerine değinerek, şu ifadeleri kullandı: "İnsan hayatında sevginin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sevgi görmeyen bireylerin biraz sertleşebileceğini düşünüyorum. Halit, bence ailede en az sevilen, en az düşünülen konumunda. Hatta ona hiç fırsat verilmemiş, okutulmamış. Babası bütün tasarruflarını ağabeyinden yana kullanmış. Kardeşler arasında fırsat eşitliği olmazsa bu iş çok zordur. Hepimiz hayatlarımızda bunu yaşıyoruz. Bunların hiçbirini tecrübe etmemesi onda çok büyük bir öfkeye sebep olmuş. Bence ilk rahatladığı an, babasının öldüğü an. Bu da bir insan için enteresan. En çok acı duymasını beklediğimiz an, aslında en çok rahatladığı an oluyor."
"Bütün bunları yaşamasına rağmen bırakmıyor"
Halit’in yaşadıklarına rağmen ailesinin yanında kaldığını ifade eden Yıldırım, "Bütün bunları yaşamasına rağmen bırakmıyor. Orada kalıp o insanlara bakıyor. Babası ölene kadar orada kalıyor. Ben bunu kendi içimde biraz fıtrata da bağlıyorum. Bazen birine çok şey yaparsınız, hiç geri dönüşü olmaz. Bazen bir çocuğa hiçbir şey yapmazsınız ama o çocuk orada kalır, çalışır, sonuna kadar durur. İnsanoğlu enteresan bir varlık. Günün sonunda tam ‘Kurtulacağım ve gideceğim’ dediği noktada yine aynı yerde kalıp aslında toprak oluyor. Sondaki o kaybolmayı da çok seviyorum" dedi.
Filmin konusu
Anadolu’nun ücra, zamandan yalıtılmış ve tekinsiz bir köyünde, aidiyet duygusunun en temelden sarsıldığı ağır bir trajediyi merkeze alan Cinlerin Düğünü, taşranın boğucu atmosferini güçlü bir psikolojik derinlikle beyaz perdeye taşıyor. Filmin kalbinde, yasal olarak barınmalarına izin verilmeyen, adeta üzerlerine karanlık bir örtü serilmiş izole bir evde yaşamak zorunda kalan bir ailenin hayatta kalma savaşı yatıyor. Doğdukları günden beri yakalarını bırakmayan bu köksüzlük ve peşlerine düşen o bitmek bilmeyen kötü şans hissi, aynı çatı altında büyüyen dört kardeşin yaşamlarını nesiller boyu sürecek sarsıcı bir kabusa çeviriyor.