CESUR KALEM

Bir Alimin Ölümü, Bir Alemin Ölümü Gibidir

Bir Alimin Ölümü, Bir Alemin Ölümü Gibidir

Tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, bugün (16 Mart Pazartesi) İstanbul'da binlerce kişinin katılımı ile son yolculuğuna uğurlandı. İlk olarak Galatasaray Üniversitesi’nde anma töreni düzenlenen İlber Ortaylı, “Tarihin kalbi” olarak ifade edilen Fatih Camii haziresine defnedildi.

Görev yaptığım yıllarda Şikago Üniversite’sinde yakinen tanıma şerefine eriştiğim ve sohbetlerini dinlediğim, "Tarihçilerin Kutbu" unvanıyla anılan, İlber Ortaylı’nın da hocası olan, Prof. Dr. Halil İnalcık’ın da mezarı burada yer alıyor. “İlber Ortaylı, Cumhuriyet tarihinde Fatih Camii Haziresi’ ne defnedilen 10’uncu isim oldu.”

Ortaylı’nın ölümü ülke genelinde büyük üzüntü yarattı. İslam düşünce atlasında derin bir yer tutan “Bir alimin ölümü, bir alemin ölümü gibidir” sözü İlber Ortaylı için rahatlıkla söylenebilir. Zira O, Türk tarihinin yaşayan hafızası ve milli Heredot’umuzdu. Halk O’nun içtenliğini anladı. Milletin yabancılaştığı değil, özlediği aydın karakteriydi.

Ortaylı Hoca’nın ebedi aleme göç etmesi, sadece bedeninin yok olmasından ibaret değildir, o bedenin süzgecinden geçmiş tarihi bir tecrübe, sentezlenmiş bir bakış açısı ve kendine has üslubu da dünyadan çekilmiştir.

İlber Hoca, üniversite kürsüleriyle sınırlı kalmamış; televizyon ekranlarından sosyal medyaya kadar her mecrayı birer dersliğe dönüştürmüştür. O, tarihi halka sevdiren bir alimdi. Almanca, Fransızca, Rusça, İtalyanca ve Latince gibi dillere hâkim olduğundan, tarihi olayları sadece Türk tarihine bakarak değil, dünya arşivlerinden de yararlanarak harmanlamıştır.

İlber Ortaylı, “Gaspıralı İsmail’in “Dilde, fikirde, işte birlik” düsturunu akademik sahada yaşatan, Türklerin sadece savaşçı bir millet değil, medeniyetler kuran bir kavim olduğunu tüm dünyaya anlatan bir alimdi.

Ortaylı, uzmanlık alanındaki bilgisiyle toplumsal, siyasi ve kültürel meselelerde halkı bilgilendiren, görüş bildiren ve kamuoyu oluşturan akademik veya entelektüel bir kişiydi. Amerikalılar buna “Public İntellectual” der. Yani toplumsal aydın tipi. Onu nükteleriyle, şakalarıyla, gülüşüyle, paylaşılan hükümleriyle hep anacağız.

İlber Ortaylı, sert mizaçlı ve havalı olarak bilinir. Lakin bilimsel gerçeklikten ödün de vermezdi. Antalya’da TEAM-DER Başkanı olduğum dönemde derneğe üye üniversite hocalarının teşviki ile konferans vermesi için davet etmiş, sonra ertelemek zorunda kalınca fırçasını yemiştim. Bir müddet aramızda soğuk rüzgarlar esti ama sonrasında barıştık. Çünkü ikimiz de Atlantik dünyasının maşası değildik ve Türkiye cephesinde mücadele veriyorduk.

İlber Ortaylı, günümüzün TV şovmeni, iktidarın yalakası, kıytırık akademisyenlerden değildi. Tarihi belgelerle konuşur, arşivlerin tozlarını yuta yuta, büyük emekle eriştiği bilgisine çok güvenirdi. Araştırmayan ve sorgulamayan, hamaset nutukları atan akademisyenleri ise küçümser, hatta tiye alırdı.

İlber Ortaylı’nın ölümüne Türk milletinde derin acılar yaratması ve Fatih Camii haziresine defnedilmesi; radikal dinci kesimlerde, bölücü Kürtçülerde ve bazı radikal sol kesimde rahatsızlık yarattı. Ve bu kesimler kinlerini sosyal medya hesaplarında ya da yaptıkları yorumlarda kustular. Yorumları ve eleştirileri okuyunca Yaşar Kemal’e atfedilen şu sözü aklıma geldi: “O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler; Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”

Sözde dinci bir akademisyen demiş ki: “Ömründe camiye girmemiş adamı, Cami haziresine defnetmek, kompleks ve Müslümanlara zulümdür.”  Siz önce ABD ve İsrail’in Müslümanlara yaptığı zulmü bir kınayın ya da bir eylemde bulunun da görelim!

Ortaylı’yı eleştirenlere en güzel cevabı Ayşe Sucu vermiş: “İlber Ortaylı’yı eleştirmek isteyenlerin önce şu eşiği geçmesi gerekir:

  1. Dokuz dil bilmek ve her birinin klasik terminolojisine hâkim olmak.
  2. Yerli ve yabancı arşivlerde çalışmış olmak.
  3. Belge ile yorumu ayırt edecek ilmî disipline sahip olmak.
  4. Tarih metodolojisini bilmek.
  5. Mukayeseli tarih ufkuna sahip olmak.
  6. Uzun yıllara yayılan akademik emeği göze almak.
  7. Ve en önemlisi: ilim karşısında tevazu sahibi olmak.
Hocam, bunu kime söylüyorsunuz? Bunu yapanlar okumuş cahillerdir ve bunlar cahilliklerinin ve eleştirdikleri konunun farkında bile değillerdir. Ezberledikleri şablonu tekrar etmekten başka bir şey yapmazlar.

Ve çoğunun herhangi bir eseri yoktur.

Bu tipler, Peygamberimizin “Ölülerinizin güzel işlerini yad edin, kötü taraflarını dile getirmeyin” hadisini bilmezler mi? Bilirler ama işlerine gelmez. Allah tarihi ilmine güvendiğimiz Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’na uzun ömür versin.

Yayın Tarihi
16.03.2026
Bu makale 79 kişi tarafından okunmuştur.
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Yazara Ait Diğer Makaleler

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla

Arama Yap!