(Tarih, Transferlerle Büyüyenleri Değil; Milletin Güvenini Kazananları Hatırlar.)
Son yıllarda Türkiye siyasetinde adeta bir "transfer dönemi" yaşanıyor. Muhalefet partilerinden milletvekilleri, belediye başkanları ve çeşitli siyasetçiler iktidar saflarına katılıyor. Bazen de muhalefetin birinden diğerine…İttifaklar arasından geçişleri anlarım! Parti ile sıkıntılar yaşarsın! Aynı ittifakta yer alan başka bir partiye geçersin! Lakin CHP ve İYİ Parti’den AKP’ye geçişi bir türlü çözemedim!
AKP’ye her yeni katılım, büyük törenlerle kamuoyuna sunuluyor; sanki milletin iradesi yeniden tecelli etmiş gibi bir hava oluşturuluyor. Halbuki bir siyasi partinin gücü, transfer ettiği siyasetçilerin sayısıyla değil, halkın gönlünde kurduğu güvenle ölçülür. Bana göre her transfer halkın iradesine vurulmuş bir kelepçedir.
Ne demişti, Başbakan Erdoğan? “Bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa ondan sonra o parti ile hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır.’’ (17 Aralık 2013) Ne değişti? İlkeler ve değerler değişti. AKP’den bir vekil ayrılacak gibi olsa, bu ilke geçerlidir. Ama AKP’ye katılacaksa, rozeti törenle takılıyor.
Siyasetin tabiatında vardır; bir vekilin “temel ilke” gördüğü fikirleriyle partisi çatışıyorsa, gerekçesini kamuoyuna açıklayarak, seçmenleri ile helalleşerek seçildiği partiden ayrılabilir. Etik olanı milletvekilliğinden veya başkanlık makamından da ayrılması ya da bağımsız kalmasıdır. O zaman siyasetçiler neden parti değiştiriyor? Cevabı açık:
- Siyasi pragmatizm: Bazı siyasetçiler, iktidar partisinde siyaset yapmanın seçmenlerine daha fazla hizmet götürme veya projeleri daha kolay hayata geçirme imkânı sağlayacağını düşünebilir.
- İdeolojik veya programatik ayrışma: Kendi partisinin politikalarıyla anlaşmazlığa düşen isimler farklı bir siyasi çizgiye yönelebilir.
- Parti içi sorunlar: Aday belirleme süreçleri, liderlik tartışmaları veya kişisel anlaşmazlıklar parti değişikliğine yol açabilir.
- Siyasi kariyer hesapları: Bazı siyasetçiler yeniden aday olma, görev alma veya siyasi geleceğini güvence altına alma amacıyla tercih değiştirebilir.
- Yerel yönetim dinamikleri: Özellikle belediye başkanları, merkezi idareyle daha uyumlu çalışmanın yatırım ve hizmet süreçlerini kolaylaştıracağını düşünebilir.
Bu geçişler AKP’yi güçlendirir mi? Kısa vadede kısmen güçlendirebilir. Örneğin; Mecliste sayısal üstünlüğü artırabilir. "İktidar hâlâ cazibe merkezi “algısını oluşturabilir. Muhalefetin moralini ve örgütsel bütünlüğünü olumsuz etkileyebilir. Bazı seçim bölgelerinde yerel siyasi ağı genişletebilir. Ama seçmenin tercihini değiştirmez.
Başka bir ifadeyle, bir siyasetçinin parti değiştirmesi, destekçilerinin tamamının aynı tercihi yapacağı anlamına gelmez. Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmay heyeti de biliyor ama milletvekili transferleri ile Erdoğan; Meclis’te 400 sayısını bulmak, böylece yeni bir anayasa ile üçüncü defa (aslında dördüncü) seçilmek istiyor. Bir diğer nedeni de “Terörsüz Türkiye Süreci” denilen süreci kazasız- belasız bir şekilde toplumsal mutabakat ile aşmak istiyor.
Ayrıca CB Erdoğan; kamuoyu anketlerini ve seçmen davranışlarını inceleyen araştırmaları dikkatlice takip ediyor ve kendisi de yaptırıyor. Önüne gelen bilgiler; seçmenlerin önemli bir bölümünün oyunu parti kimliği, lider, ekonomi ve güven gibi faktörlere göre verdiğini göstermektedir. Zira transfer edilen milletvekili:
- Transfer olduğu partinin teşkilatları ve seçmeni tarafından da tam olarak benimsenmeyebilir.
- Başka bir Parti’nin muhalif oyları ile seçilip, ağır bir şekilde eleştirdiği partiye geçiş; "ahlak ve siyasi etik” bakımından hoş karşılanmayabilir.
Parti değiştirmelerde seçenlerle ile seçilmişleri aynı kefeye koymak yanlış olur. Seçmen partisinin gidişatını beğenmez, istifa eder, istediği başka partiye geçer. Kimse bir söz söyleme hakkına sahip değildir. Ama milletvekili ve belediye başkanı transferleri seçmen transferine benzemez. “Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” da var.
Ya muhalefet? Onlar da sütten çıkmış ak kaşık değil. İstifa edenlere söylenen bunca söz, onu o makamlara taşıyanlara da söylenebilir mi? “Eşeği çalan hırsız yakalanır. Kadı’nın huzuruna çıkarılır. Sorulur: “Neden çaldın?” “Kapıyı açık bırakan ev sahibinin hiç mi suçu yok? Sahi, bu ilkesiz milletvekillerini aday yapmak için çok mu aradınız?
“Siyaset gidenlerle değil, kalanlarla yapılır.” Doğru. Lakin sık yaşanan ayrılıklar; parti içi birlik sorunlarına, aday belirleme yöntemlerine, teşkilat yapısına, liderlik anlayışına ilişkin tartışmaları artırabilir. Muhalefetin bunu yalnızca "ihanet" söylemiyle açıklaması, seçmen nezdinde yeterli olmayabilir.
Aynı şekilde iktidarın da her transferi kalıcı bir siyasi kazanım olarak görmesi yanlıştır. Bunca adamı seçimde nereye koyacaktır, kendi teşkilat yapıları ile yeni gelenleri nasıl kaynaştıracaktır? Hele seçimlerde adaylık rekabeti bir başlasın, “dananın kuyruğu işte o zaman kopacak.”
“Seçimlerde Türkiye ekonomik koşullar, hukuk devleti algısı, kamu hizmetlerinin niteliği, seçmenin güveni ve partilerin ürettikleri politikalar, bireysel parti değiştirmelerden daha belirleyicidir” demiştik. Tekrar etmek gerekirse, Türkiye iyi yönetilmediği sürece bu geçişlerin iktidarı kesin olarak güçlendirdiği söylenemez.
İlk bakışta muhalefetten iktidar partisine geçen milletvekilleri veya belediye başkanları iktidar açısından bir güç gösterisi gibi algılanabilir. Lakin."Düne kadar sert şekilde eleştirdiğiniz bir siyasetçi bugün nasıl oldu da aynı ilkelerin temsilcisi hâline geldi?" Bu soru yalnızca transfer olan siyasetçiye değil, onu kabul eden partiye de yöneltilir.
Transferler faydadan çok zarar da verebilir:
- "İlke değil çıkar siyaseti" algısı oluşturabilir. ("AKP; herkesi bünyesine alan pragmatik bir yapı" haline dönüşebilir.)
- Transfer edilen kişiler hakkında çıkarılan dedikodular ve eleştiriler AKP teşkilatında rahatsızlık yaratabilir. (Bu durum, teşkilatlarda motivasyon kaybına, küskünlüklere ve huzursuzluğa neden olabilir.)
- Adaylık rekabetini artırabilir. (Transfer edilen milletvekili veya belediye başkanının yeniden aday gösterilmesi parti içinde gruplaşmaları ve iç çekişmeleri artırabilir.)
- Parti kimliğinin bulanıklaşmasına yol açabilir. Siyasette kapsayıcılık elbette değerlidir; ancak kapsayıcılık ile ilkesizlik arasında ince bir çizgi vardır. O çizginin kaybolması, değerlerde erozyon ve güven kaybını beraberinde getirebilir.
- Beklentilerin yönetilememesi: Transferler, ileride yeni iç gerilimlere veya ayrılıklara neden olabilir.
Sonuç olarak İktidar, rakiplerinden ne kadar çok isim transfer ederse etsin, vatandaşın mutfağındaki yangını söndüremiyorsa, gençlerin gelecek kaygısını azaltamıyorsa ve adalet duygusunu güçlendiremiyorsa, bu transferlerin siyasi değeri sınırlı kalır. “Demokrasilerde güçlü iktidarlar, transferlerle değil; özgür rekabetle, güçlü kurumlarla ve halkın yeniden verdiği yetkiyle ayakta kalırlar.” Çünkü siyasette en değerli transfer; milletvekillerinin değil, milletin güveninin kazanılmasıdır.